10 Eylül 2017 Pazar

KURBAN GELENEĞİ - DİNİ KONULARDA SORU SORMAK

Yeryüzünde binlerce  "din" var. (tam sayı için wikipedia'dan bakıp sonradan yazacağım)
 Binlerce "peygamber" var. 
Bir 'kutsal kitabı' olan / olduğuna inanılan dört "peygamber" var. (Muhammed, İsa, Musa, Davut)
İslam dininden sonra da yüzlerce  "din" ve 'dini lider', 'tarikat lideri' ortaya çıktı.
Mesela Jim Jones gibileri yüzlerce müridiyle intihar ettiler. Bir tanesi yüzünden geçenlerde Hindistan'da nerdeyse iç savaş çıkıyordu.


Hint guruya tecavüz cezası ülkeyi birbirine kattı


Bu dinlerin pekçoğunda insanların, yaratıcıya bir 'şey' kurban etme geleneği var. Bu 'şey' daha ilkel dönemlerde insanlardı. Mesela Aztek uygarlığında, sunaklarda, tapınaklarda Allah için bakire kızlar veya suçlu mahkumlar kurban edilirdi.  'Tanrılara'  insan kurban etme çok uygarlıkta vardı. İnsanlara "dinde soru sormak" olmaz diye dikte edildiğinden, bir gün kendilerinin veya yakınlarının başına geleceğinden çok korksalar da,  Allah adına / inanç adına olduğundan sorgusuz - sualsiz kabullenirlerdi. 

Dini konularda soru sormanın, inanç / Allah için yapılan şeyler hakkında 'Niye?" diye sormanın 'tabu' veya 'yasak' olması, her dönemde, her çağda, günümüzde de  'dini lider' ya da 'tarikat lideri' olduğunu söyleyen kişilerin işine gelmiştir. Mesela pekçok "İslamcı" terör örgütü bu sayede, gönüllü olarak 'canlı bomba' /olan kadın, erkek hatta çocuk yaşta insanlar bulmaktadır. Çocuklar zaten çocuk olduklarından ikna edilmeleri kolaydır. Hele bu 'ikna' bir de 'din', 'Allah' içinse,  "Allah için canlı bomba olacaksın" deyince, Allah için, din için sorgusuz, sualsiz kabullenirler. Yoksa, normal zekada bir insan herhalde kendisini patlatmayı kabul etmez.  Psikolojide normal zekaya sahip, akıl hastası olmayan insanın 'intihar' düşüncesini asla düşünmediğini biliyoruz. Günümüzde ise 'intihar' ikinci büyük ölüm sebebi. Beynimiz tamamen kimyasal hormonlardan, salgılardan oluştuğundan, beynimizin kimyası bozulunca, 'intihar' fikrine kapılıyormuşuz. Yani depresyon filan hikayeymiş ki, bunu güvenilir bir kaynaktan, BÜ psikoloji bölümü son sınıf öğrencisinden dinledim. Ona da hocaları anlatmış. 

Yine normal zekada bir insana 

"Bana bileziklerini ver, evini sat parasını bana ver"

derseniz kabul etmez. Ama "Allah / din" adına seve seve verirler. Almanya'da pekçok gurbetçi Müslüman Türk, 'din' adına, 'Allah' adına karılarının bileziklerini satıp, fazladan evleri varsa satıp, 'din', 'Allah' için 'bağış', 'himmet' vs. toplayanlara vermiştir. Yüzyılın Yolsuzluğu ismiyle çok büyük dolandırıcılık yapan Deniz Feneri Derneği, İhlas holding ve benzeri 'dini' holdingler, Jet Fadıl denen kişi ve Fethullah Gülen bu konuda aklıma ilk gelen örnekler. Google'da "Deniz Feneri- Yüzyılın Yolsuzluğu" diye aratırsanız epey belgeye, makaleye, köşe yazısına rastlarsınız. Fethullah Gülen'in de muntazaman 'himmet', 'bağış' diye kurban derisi, bilezik, para, döviz, ev, arsa topladığını gazeteler yazdı. Okullar vs. hepsi para kaynağı ve sonunda gördünüz Fettoş'un ne olduğunu. Dini konularda soru sormaktan korkmasaydınız "İlkokulu bile bitirememiş, sonradan dışarıdan sınav girmiş, öğretmenler acıyıp eline ilkokul diploması tutuşturmuş bir adamın sümüklü mendilini almak için zeka özürlü olmak gerekir derdiniz." Tabii şu da var, din nasıl bir şey ki, böyle biri bile sizi kandırabiliyor?  Soru sormak yasak olduğu için olabilir mi? Soru sormayan birini kandırmak daha kolaydır. Jet Fadıl, son olarak Hac'ca gidip orada fotoğraflar çektirdi. Başına 'dini' sembol sayılan şeyler giydi. Akıllı bir adam. "Din", "Allah", "peygamber" deyince, insanların 'soru sormaktan çekineceklerini' biliyor olmalı.


jet fadıl hac ile ilgili görsel sonucu
İnsanlar Allah ve din konusunda soru sormanın yasak olduğunu, yanlış olduğunu, tabu olduğunu düşündüklerinden, kurban denilen gelenek konusunda da - doğal olarak - soru sormak, kurcalamak istemiyorlar. Dünyanın düz olduğunu iddia eden bir AKP'li milletvekili olduğuna göre, kurban geleneğinin İslam'dan çok daha önceki tüm ilkel dinlerde de var olduğunu bilmeyen sade vatandaşların sayısı da bir hayli fazla olmalı. Sokakta vatandaşlara mikrofon tutup

"Kıbrıs nerede?"

dediler ve kimisi "Avrupa'da", kimisi "Afrika kıyılarında" filan demişti. Youtube'da vardır görüntüleri yani oldukça cahil bir toplumuz ne yazık ki. Cehalet çoğaldıkça, 'din' adına kandırılmak da çoğalıyor. Bunu bir yerde okumadım, benim şahsi gözlemim, kişisel düşüncem. Bir toplum ne kadar cahilse, dini terör örgütleri, dini tarikatlar o toplumda bol sulu toprakta yetişen bitki gibi serpiliyor, büyüyor, palazlanıyor. Niye Norveç'te dini terör örgütü çıkmıyor da hep İslam ülkelerinde çıkıyor? Sebebi cehalet. Yani eğitimin tam tersi durum. Hollanda nüfusu kadar okuma yazma bilmeyen vatandaş yüzünden bu durumdayız biz de.

