15 Ekim 2017 Pazar

ATATÜRK 'ü NİYE SEVMİYORLAR?

Kötü niyetli kişiler  "Atatürk şapka giymeyenleri astırdı" gibi inanılmayacak iftiralar çıkartıp, "Bir yalanı 40 kere söylersen herkes inanır" sözünü doğrularcasına cahil pekçok dindar insanı da inandırdılar. Sonunda "Atatürk şapka giymeyenleri astırdı" şehir efsanesi doğdu.

Değil Atatürk, herhangi bir insanın başka bir insanı şapka giymediği için astıracağına inanmak için 40 gibi bir zeka düzeyine sahip olmak gerekir. 

İnsanları kılık, kıyafetleri yüzünden asanlar sadece şeriatla yönetilen İran, Afganistan gibi ülkelerde oldu. Bunu dünya biliyor. Atatürk ise sadece Kurtuluş Savaşı sırasında düşmanla işbirliği yapan, (kitaplarda, Vurun Kahpeye romanında, Vatanım Sensin dizisinde okuyup, gördüğümüz üzere) vatan hainlerini astırdı. Bu hainlerin bazıları tıpkı günümüz Fetöcüleri gibi din maskesi altına sığınmışlardı ve 'şapka' giyilmesine de itiraz ediyorlardı. O yüzden asılınca, cahilleri onların 'şapka' yüzünden asıldığına ikna etmek zor olmadı. Cahil insan her şeye kolayca inanır. Velev ki, Fethullah Gülen yakalanıp, asılsaydı, 80 yıl sonra dinciler " Tayyip, din adamlarını astırdı" diyecekti.

Şimdi bu konuyu bırakıp, Atatürk'ün halkın kılık kıyafetine, şapka giyilmesine neden önem verdiğini örneklerle açıklamak istiyorum.


YE KÜRKÜM YE

Nasrettin Hoca'nın bu ünlü fıkrasını herkes bilir. Fıkrada, bildiğiniz gibi Nasrettin Hoca, bir düğüne ya da davete günlük kılık kıyafetiyle gider, kimse itibar etmez, yer göstermez, ikramda bulunmaz. Sonra gider ve samur kürk giyerek tekrar aynı davete gider, bu sefer herkes kapıda karşılar, eğilirler, elini öperler, hoşgeldiniz aman efendim, buyrun, şundan yiyin, bundan için der.



Bu fıkra toplum hayatında kılık, kıyafetin önemini anlatır. İnsanların kişilikleri, karakterleri, yaptıkları, ettikleri önemlidir ama kılık, kıyafet yani imaj da aynı derece önemlidir. "Bir yere giderken kıyafetinle ağırlanır, kişiliğinle uğurlanırsın" sözü de aynı önemi vurgular.

Günümüzde Avrupa, Amerika hatta Türkiye'de siyasi liderlerin tıpkı ünlü şarkıcılar gibi "image maker" ları vardır. Basbayağı bu image maker'lar maaşlı çalışırlar. Liderlere

"Şöyle giyinin efendim."

"Bu rengi tercih edin efendim."

"Şu kravatı takın Sayın Başkan."

diyerek kılık, kıyafetlerini, imajlarını düzenlerler. Kılık kıyafet bu kadar önemli olmasa, koskoca ABD başkanı, Fransız başbakanı niye image makera para ödesin?