İşte böyle  vatandaşlar "İbrahim'in oğlunu kesecekken gökten koç gönderilmesi" efsanesine  (kusura bakmayın efsane diyorum, dine hakaret etmiyorum, bunu dine hakaret olarak algılamak mantıksız çünkü  çünkü bilim için din zaten 'dogma' dır, efsanelerden oluşur, düşünürseniz tüm peygamberler insandır. Sizin gibi birer insan, dinler hakkında bildiğimiz her şeyin de kanıtı yine insanlardır. Yani gökten koç indiğini söyleyen, iddia eden de bir insandır. Peygamber olsa da insandır. Tüm peygamberler insan değil mi? İnsan. Kanıt olarak CD, flashbellek, video olmadığına göre de bu koç indirme olayının da kaynağı yine bir insan olan İbrahim peygamberdir. Gerçekten, %100 olup olmadığını asla bilemezsiniz. Dinlerin tümü insanların - peygamberlerin de insan olduğunu unutmuyoruz -  anlattıklarına dayanır.



jim jones people s temple ile ilgili görsel sonucu

Dini tarikat müritlerinin
toplu intiharı...:(


Bilimsel olarak böyle bir olayın olduğunu kanıtlayacak CD, video görüntüsü elimizde yok) can-ı gönülden inanıyor. Düşünürseniz insanlar evlerinde para sayma makinaları, ayakkabı kutularında milyon Dolarların çıktığı bakanlarla ilgili ses kayıtlarına bile inanmadılar. 'Komplo' dediler. Polisin el koyduğu Dolarları faiziyle geri almaları bile o insanları ikna etmedi. İnsanlar ses kaydına, para sayma makinalarına inanmıyorlar ama kanıtsız, görüntüsüz, videosuz olsa da gökten bir meleğin 'koç' indirdiğine inanıyorlarsa tek sebep 'din' konusunda soru sormanın yasak olmasıdır. Başka bir deyişle, konu 'din' olunca sorugusuz, sualsiz, kanıtsız, CD'siz inanmak durumundayız. 

Bu konuda daha önce korkunçlu video görüntüsü yüzünden sildiğim yazıda, sevgili ve inançlı bir arkadaşım, "İnsanlar biri tarafından yönetilmeyi sevmezler" demişti. Dini konularda soru soranların bu şekilde düşündüğünü ve o yüzden dini konularla ilgili, kurban geleneği ile ilgili sorular sorduklarını düşündüğü için sanırım böyle yorumlamıştı.

Ben sevgili arkadaşımın tam tersini düşünüyorum. Bence insanlar  'üstün bir varlık' tarafından yönetilmeyi sever ve isterler. Ben isterim mesela. Dualarımızı duyacak, işitecek, kabul edecek, beddualarımızı duyacak, bize veya bir yakınımıza kötülük edeni cezalandırmasını isteyeceğimiz bir üstün varlığın olması düşüncesi bizi rahatlatır. Niye istemeyelim? Tam tersine bir Allah'ın olmaması fikri rahatsız edicidir. Çünkü bu, koskoca kainatta yapayalnız ve çaresiz olarak, korunmasız olarak bulunduğumuz anlamına gelir. Allah inancı zaten insanın üstün ve koruyucu bir varlık arayışıyla doğmuş olabilir. Yıldırımlar çakıyor, depremler oluyor, yer yarılıyor, seller oluyor, kuraklık, kıtlık, susuzluk oluyor. Kime sığınacağız? Kim bizi koruyacak? Bir 'yaratıcı' , bizi yönetecek, duyacak, acıyacak, koruyacak, merhamet edecek bir 'üstün varlık' olduğunu bilirsek, en azından içimiz rahatlar. 

Dolayısıyla 'din' gibi konularda soru soran insanlar bir üstün varlık tarafından yönetilme fikrini sevmediklerinden değil, sadece gerçeği arama merakından ve  mantıklarını kullandıklarından soru sormaktadırlar. Yoksa üstün bir varlığın bizi koruduğu fikri kimi mutlu etmez ki? Ben şahsen çok mutlu olurdum. Dualarımızın duyulduğunu bilmekten de çok mutluluk duyardım. Tersi inanın mutsuzluk getiriyor. Çünkü tersi, dünyada yapayalnız olduğu fikri hoş değildir.  Çünkü tersi şu kötülerle dolu, kötüler olmasa bile deprem, yıldırım, sel, kıtlık gibi afet ve trafik kazası, maden kazası, ev kazası, hastalıklarla, tehlikelerle dolu dünyada tek ve 'korumasız' kalmak demek ki, kötü bir duygu.:( Hatta bu yüzden deist ve ateistlerin mutsuz olduklarını düşünüyorum. Olmayabilirler de ya da kimi mutlu, kimi mutsuzdur bilemiyorum. Ben 'deist ve agnostik' takılıyorum diyeyim ve bu beni bazen mutsuz ediyor. Bilimin, aklımın, vicdanımın, ahlakımın dediği bana doğru geliyor ama kalbim "Keşke merhametli, koruyan, kollayan bir Allah olsa, o zaman içim daha rahat ederdi" diyor. Hani uzun yola çıkıyorsunuz, ya da yakınlarınız uzun yola çıkıyor, kendiniz ya da yakınlarınız için dua ediyorsunuz, arkasından su döküyorsunuz, içinizden "Aman kaza olmasın, Allah korusun." diyorsunuz ama üstün bir varlık yoksa duamızı kimse duymayacak olması  fikri insanı ne kadar mutsuz eder tahmin edebilirsiniz. Soru sormak, mantık, bilim evet insanı mutsuz da edebiliyor, soru sorma, hiç sorgulamadan kabul edersen 'mutlu oluyorsun.' :) Belki de o yüzden insanlar dini konularda soru sormak istemiyor, sorma, mutlu ol. :)