KEZBAN, PAÇOZ, SALAŞ

Eski Yeşilçam filmlerini izleyenler bilirler. O filmlerde sıksık işlenen bir konu vardır: Çirkinken güzelleşen kız.  Kezban, Küçük Hanımefendi, Tatlı Meleğim gibi üç filmin konusu buydu. My Fair Lady müzikalinin konusu da budur. Başrolde Audrey Hepburn oynamıştı. Sokakta çiçek satan, bozuk bir İngilizceyle konuşan Eliza'yı şık giyinen, makyaj yapan, her sabah duş yapan, güzel konuşan bir "lady" haline getirmek için bahse giren profesör Higgins, bahsi kazanmış, çiçekçi kız Eliza'dan bir 'lady' yaratmıştı.


kezban filmi hülya koçyiğit ile ilgili görsel sonucu

Bakımsız, kendine güvensiz, ezik Kezban...


kezban filmi hülya koçyiğit ile ilgili görsel sonucu



Bu da bakımlı, güzelleşmiş,
kendine güveni gelmiş,
kendisine olan saygısı yerine gelmiş
Kezban.




tatlı meleğim türkan şoray ile ilgili görsel sonucu


Bakımsız, kaşlarını almayan,
spor yapmayan, kendine güvensiz,
salaş, paçoz Türkan...


tatlı meleğim türkan şoray ile ilgili görsel sonucu



Kaşlarını almış, saçlarını yaptırmış,
kilo vermiş, kendine bakmış,
kendine güveni gelmiş, kendine
olan saygısı iyileşmiş olan Türkan...



Bu filmlerde, Kezban, kendine güvensiz ve ezik olduğu için, filmin esas oğlanı Ediz Hun ona dönüp bakmazdı. Kezban'ı kendine güvenen, ezik olmayan bir kız haline getirmek için önce kendini SEVMESİ gerektiğini bilen rahmetli  Hulusi Kentmen, yumruğunu masaya vurur ve 

" Kezban'ı güzelleştirme hareketına başlıyoruz"

derdi. Kezban'ı baştan ayağa, tepeden tırnağa yeniden yaratırlardı.



homeless man ile ilgili görsel sonucu

Şu yukarıdaki gibi yıkanmayan, saçını, başını yapmayan insanlardan oluşan bir şehri düşünün. Böyle bir şehre gitmek bile istemezseniz. Korkarsınız. 


people in stockholm ile ilgili görsel sonucu
Şöyle insanlardan oluşan bir şehirde ise korkmazsınız. 


Sabah kalkınca duş yapmak, traş olmak, traş losyonu sürmek, dişleri fırçalamak, ayakkabıları boyamak, tırnakları kesmek, kaşları almak, bıyıkları almak, deodorant sıkmak, güzel giyinmek (pahalı anlamında değil, pazardan basma alıp, evde dikip yine güzel giyinebilir insan) insanın kendine olan güvenini ve kendine olan saygısını getirir. Kendine güvenli, kendine saygılı, ezik olmayan insanlardan oluşan bir toplum oluşur.

 Atatürk bunu iyi biliyordu. Kendisi de onun çok yakınında bulunanların hatıralarında anlattığı üzere sabah kalkarkalkmaz duş yapan, traş olan biriymiş. Resimleri de bunu doğruluyor. Günümüzde bile kaç devlet adamı, lider yakasında mendil taşıyor? 

 atatürk yaka mendil ile ilgili görsel sonucu

Günümüzde çoğu devlet başkanı ya da başbakanın yakasında mendil görmüyorum. Ancak Avrupa'nın kraliyet ailelerinde rastlıyorum. 

KILIK, KIYAFET
ve
ÜLKE İMAJLARI

Her ülkenin geleneksel giysileri vardır, Hintliler  sari giyerler. Araplar entari ile dolaşırlar. Mao, tek tip üniforma gibi paçoz bir kılıkla yıllarca halkını dolaştırdı. Afrika'da  kıç, baş neredeyse açık gezerler. Osmanlı'da da binbir türlü giyinen insan vardı, Yahudi işte takke takıyor, kimisi cübbe, sarıkla geziyor, bazıları Yunan fesinin aynısı fes takıyordu. Ayakkabı yerine 'çarık' vardı. Tayyör yerine 'şalvar' vardı. Avrupa ve Amerika'da ise belli bir dönemden sonra herkes 'modern' dediğimiz kıyafetlerle dolaşmaya başladı, erkeklerde takım elbise, şapka, kadınlarda yine şapka, tayyör, elde şemsiye, ayakkabılar, çantalar. Uygarlık ile kılık kıyafet arasında bir ilişki vardı. Yağmur ormanlarında yarı çıplak geziyor, çarık benzeri ayakkabılar giyiyor ya da hiç ayakkabı giymiyorlardı. Paris'te ise şapka, tayyör, takım elbise ile geziyor, doğru dürüst ayakkabı, çizme, bot giyiyorlardı. Hangisine bakınca 'uygar' bir dünya izlenimi veriyordu? Tabii ki, ikinciye.