Yani demek ki, 'din', 'inanç', 'yaratıcı' konularda soru soran insanlar bir üstün varlık tarafından yönetilmekten hoşlanmadıklarından soru sormuyorlar, tam tersine gerçekten böyle bir şey olabilir mi? Olamazsa ne olacak? Dinler nasıl ortaya çıkmıştır? Neden her yıl hayvanları kurban ediyoruz? İbrahim-koç- efsanesinin kökeni nedir? Niye soru sormaya korkuyoruz? gibi şeyleri meraklarından ve gerçeği bilmek istemelerinden kaynaklanıyor. Bazılarının sandığı gibi 'din düşmanlığı' filan da asla değil. Zaten dinlere inanmayan biri, inanmadığı bir şeye düşman da olamaz. Olsa olsa din adına yapılan ve ona ters gelen gelenekleri eleştirir durur. 

Ne diyordum?

Kurban geleneği çok önceki dinlerde de vardı. Hatta hayvan değil insan kurban edilirdi. Din adına soru sormak tabu olduğundan da kimse buna karşı gelemezdi. Karşı gelirseniz 'din düşmanı' olarak itham edilirdiniz ve muhtemelen yine öldürülürdünüz.

İşte şimdi burada düşünmek lazım. "Din" , "kurban geleneği",  'hayvan kurban etmenin kökenleri', gibi konularda soru sormak tabu  olunca, ortaya nasıl sonuçlar çıkabilir? Yine başa döndük: Jet Fadıl, Deniz Feneri, İhlas Holding, Fethullah Gülen. Normal zekayla yapılmayacak şeylerin yapmaları için kolayca ikna edilmek.

"Kızım niye tüm bileziklerini Jet Fadıl'a verdin?"

"Çünkü 'din' adına soru sormak olmaz. Din, Allah, peygamber, inanç deyince, sormadan, kurçalamadan vermek gerekir. Bana böyle öğretildi."

"Oğlunuz niye 'canlı bomba' oldu?"

"Din adına diyerek oğlumu kandırmışlar. Allah yoluna demişler."

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Dini konularda soru sormak tabu olduğu müddetçe, sadece üçkağıtçı, sahtekarların, dolandırıcıların, politikacıların kurbanı değil, terörist ve tecavüzcü sapıkların da kurbanı olabiliriz. Katolik kilisesinde papazlar yüzyıllarca oğlan çocuklara tecavüz ettiler. Hatta Papa bu yüzden özür diledi. (Gerçi neye yarar özür). O çocuklar 'din' adına ve  'dini' otorite belledikleri kişilere karşı gelmek 'dine' karşı gelmek gibi olacağından ses çıkartmadılar. Korktular, utandılar, karşılarındaki koskoca papazlar, rahipler, piskoposlardı. İnsanlar çocuklara mı, 'din' otoritelerine mi inanırdı? Yıllar sonra büyüyünce bazıları polise konuşup, o papazları yakalattılar. İş işten geçtikten sonra. :(

Tekrar 'din' adına 'hayvanları kesmek' konusuna dönelim. Bir çocuk için de, bir yetişkin için de korku filmi, şiddet içeren, kesmeli, asmalı, öldürmeli gerilim filmleri, çizgi filmleri, romanları okumak travma yaratabilir, psikolojilerini bozabilir. O yüzden eğitimciler, psikologlar ve uzman doktorlar anne, babalara 

"Çocuklarınıza şiddet içeren, asmalı, kesmeli, kanlı çizgi film, film, dizi izlettirmeyin"

diye tavsiyede bulunuyorlar. Değil çocuk, ben, bu yaşımda, öyle çok korkunç, şeytanlı, iblisli filmlere bakmıyorum. Psikolojim durduk yere bozulmasın değil mi? Ama işin içine 'din' girince, çoluk çocuk 'din' sorgulanmaz diyerek bir koyunun, bir dananın, bir canlının boğazlanmasını, öldürülmesini izletiyoruz. O zaman burada düşünmek gerekir. Bu gerçekten gerekli mi diye. Hadi çocukları geçtim. Bilinçli ana-babalar çocuklarına izletirmiyorlar diyelim. Yine de, bahçeli evi olan, bayramdan diyelim bir ay önce bir koyun alıp bahçesine koyan, o koyuna yem veren, su veren, okşayan, onu belki sevmeye başlayan - evet sevmek dünyanın en güzel şeyi- bir çocuğun kendisine izlettirilmese de "Sen dışarı çıkma biz koyunu keseceğiz" demeleri yine travma yaratmaz mı? Günlerce eliyle beslediği, duygusal bağ kurduğu hayvanı tabağında görmek travma olmaz mı?

Bence bir düşünün. Böyle yaşanmış çok travmatik hikaye var. Film de var. İsmini hatırlamıyorum ama bir filmde, Şükran Günü için hindi alıp, daha 'semiz' olması için günlerce hindiyi besleyen bir ailenin çocukları ne yapıp ettiler  o hindinin kesilmesini önlediler ve hindi evcil hayvanları oldu. :) Yani mutlu sonla bitti film.