osmanlı kılık kıyafet ile ilgili görsel sonucu

Osmanlı'da kılık kıyafet..


Avrupa'yı gezip gören Atatürk, ülkemizin imajının dünyada iyileştirilmesi için tıpkı Hulusi Kentmen'in, Kezban'ı yeniden güzelleştirdiği gibi, tıpkı "Beni Baştan Yarat" isimli televizyon programlarında  olduğu gibi, vatandaşlarının da dünyada 

"Türkler'e bakın ne kibar, ne şık insanlar."

demeleri istediği için kılık,kıyafetlerinin Avrupalı gibi şalvar yerine tayyör,  çarık yerine ayakkabı, takke, külah, fes yerine  şapka giymeleri için bir İMAGE MAKER gibi çalıştı.  Tıpkı bir image maker gibi, Türk vatandaşlarının imajını dünyanın gözünde iyileştirmek için kılık kıyafete önem verdi. Tıpkı Hulusi Kentmen'in Kezban'ı güzelleştirmesi gibi. Tek isteği vatandaşlarının kendine güveninin gelmesi, ezikliğinin kaybolmasıydı. 


Kılık, kıyafet önemsiz değildir. Çok önemlidir. Kılığınızı, kıyafetinizi değiştirin, kendinize bakın, şapkanızı takın, cebinize mendil takın, tavırlarınız, konuşmanız bile değişir. Bambaşka bir insan olursunuz.  Kendinize güveniniz gelir. 

DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ NİYE HERKES 
PREZANTABL ELEMAN ARANIYOR?

Hayatında iş aramamış bir insan değilseniz mutlaka gazetelerin iş ilanları köşesinde bu cümleye rastlamışsınızdır. Bugün en kıytırık bir firma, mahalle arası kuaför bile eleman ararken "prezantabl" arıyor. Prezentabl ne demek? Atatürk'ün istediği gibi kendine bakan, saçına, başına bakan, temiz, pak giyinen, sabah duşunu alan, traşını olan, dişlerini fırçalayan, konuşmasına, oturup kalkmasına özen gösteren ve böylece çalışacağı iş yerini güzel temsil edebilen demek. Presentabl, to present sözcüğünden türemiştir, "Presentation" kelime olarak biliyorsunuz "temsil etmek" anlamına gelir. Presantabl "sunulabilir" durumda olan, temsil edilebilir durumda olan anlamına gelir. Atatürk'ün şapka ısrarının sebebi budur: Türk halkı olarak, Türk vatandaşları olarak, Türk toplumu olarak dünya gözünde "prezantabl" yani "temsil edilebilir" olalım ki, bizi adam yerine koysunlar. Nasrettin Hoca gibi kapıdan girince tınmamazlık etmesinler.