Kurban ve 'şiddet' ilişkisinde şunu da unutmamak gerekiyor. Hani diyoruz ya

"Aman çocuğunuza şiddet içeren dizi / çizgi film / anime seyrettirmeyin. Kötü etkiler, psikolojisini bozar"

diye. FBI raporları, polis tutanakları, kayıtları, uzman psikiyatrist, psikolog araştırmalarına göre tüm seri katiller öldürme işine önce kedi, köpek gibi ele geçirilmesi kolay canlılarla başlamışlar. :( Maalesef böyle de bir gerçek var. Yani kesmek, biçmek, doğramak insanın gerçekten psikolojisini bozuyor. Her yıl bir canlının kesilmesini izlemek de bir çocuğun eğer zaten psikolojisi çok iyi değilse, ailesinde kötü şeyler yaşanıyorsa, uyuşturucu filan kullanıyorsa, şiddete eğilimliyse, psikolojisini hepten bozabilir, ileride seri katil bile olabilir. Suriyeli hamile kadını ve çocuğunu katledenlerin bir tavuk kesimhanesinde çalıştığını okuduk. Hatta kurbanın kocası da aynı kesimhanede çalışıyormuş ama sonra ayrılmıştı. (Aklımda yanlış kalmadıysa)Zaten acımasız olan o iki adam, bütün gün tavuk kese kese, daha da acımasız olmuşlar. Bu demek değil ki, her bahçesinde kurban kesen ya da her market çalışanı seri katil olacak ama Ahmet olmaz, Mehmet olmaz, o olmaz, bu olmaz, öteki olur. İnsanın psikolojisine uygun bir meslek değil. Hatta cerrahlardan, doktorlardan bile seri katil çıkmasının sebebidir bu 'kesip-biçme' işi. Her doktor seri katil olacak değil tabii ki.  

Tabii bir de şu var, sormadan doğruluğunu kabul ediyoruz ama İbrahim peygamber gerçekten Allah'tan bir erkek çocuk istedi ve onu kesmek için söz verdi mi? Şimdi normal zekayla düşünelim: Bir  çocuğunuzun olmasını çok istiyorsunuz. Ne yaparsınız? Tüp bebek tedavisi görürsünüz, doktorlara gidersiniz, inançlı biriyseniz Allah'a bolbol dua edersiniz, türbelere bile gidersiniz "Allah'ım ne olur bana bir erkek / kız çocuk ver." diye.

Peki o kadar çok istediğiniz bu çocuğu Allah verirse, ona şükretmek için ne yaparsınız? Çeşitli şeyler yapabilirsiniz. Mesela tüm oradaki konu komşuya ziyafet verebilirsiniz, size borcu olanların borcunu affedebilirsiniz, fakir fukaraya altın, gümüş - o zamanlar para yoktu altın, gümüş vardı diye - verirsiniz, niye çok istediğiniz bebeği kesmek isteyeseniz ki? 

Mesela ben bir kedim olmasını çok istiyorum, günlerce Allah'a yalvarıyorum, dualar ediyorum, Allah'ım ne olur bana bir kedi ver. Verirsen onu senin için keseceğim!!! demem yani. Verirsen o kediye çok iyi bakacağıma söz veririm derim. 

Olaya yaratıcının açısından bakmaya çalışalım. Allah neden bir kulunun böyle mantıksızı geçtim delice isteğini kabul etsin?  "Ya sen aklını mı yitirdin? Niye o kadar çok istediğin oğlunu keseceksin? Yok keseceksen sana niye oğul vereyim? " demesi daha mantıklı gelmiyor mu size de? Bu adam 'baba' olacak. Baba olacak ama evladını kesmekten söz ediyor.

Bir "evladımın olmasını 'çok istiyorum' diyor,
Bir  "evladımı senin uğruna keseceğim' diyor.

Burada bir çelişki, normal zeka dışı bir durum yok mu? Bunu günümüzde diyen birine ne yapılır sizce?  Din, bize Allah'ın çok merhametli olduğu öğretti. Bu doğru mu? Doğruysa, çok merhametli bir Allah, böyle birine sizce bir evlat verir mi? İkincisi: 'Denemek için yaptı'. Bunu söylemek ise bence Allah'a hakaret. Niye mi? Açıklayayım: Allah, İbrahim'in kendisini sevip sevmediğini veya ne kadar çok sevdiğini ya da yeterince sevip sevmediğini denemek için yüzlerce şeyle onu deneyebilir. Yani o küçük çocuğa "Oğlum birazdan bıçakla seni kesip öldüreceğim. Rüyamda gördüm de." travması niye yaşatsın? O çocuğu sırf 'denemek' için böyle korkunç bir an yaşatsın? Ayrıca Allah çocuk mu yaa? Ne kadar sevilip, sevilmediği hakkında bir insanın rüyasına girip, ona "Beni seviyorsan oğlunu kes bakalım" desin? Üstün bir varlığa tamamen insanlara özgü 'beni ne kadar seviyorsun, çok mu seviyorsun, az mı gibi davranışları yakıştırmak Allah'a hakaret değil mi? Ayrıca gerek de yok, Allah zaten her şeyi gören bir varlık değil mi? İbrahim ya da Ahmet, Ayşe kimin kendisini ne kadar sevdiğini, sevmediğini, inandığını, yalandan inandığını, herkesin kalbinin için zaten bilmiyor mu? Biliyor. E? Niye böyle hem baba, hem çocuk için travmatik 'deneme' lere kalkışsın? Hatta ben üstün bir yaratıcı varsa onun insanların kendisini ne kadar sevdiğiyle - sevmediğiyle pek ilgileneceğini de düşünmem. Yarattığı dünyayı ne kadar koruyup, yarattığı canlıları ne kadar sevip koruduğu, diğer insanları sevip sevmediğiyle ilgilenebilir. Yarattıklarını izliyorsa tanrısal ve bilimsel bir amaç için izliyordur, bakalım nasıl evrimleşecekler? Nereye kadar gelişecekler? Eğer dünyayı sevgi döndürüyorsa, tanrının da sevgi dolu olması gerekir. Bence yukarıdan tanrı bu gezegene bakıyorsa şöyle diyordur "Hale bak, bin yıllardır sevgiyi öğrenemediler, birbirlerini sevmiyorlar, kedileri, köpekleri, atları, inekleri sevmiyorlar, sürekli savaşıyorlar, doğayı kirletiyorlar, gelişemiyorlar, evrimleşemiyorlar, teknoloji geliştirdiler ama hala taş devrindeki kadar ilkeller" diyordur.

Yine kurban geleneğine dönelim: Bu "Koç indirilme" olayının sebebi "o güne kadar et yenmiyordu da, o günden sonra insanlar et yemeye başladı" olabilir mi? Yine mantıklı değil. İnsanlar ilk çağlardan itibaren zaten avlanıyor ve et yiyorlardı.

Bu arada şu da var, tüm dünya Müslüman olsa, o zaman tüm dünya her yıl 'Kurban Bayramı'nda hayvan kesecek değil mi? Hemen "Ay ne güzel olurdu, tüm dünya Müslüman olsaydı" diyeceksiniz. Ama bilimsel düşünün, mantıklı düşünün. Dünya nüfusu kaç milyar? Dünyadaki sığır vs. büyükbaş hayvan nüfusu ne kadar? Yani tüm dünya Müslüman olsa, birkaç yıl içinde dünyadaki sığır nüfusu yok olur ve et yiyemezsiniz. (bak: şuradan)

Yine Kurban geleneği, İbrahim'in oğlunu kesme efsanesine gelelim:
Günümüzde olsaydı böyle bir olay,  2017 yılında yaşasaydı ve bir insan "Rüyamda Allah'la konuştum, oğlumu onun için keseceğim." deseydi, çocuk hemen sosyal hizmetlere verilir. O kişi de psikiyatr doktorlar tarafından tedaviye alınırdı. Böyle olacağından kuşkunuz yok değil mi? Bu dine hakaret değil, öyle algılamayın. Binlerce yıl öncesinin düşünce tarzı ile günümüzün düşünce tarzı arasında büyük fark var. Şimdi yaşansa asla inanmayacağınız, asla onaylamayacağınız bir olaya niye inanıyoruz? Sadece 'din' sorgulanmaz olduğu için. Ama bu şuna da yol açıyor. Bir şey niye sorgulanmaz? Ne zararı var? Yani Bir konu hakkında soru sormak kötü bir şey değil ki? Tam tersine soru sormak insanı bilgiye, gerçeğe götürür. Soracağız ki, nedenini, niçinini anlayalım.  İnsan niçin sorar? Öğrenmek için, bilmek için. Ayrıca kutsal kitapta "Tanrı hakkında, din hakkında soru sormanın yasak olduğuna" ilişkin bir ayet duymadım. Düşünün: Allan niye beyin vermiş? Düşünmeniz, soru sormamız için. Soru sormamızı istemeseydi, her şeye "zzzzt evet"  diyen otomat // robot / makine gibi yaratırdı,  Yani mesela beş yaşında bir çocuk Allah'a

"Allah'ım zürafaların boynunu niye böyle uzun yarattın?"

diye soruyor. Ne var bunda? Ne zarar var? Tanrı buna niye kızsın? Bence kızmaz hoşuna bile gider aklını kullandığı için. Soracak ki, öğrenecek. Benzer şekilde;

"Tanrı'm dünyayı niye yarattın? Bizleri niye yarattın? Hayvanları niye yarattın?vs. vs." diye aklına gelen soruları sormak bir kul için gayet doğal bir şey. Hiç mi insan merak etmez bunlar? Tanrı bir kainat yaratmış, insanlar yaratmış, dinler var, peygamberler var, anlatılan olaylar, rivayetler, efsaneler var, bunların hepsi insanın merak edip soracağı şeyler. Sorması çok doğal. Sormaması tuhaf geliyor bana. İnsan hiç mi niye dünyanın yaratıldığını merak etmez mesela.

Soru sormanın yasak olması insanları nasıl etkiliyor? Şöyle düşünün

Ben hep şuna inanırım: Her şeyin fazlasının zarar olduğuna, başka bir deyişle her şeyi kararında yaparsan güzel oluyor, zararsız oluyor. Mesela dindarsınız, Allah'a inanıyorsunuz, işte dini vecibelerinizi yerine getiriyorsunuz. Camiye gitmek, oruç tutmak, namaz kılmak, dua etmek gibi. Ama fazlası insanı aklından edebiliyor. Allah istedi oğlumu keseyim, Allah için canlı bomba olayım, filan şeyh istedi bileziklerimi vereyim, arsamı satıp parasını filan şeyhe vereyim.

Yani Allah gerçekten bizlerin yılda bir kez hayvan kesmemizi istedi mi? Allah istemeseydi hepimiz vejeteryan mı olacaktık? Yooo. Hayvanları yine kesecektik çünkü insanların %90 - bilemiyorum- etobur. Ben ve benim gibi vejeteryan olanların sayısı az. O zaman sadece bir dini efsaneyi yerine getirmiş olmak için mi her yıl böyle bir geleneği sürdürüyoruz? Sanırım öyle.

Dini konularda soru sormanın yasak olmasının bence çok kötü bir sonucu da var:
Şöyle ki, soru sormayan gerçeği öğrenmez, işin aslını bilemez, bilmedikçe din adına ona söylenen, telkin edilen her şeye ama her şeye sorgusuz, sualsiz inanır. Fethullah Gülen, Jet Fadıl, filan tarikat, falan tarikat, Jim Jones tarikatı ama ne kötü sonucu, insanların tıpkı İbrahim gibi Allah ile konuştuğuna inanması, cinler, perilerle kafayı bozup kendini akıl hastanesinde bulması. Şaka yapmıyorum, inanmayan kendi bulunduğu şehirdeki akıl hastanesine gidip araştırsın. Hastaların yarısı 'siyaset'; diğer yarısı 'din' yüzünden kafayı yemişler. Hepsi Allah ile konuştuğunu iddia ediyormuş. Yani akıl hastaneleri yüzlerce 'peygamber' ile dolu durumda. Bunu çok güvenilir bir kaynakta, orada staj yapan psikoloji bölümü öğrencisinden aldım. Şaka gibi ama aynen şöyle dedi:
"Bir sürü peygamberle konuştuk."   İlginç ve önemli bir ayrıntı da istisnasız bu 'Allah ile konuştuğunu iddia eden' hastaların hepsi erkekmiş. "Grandiose kompleksi' yani 'büyüklük kompleksi' nedense ençok erkeklere musallat oluyormuş. Sebebi kesin değil. Belki fiziksel olarak daha güçlü olduklarındandır. Ve onlar tedavi oldu denilip evlerine gönderiliyor sonra yerine yeni 'peygamberler' geliyormuş. :(  Sadece çok tehlikeli olanlar salınmıyormuş.