TESETTÜRLÜLER BİLE 
ŞIK GİYİNİYOR, MAKYAJ YAPIYOR

Ben kendi çevremden gözlemliyorum. Genç kızlar var. Üniversiteye yeni başlamışlar. Tesettülü kızlar bunlar. Ama  son derece bakımlı, özenli makyaj yapıyor, topuklu, şık ayakkabılar giyiyorlar, rimel, ruj, allık, göz farı, eyeliner, fön hepsi var. Hiçbiri "Kezban" gibi değil, hiçbiri "paçoz" değil. Birçok kapalı olmayan yani tesettürlü olmayan kadından çok daha makyajlı, çok daha zarif, çok daha prezantabl hatta cazibeli (seksi)olduklarını görüyorum. Bu ayıp bir şey değil yani cazibeli, seksi olmak ayıp değil. Kimse  cazibesi olmayan bir kızla evlenmek istemez. Gayet haklı, cazibeli olacak. Evde mi kalsın? Kız kurusu mu olsun? Şimdi belki bu kızlar din ile içsezileri arasında bir ikilem yaşıyorlar. Bilemem. Kafalarının içine girmem lazım bilmem için. Ama sanki hem dinin emrettiği üzere örtünelim, hem de seksi olalım der gibiler. Bir insanın en temel içgüdüsü karnını doyurmak, hayatta kalmak değildir sadece; kendini beğenmek, sevmek, başkalarından 'iyi' onay almak, ilgi çekmek de ihtiyaçlarımız arasındadır. 

Başkaları beni sevmesin, 
Konu komşu benden nefret etsin, 
Bana bakanlar iğrensin diyen var mı?

Elbette yoktur böyle birisi. İşte o yüzden tesettürlü de olsalar, kızlar doğal olarak güzel, bakımlı, şık olmaya çalışıyorlar. Bunda yanlış bir şey görmüyorum ben. Kendilerine bakmasalar nasıl evlenecekler? Karşı cins önce fiziksel olarak bizi cezbeder sonra kişilik, meslek, aile vs. gibi özellikler devreye girer. Ama ilk önce fiziksel olarak bizi cezbetmesi hani izdivaç programlarında olduğu gibi "elektrik almanız" gerekir.:) Bunun için de kendinizi cazip yani prezantabl hale getireceksiniz ki, beğenilesiniz. O programa kuaföre gitmeden, ojesini sürmeden, makyajını yapmadan, en yakışan elbisesini ve topuklu ayakkabısını giymeden giden var mı? Diyelim ki, paçoz bir şekilde o programa gitti? Kim talip olur? Hiç kimse.

İşte Atatürk'ün yapmaya çalıştığı buydu. "Paçoz, Kezban olmayın, kendinize çekidüzen verin, güzel olun, bakımlı olun. KENDİNİZE GÜVENİNİZ GELSİN. DÜNYADAKİ İMAJIMIZ TAZELENSİN, YENİLENSİN." dedi.

Kısaca,  Atatürk, Hulusi Kentmen gibi vatandaşlara "Güzelleştirme harekat" yaptı. Saçımızı, başımızı yapalım, makyaj yapalım, güzel giyinelim, her sabah duş yapalım, dişimizi fırçalayalım, traş olalım, deodorant sıkalım, şapkamızı takalım, operayı da tanıyalım, baleye de gidelim, bir Avrupa, bir Amerika vatandaşından eksiğimiz kalmasın, genel kültürlü, entellektüel olalım, ne bilgili, ne kültürlü, ne güzel, ne şık, ne presantabl desinler dedi. Ülkemizi sadece düşmanlardan kurtarmakla kalmadı, bizi kılığımızla, kıyafetimizle de adam etmek istedi. Fena mı etti? Eline sağlık olsun, mekanı cennet olsun.

ATATÜRK'ü
KADINLARIN BAŞINI AÇTIRDI
DİYE SEVMEMEK


Gelelim kendilerini 'dinci' diye tanımlayan ve kadınların başını açtırdı, balolarda dans ettiler diye Atatürk'ü sevmeyenlere. 

Bu kesimin bilmediği ya da anlamak istemediği nokta şu:

Evet Atatürk, ta yukarıda örneklerle anlattığım gibi imajımızı yeniledi, insanın imanı kalbindedir, kalp temizliği önemlidir, namus da saçta, kılda değildir diye inandığından, kadınların başını açtırdı ama  eline sopa alıp İran'daki gibi 'Tüm kadınlar başını açacak, açmayan sopalanacak' diye kimseyi zorlamadı. O kadınlara bir seçenek, bir tercih, bir alternatif sundu.

"Bakın isterseniz, Avrupalı, Amerikalı hemcinsleriniz gibi başınızı açabilirsiniz, baloya da gidebilirsiniz. Size bir seçenek sunuyorum."

dedi. Son karar kadınlarındır burada. Yani "isteyen kapanır, istemeyen kapanmaz." Kararı kadınlara bıraktı. Demokrasi de budur zaten, kimse kimsenin ne giyeceğine, başını açıp, kapatacağına karışmaz. Karışırsa, demokrasi olmaz. Atatürk tercihi kadınlara bıraktı. Şu anda da isteyen tercihini kapatmaktan yana kullanıyor, istemeyen açmaktan yana kullanıyor. Zorlama yok. 

Ayrıca namusun, ahlakın baş açmak, kapatmakla olmadığı gibi, kadının tacizcilerden korumak da kapanmakla olmadığını şuradan biliyoruz.

Evet, balolarda kadın - erkek dans edildi, vals yapıldı. Ne olmuş? İçinizde bir fesatlık, bir kötülük yoksa, dans etmenin ne zararı var? İçinizde bir fesatlık yoksa bir erkekle el sıkışmanın ne zararı var? Atatürk bunları biliyordu. İçinde fesatlık, kötülük olmadıktan sonra baloya da gidersin, dans da edersin, istemezsen etmezsin. İstersen başını açarsın, istemezsen açmazsın. Tercih, seçenek önünde, karar kadınların. İçinde fesatlık varsa, kara çarşafa da girsen faydasız, üç kat türban da örtsen faydasız. Atatürk bunu bilece kadar mantıklı ve akıllı bir insandı. Gazetelerde görüyoruz türbanlı kadın sevgilisiyle bir olup, kocasını öldürtüyor ya da türbanlı kadın öksüz, yetim çocukları kaynar suyla haşlıyor, dövüyor. Kafayı örtmek namuslu olmaya, ahlaklı olmaya yetiyor mu ki, açmak tersine sebep olsun?


ATATÜRK'ü DİN YÜZÜNDEN SEVMEMEK

Bir de Atatürk'ü din yüzünden sevmeyenler var.  Atatürk'e ateist, dinsiz, vs. diyenlere: Velev ki, Atatürk ateist olsun. Kime ne? Size ne? Size ne zararı var? Ninenizi, dedenizi düşman askerinin altından kurtarmış mı adam? Ben ona bakarım. Hepinizin - affedersiniz ama - ninesinin kıçını kurtardı adam, ninenizin, dedenizin Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan askerleri tarafından düzülmesini önledi. Kurtarmasaydı esir iken ibadet edebilip, camiye gidip, ezan okuyabilecek miydiniz rahat rahat? Bizi kurtardı mı, ülkeyi kurtardı mı? Kurtardı. Ateistmiş, budistmiş, isterse kendine fanfinfon diye bir din icat etsin, o dine inansın bana ne? Allah ile Atatürk'ün arasında. 

Hala anlamayanlara şöyle bir örnek vereyim: Ölümcül hastaydınız, kanser veya zatüree veya başka bir şey. Bir doktor sizi aldı, bir güzel iyileştirdi, turp gibi oldunuz. Sağlığınıza kavuştunuz. Doktorun dinin olması, olmaması, dinlere inanması, inanmaması ya da ateist olması sizin için önemli olur mu? Sizi iyileştiren doktora dini, mini yüzünden düşman olur musunuz? Nankörlük eder misiniz? Hiç farkı yok.

Ha tabii, denize döktüklerimizin torunlarıysanız o başka. Onların Atatürk'e düşman olmalarını anlayabiliyoruz. Haklılar dedelerini denize döktük, nasıl düşman olmasınlar.