Kısaca dindar olun, bir zararı yok, Allah'a inanın, duanızı edin, namazınızı kılın, orucunuzu tutun, sizi mutlu ediyorsa, huzur veriyorsa ne mutlu size.  Kurban da - ben ne yazsam da-  keseceksiniz biliyorum zaten her gün mezbahalarda da hayvan kesiliyor. Ama kafayı fazla dine takmayın. Bence dinlerin amacı insana HUZUR ve MUTLULUK vermektir. Bunu yapmıyorsa yanlış bir şeyler vardır. "Yılbaşı kutlayanları bombalayın, soru sormayın, oruç tutmayanı dövün vs.) şeyler dikte ediyorsa o şeye din diyemem, Bombalayana huzur veriyorsa, o kişi zaten şizofren, psikopattır dindar değildir.


Eğer dini konularda soru sormaya korkmuyorsanız ya da aklınızda sorular varsa şu tweet hesabını takip etmenizi öneririm: Aklın Gözü

Soru sormaktan korkmayalım, Allah da soru sormamız için bize akıl, beyin vermiş. Yoksa bizi robot gibi yapardı. Hiçbir şeyi sorgulamazdık. Soru sormamak bir şeyi veya o şeyi yok saymaktır, kafayı kuma gömmektir ya da "Ben yaratıcıya çok güveniyorum, o kadar güveniyorum ki, soru sormaya ihtiyacım yok, bir bildiği vardır" diyerek soru sormayabiliriz. Ancak 6 aylık bebek 50 yaşındaki adamın tecavüzüyle can verirken Allah'ın bunlara nasıl izin verdiğini ya da daha anasının karnından doğan zebranın aslan tarafından yenmesine göz yummasını 'Allah'ın bir bildiği vardır' diyerek yok sayamıyorum. Tamam siz sormayın ama ben soruyorum, Allah beni de soracak şekilde yaratmış o zaman. Çünkü kesmek, asmak gibi şiddet içeren şeyleri merhametli Allah'a yakıştıramıyorum. Allah varsa sevgi dolu olmalı, merhametli olmalı. Büyük balık küçük balığı yesin, güçlü olan güçsüzü yesin, aslan ceylanı yesin, tilki koyunu yesin, kedi fareyi yesin  prensibine dayanan bir gezegeni bile Allah'a yakıştıramıyorum. Başka cevaplar olmalı.

Son olarak, bu kadar uzun yazıyı okuduysanız  tebrik ediyorum. :)

12 yorum:

  1. Kurban kesme olayı gerçekten çok saçma. Ben de lise sondan beri inançsız biriyim. Bu beni daha mutlu ediyor. Çünkü her konuda yüce birisinden yardım istemek yerine yapmak istediğim şeyler için kendim çabalıyorum. Aynı zamanda dualarımı hiç takmayan bir Tanrı olmadığı için beni sevmediğini düşünüp üzülmüyorum :) Kurban kesmeye gelirsek. Ben et yiyen biriyim. Lakin şöyle düşünmek lazım. Her gün insanlar ölüyor evet; ama tümünü belli bir zamanda kasıtlı olarak öldürmek katliam olarak adlandırılıyor. Bu yüzden bu da büyük bir kıyımdır. Eğer gerçekten bu hayvanların etleri fakirlere, ihtiyacı olan kişilere dağıtılsaydı yine bir şey söylemeyebilirdim. Lakin kesen kişiler tarafından tüketiliyor ve bu çok anlamsız.
    Son olarak, bu kadar uzun yazıyı yazdığın için tebrik ediyorum :D Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnançsız değilsin diye düşünüyorum İrem'ciğim. Çünkü, seninki de bir inanç. Sen de evrenin bilimsel açıklamasına inanıyorsun. Bu da bir inançtır. Yani inanç illa ki, bir dine inanmak olamaz. Bir dine inanmamak da bir inançtır. Hatta bu yüzden örneğin deizmin de bir din olduğunu söylüyorlar. 'Bir yaratıcı var ama dinler, peygamberler göndermek gibi şeylerle uğraşmayan bir yaratıcı).
      Haklısın keşke Kurban bayramında kesilen hayvanların etleri yoksullara dağıtılsa, millet derin dondurucusunu dolduruyor. Yemen'de kıtlık var, açlık var niye kimse Yemen'e göndermedi kurbanını?
      Çok teşekkür ediyorum ben bu kadar uzun yazı okunmaz diyordum ama sağol.:) Sevgiler. :)

      Sil
  2. Sevgili Müjde ;
    Yine çok değerli bir yazı kaleme almışsın,içini bir güzel dökmüşsün benim yerime de,eminim çoğu arkadaşlarımızın yerine de.
    Din insan olmanın değerlerinden uzaklaştırılırsa yazdıkğın tüm örnekler gibi,çıkar ve günah çıkarma yöntemi gibi kullanılırsa,
    İşin kolaycılığına kaçan bir sürü,sürü psikoloji,
    Düşünmekten yorulan,sorgularken kendi zekasından bile korkan...
    Tembellikten elini sabunlamaktan aciz hijyenden bir haber,beş vakit abdestin anlamını bile kavrayamayan insan topluluğundan ne bekleyeceksin...En basitinden..!

    En çok da şu kurban konusunda sana katılıyorum...

    Allah'herkese aklını kullanabilecek,bir bakış açısı versin...Daha ne deyim.
    Emeklerine sağlık.
    Sevgi ile kal değerli,cansever arkadaşım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten bir iç döküş oldu, kendi kendimle konuşur gibi merak ettiğim şeyleri yazdım, dediğin gibi olduysa ne mutlu bana.
      Dediğin gibi düşünmekten yorulan, kendi zekasından korkan insanlar var, halbuki korkmasınlar, düşünsünler kafaları acımaz:)))ya dünya yaratıldığından beri hiç düşünmeseydik, hiç kafamızı yormasaydık, ateşi bulmasaydık, yazıyı bulmasaydık, tekerleği...her şeyi düşüne düşüne bulduk. Umarım bir düşünürler bunu.
      Amin canım, sen de sağol, sevgilerimle.