Atatürk birileri gibi din - din - din demiyor, din istismarı yapmıyordu. Din tüccarı değildi. Bilim - bilim- bilim diyordu. Fetöcüleri gördünüz, dincilerin Ensar vakıflarını gördünüz, Kuran kurslarında, dini kurslarda tecavüze, tacize uğrayan minik çocuk haberleri sıksık gazetelere geçiyor. Polis kayıtlarına geçiyor, mahkemelere konu oluyor. Bunu bıraktım siz din sayesinde kalkınmış bir ülke gösterin bana. Tersine ne kadar iç savaş, karışık, kaos içinde, perişan ülke varsa dine önem veren ülkeler. İran, Afganistan, Irak, Libya, Yemen, Suriye, Suudi Arabistan, Katar yetmez mi? Hepsi Müslüman ülkelerdi. Ne oldu? O ülkelerdeki dinciler, ABD ile bir olup laikleri bertaraf etmeye kalktılar ve şimdi laik liderlerini mumla arıyorlar. Libya Kaddafi'yi, Irak Saddam'ı mumla arıyormuş bizzat Saddam'ın heykelini kıran adam ağlayırdı BBC kameramanları önünde. "Çok pişmanım" diye. Libyalılar da çok pişmanlar. Kaddafi hem Sünni Müslüman, hem de laik hatta sosyalist görüşlü biriydi. Atatürk'ü de örnek almıştı. Amerikalılarla bir olup, radikal dincilere linç ettirdiler şimdi mumla arayıp ağlaşıyorlarmış.




ATATÜRK'ü OSMANLI'yı YIKTIĞINI SANDIĞI 
İÇİN SEVMEMEK

Atatürk'ün Osmanlı'yı yıktığı yalanına gelince: Osmanlı 1881'de yıkıldı. Yani Atatürk, daha anasının karnından doğarken Osmanlı mali olarak yıkılmış,  iflas bayrağını çekmişti. İnanmayan okusun:

Osmanlı'nın mali iflası Muharrem Kararnamesi

Daha, 1853 yılında yani Atatürk anasının karnında bile yokken Osmanlı "hasta adam" dı. Sonunda da yıkıldı. Atatürk diye birisi dünyaya gelmeseydi de yıkılacaktı. Tüm imparatorluklar gibi. Mali olarak iflas bayrağını çekmiş bir ülke yıkılmaz da ne olur? Mali olarak iflas eden bir adama ne olursa o olur. Atatürk, Osmanlı'yı yıkmadı ama o daha dünyaya gelirken yıkılmış Osmanlı'nın küllerinden yepyeni bir ülke yarattı ve çok uzun yıllar Osmanlı'nın bu mali borçlarını (düyun-u umumiye)yi ödedi. Ta 1950'lerde bile Osmanlı'nın borçlarını ödedik.

Osmanlı mali olarak yıkılmasa da, tüm imparatorluklar gibi zaten yıkılacaktı. Niye mi? Tüm dünyada imparatorlukların devri bitmişti de ondan. Çin imparatorluğu yıkıldı, Fransa'da krallık yıkıldı, Rusya'da Çarlık yıkıldı. Dünyada imparatorlukların dönemi bitmişti. Sarayların, saltanatların devri bitmişti. Kimse tarihin akışına karşı duramaz. Sadece İngiltere, Hollanda, Belçika, Norveç, Danimarka, Monako gibi ülkelerde 'temsili' krallıklar kaldı. Adı üstünde 'temsili'. Gerçek değil. Bu ülkelerin hepsinde demokrasi ve laiklik hakim.


ATATÜRK'ü EZAN TÜRKÇE OKUTULDUĞU
İÇİN SEVMEMEK

Çinçe okutmasaydı de sevmeyeceklerdi. En garip Atatürk'ü sevmeme nedeni bu geliyor bana. Evet  ezan Türkçe okunmuş, Arapça okunmamış. Sebebi bizim Türkçe düşünüp, Türkçe konuşuyor olmamız, Arapça konuşmuyor, Arapça düşünmüyor olmamız olabilir mi?