      Sil
  3. çok ince detaylarla yazılmış,uzun ve değerli bir yazı..elinize sağlık.. :) sizin bu düşüncelerinizi destekleyen bir program tavsiye etmek istiyorum..KRT tv,de ( krttv.com.tr )her pazartesi saat 20:00 - 21:00 sularında Bihin Edige'nin sunduğu "Gerçeği Duymaya Hazır mısınız?" programında bilim,metafizik,olaylar,siyaset ve özellikle de daha çok dinle ilgili bilinmeyen gerçekleri ,Ali Bektan,Cafer İskenderoğlu gibi ünlü yazar ve düşünürler ile aydınlatmaya çalışıyorlar..Bunları izlemenizi öneririm..Çok faydalı bir program..

    krt uydu frekansı :- Türksat 4A 11855 Dikey (V) Symbol 30000 Fec : 3 / 4 Kolay gelsin.. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazı için sözüm vardı.
      Kurban bayramında benzerini ama kısasını yazmıştım. çHac'ta kurbanlık koyunlara yapılan eziyete ilişkin bir de video yerleştirmiştim. Böyle yerlere çarpıyorlardı zavallıları. O video beni çok üzdü, kopyala yapıştır olmadığından HTML koduna yerleştiriyordu youtube otomatik olarak ancak silmek için bakınca o karmaşık HTML kodlarından neresi video anlayamadım ve silmeyi beceremedim.
      Tüm yazıyı sildim. Zaten kısacıktı. Daha kapsamlısını yazmaya söz vermiştim. Sözümü tuttum.

      Çok teşekkür ediyorum hem yorumunuz, hem de verdiğiniz faydalı link için gerçi uzaktan kumandayla tv kanallarını aramayı beceremiyorum, ulusal kanal, tele1 eski yerlerinden çıkmıyorlar, onları bile arayıp bulamadım. :)))

      Sil
  4. Tanrılardan önce, avcı toplumlarda ruhlara inanıyorlardı ve ruhlar adına 'adak' sunuyorlardı. Sonrasında mesela pagan inanışında insan kurban etmeye devam ettiler. Örneğin yağmaya gidecekler, büyük bir adak olmalı. Hayvan yetmez, insanı öldürüyorlar. Müslümanlık sonradan ortaya çıkınca zor olmamıştır 'kurban' konusunu ilham almak. Kendi canları tatlı olduğundan, yenebilecek en iyi hayvanı seçtiler haliyle. Yahudilikte Musa şeriatına göre kurban edilmesi uygun görülen hayvanları boğazlamak suretiyle Tanrı'ya sunarlarmış. Kutsal yerleri yıkılana kadar kurban geleneği devam etmiş. Sonra bırakmışlar. Hemen hemen tüm inançlarda dönemsel de olsa kurban etme varmış. Küçük gruplarda ortaya çıkan fikirler, büyüyerek bir inanç biçimini oluşturmuş. İnandıkları kurallar, 'insan eli' ile oluşturulduğundan hep 'çıkar' amaçlı. İnsanın kendi oluşturduğu bir sisteme tapınması, bilimle asla örtüşmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel ve anlaşılır şekilde izah etmişsin Burcu'm. Çok teşekkür ediyorum.
      Gerçekten de dinlerde 'çıkar' ön plandadır. Kavurma yapıp yemenin midesel mi, beyinsel mi hazzını, ilahi bir şey olarak sunma çabasına inanmıyorum. Yoksulları doyurmak amaç ise git bir marketten ya da tanıdığın kasaptan şu kadar kilo et al, muntazaman yoksullara dağıt. Onlar yesinler, değil mi? Bir yoksulu okutmak da yardım, bir fakire ayakkabı almak da yardım, bu arada Bakırköy Akıl Hastanesi'ndeki o zavallı hastalar hep üşüyorlarmış, kazak lazım zavallılara, kazak, hırka, belki çorap, incecik şeyler giyiyorlarmış, hele yemekleri diyet yapar gibi iki,üç zeytin, bir lokma peynir başka bir şey görmemişler. Çok üzüldüm. :((( Eskiden Uğur Dündar gider böyle şeyleri gizlice kameraya çekerdi. Büyük ihtimalle kışın kaloriferleri de kendini ısıtacak kadar yanıyordur. Yazımı okuyanlar Bakırköy Akıl Hastanesi'ndeki hastalara kazak, battaniye, hırka, böyle sıcak tutacak giysi yardımı yaparlarsa çok sevinirim.

      Sil
  5. Sorun kimin neye inandığı değil isteyen hatta taşa bile tapabilir kime de sorun o inanılan şey hakkında anlatılan sunulan her şeyi sorgusuz kabul etmek sadece müslümanlar değil hıristiyan ve museviler de aynı şekilde davranıyor 😐😐 ben de Yaratıcının sevgi dolu olduğuna inanıyorum o yüzden sorgulayan cezalandıran bir varlık değil benim gözümde aksine kucak açan bir varlık bence 😍😍😍

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hah, işte bu. Yıllar önce çalıştığım bürodaki patronum "Müjde hanım isteyen ben 'fanfinfon' diye bir dine inanıyorum" desin kime ne zararı var?" demişti. ABD'de insanlar çıkıp zaten benzer şeyler yapıyorlar, "Kilise kuracağım, (yani din icat etmiş) para lazımm" diyor ve bu insana binlerce Dolar para yağıyor! Ama fanfinfon ya da X dini, Y dini insan soru sorabilmeli. Bence yaratıcı da sormamamızı değil, akıllı akıllı sorular sormamızı tercih ederdi. Çünkü koskoca evrenin yaratıcısı muazzam akıllı olacağına göre akıllı kullar isterdi.:)♥

      Sil
  6. Merhabalar.
    Sayfanızı ziyaret ettikten sonra, kategorilere göz gezdirdim ve ilgimi çeken kategorilerden "Din" etiketini tıkladım ve bu yazınızı okumaya karar verdim. Doğrusunu söylemek gerekirse, yazınız gerçekten çok uzun olduğu için, okurken biraz zorlandım. Ama ilgimi çeken bir konu olduğu için okudum.

    Yazınızın ana teması Kurban olayı ve buna ilaveten dini konularda da körü körüne değil de sorgulayarak inanmak. Yani bir nevi taklidi imandan tahkiki imana geçmek gibi bir yöntemi işaret ediyor. Çünkü ben de aynı bu yolu izliyorum. Pilotlar kör uçuş dediğimiz, verilen koordinatlar üzerinden bir uçuş rotasını takip ederek hedeflerine uçarlar. Bu uçuş şekli aynen bizim taklidi imanımıza benzer. Ben önümü, sağımı solumu ve arkamı görerek uçmak istiyorum, işte bu uçuş şekline de tahkiki iman diyebiliriz.Tahkiki imanda soran ve sorgulayan bir dindar ve müslüman profili vardır.

    İslam dinine sonradan sokulan o kadar çok yakıştırmalar ve rivayetler var ki, araştırmayan ve sorgulamayan bir dindar ve müslüman bu inanç sisteminin içinden çıkamaz ve bu konuda yalan yanlış yazılmış her kaynağı ve herkesi kendine rehber olarak alır.

    Bugün bir çok akademisyen, Cenab-ı Peygambere yakıştırılan miraç olayının İsrailiyat kaynaklı olduğunda hiç şüphe yok diyorlar. Bu bağlamda bugün, miraç olayının düzmece olduğunu bir çok ilahiyatçı kabul etmektedir. Gelelim kurban olayına. Sizin de uzun uzun bahsettiğiniz gibi ilk yaratılıştan bu tarafa bir şekilde inanılan Tanrıya insanlar da hayvanlar da kurban edilmişler. Kurban ibadeti ile ilgili Peygamber sözü olduğu söylenilen hadislere de insan güvenemediği için, artık elimizde tahrifata uğramamış tek bir kaynak kalıyor o da Kur'an'ı Kerim. Tabi Kur'an'da iman eden ve inanan insanlar için tek ve doğru bir kaynaktır. Tanrı inancında şüphesi olanlar, ya da hiç inanmayan ateistler için Kur'an'ı kerim de bir kaynak olamaz.

    Kurban bayramında kurban kesmek, adı üzerinde Allah'a yaklaşmak için yapılan önemli bir görevdir. Bu bayramda asıl olan hac ibadetidir. Kurban kesmek de ancak haccın bazı durumlarında gerekli kılınmıştır. Hac, Mekke'nin belli yerlerinde yapılacağı için, Mekke'de bulunmayan bütün müslümanlara bulundukları yerlerde bu bayramı kutlamaları ve bayram yapmaları için iki şart koşulmuş oluyor. Bu şartlardan biri bayram namazı, diğeri ise gücü yetenin kurban kesmesidir. Yani kurban bayramında gücü yetenin kurban kesmesi yapılması gereken İslami ibadetlerin arasında yerini korumaya devam ediyor.

    İslam dininin amacı insana hizmettir. Dini, insanın yararına, karına ve kolayına nasıl gelecekse öyle yorumlamak gerekmektedir. Bu yaklaşım, dini insanın heva ve hevesine uydurmak değildir. Öyle yapmak isteyenin karşısına aynı metotla çıkılır. Hem din olacak, hem kolay olacak. İşte şaşmaz ilke ve kural budur. Dini din olmaktan çıkaran bir kolaylık meşru olmadığı gibi, zor olan ve zorlaştıran bir din de İslam dini olamaz. Bunun veciz ifadesini şöyle ortaya koymak doğrudur. İnsan din için değil, din insan içindir. İnsan din için yaratılmamış, ancak din insanın çıkarlarını sağlamak ve güven altına almak için konmuştur. Bu ilkeyi her zaman hatırlamak gerekir.

    Paylaştığınız yazınız ile ilgili sayfalar dolusu yazılabilir. Ancak, nasıl sizin paylaştığınız yazının çok uzun olduğundan bahsediliyorsa, aynı şekilde yorumların da çok uzun olduğundan bahsedilir.

    Kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim. Selam ve dualarımla birlikte en Güzel’e emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar Recep Bey,
      Uzun yazı yazmayı aslında hiç istemiyorum ve tercih etmiyorum ama bazı konuları mecburen kısa tutmakta ya da kısa izah etmekte ya da kendi düşüncelerimi kısa ifade etmekte zorlanıyorm. Dini konular bunlardan biri.

      Bu kadar uzun bir yazıyı okuduğunuz ve ayrıntılı, uzun yorum yaptığınız için çok teşekkür ediyorum. Ayrıca uzun yorumları seviyorum okur iki satır, okudum, teşekkürler deyip kestirip atmamış, emek vermiş, zahmet etmiş, üşenmemiş uzun, ayrıntlı bir yazı yazmış ve bunu sırf benim yazım için yapmış, o yüzden her zaman teşekkür borçluyum uzun yorumlara.

      Uçuş ile ilgili örneğiniz çok hoşuma gitti, güzel bir benzetme olmuş, soralım, sorgulayalım, o pilotlar gibi kör uçmayalım diyorum.

      Ateistler evet dediğinz gibi Kuran'a da inanmıyorlar sanırım bir dolu çelişki yüzünden böyle düşünüyorlar. Yani bir sayfada dediğinin, başka bir sayfada tam tersini okuyunca, onlar da ne yapsın?(Bu konuda aklıngözü isimli twitter hesabı çok analiz yapıyor, örnekler göstererek) Yani anlıyorum onları.

      Neyse maksat dediğiniz gibi insan mutluluğu, insanın iyiliği, huzuru, din insanları huzurlu, mutlu yapıyor mu? Yapıyorsa sorun yok ama Afganistan'da oturup da, din yüzünden 10 kişiden 9'unun ateist olduğu bir ülkeye kaçmalarına sebep oluyorsa o zaman sormak lazım.

      Çok teşekkürler tekrar, emeğinize sağlık, benden de selamlar, mutluluklar, siz de Allah'a emanet olun.

      Sil