Hz. Muhammed Çinli olsaydı, Kuran-ı Kerim Çin'e indirilseydi. Çinliler Müslüman olsaydı, ezanı Çinçe okuyacaktık. İyi de biz Çinli değiliz, alfabemiz Çin alfabesi değil, ayrıca Çin alfabesiyle okumak da. yazmak da zordur. Adamcağız, konuştuğumuz dil neyse, ezanı da o dille okuyalım herkes ezan okunurken ne deniliyor anlasın istemiş. Bunun nesi kötü?
Hz. Muhammed Fransız olsaydı da ezanı Fransızca okuyacaktık, Atatürk Türkçe konuşuyoruz, Türkçe düşünüyoruz, ibadetimizi de Türkçe yapalım demiş. Ne var bunda kardeşim ben anlamıyorum. Yani gerçekten Hz. Muhammed Çinli olsaydı, vay efendim ezanı niye Türkçe okuyoruz, Çinçe okuyalım diye yaygara kopartacaktınız. Biraz mantıklı olun. Türkçe düşünüp, Türkçe konuşup, Türkçe yazıyoruz. Niye ezanı Çinçe dinleyelim?

Ya da Norveçliler dese ki, "Biz Müslüman olmaya karar verdik." Sevinirsiniz herhalde değil mi? Hah, şimdi Norveçliler Müslüman olsa ve Kuran'ı Norveççe okusalar, ezanı da Norveççe okusalar kızacak mısınız? Yoksa, Norveçliler Müslüman olduğu için sevinecek misiniz?

Ezan, bildiğiniz gibi Müslümanları namaz vaktinin geldiğini belirten, bir namaza çağrıdır. Bir tür çalar saat alarmı gibi. Önemli olan o çağrıdır, manadır. Çağrıyı ister Norveççe, ister Çinçe yap ne farkeder? Hepsinin manası aynı: Seni namaz kılmaya çağırıyor. Adam Arapça olduğu için Arapça çağırıyor, Çinli olsa Çince çağıracak.


Buraya kadar Atatürk'ü niye sevmiyorlar konusunu yazdım.
Bir de şunu eklemek istiyorum:

"Hadi siz sevmiyorsunuz, sevenlere 'niye seviyorlar?' diye karışıyorsunuz? Sen sevmezsen sevme çok da tınnn. Benim sevmeme ne hakla karışıyorsun arkadaş?


SİZ, ANANIZIN, BABANIZIN MEZARINA GİTMİYOR MUSUNUZ?
ÇİÇEK EKİP, SULAMIYOR MUSUNUZ?

Yok niye her sene Anıtkabir'e gidiyormuşuz? Allah Allah! Anıtkabir dediğiniz şey, Atatürk'ün mezarı. Büyük insanların mezarına her ülkede böyle mimari anıt yapılır, çevresi düzenlenir, çiçeklenir, ağaçlandırılır. Siz kendi ananızın, babanızın mezarına gitmiyor musunuz?  Çiçek ekmiyor musunuz? Sulamıyor musunuz? Dua etmiyor musunuz?

Benim arabam yok, Karşıyaka mezarlığı da Ankaralılar bilir şehrin neredeyse dışındadır hatta bir gün kızkardeşimin arabası var diye gittik de, kayboluyorduk, ona sor, buna sor, şuradan dön, buradan dön. yanlış dönmüşüz az kalsın İstanbul otobanına çıkıyorduk. İstanbul'a kadar dönemeden gidecektik. Yani o kadar uzak bir yerde olmasa, arabam olsa ben anamın, babamın mezarına her sene giderim, çiçek ekerim, sularım, duamı ederim. Anıtkabir uzak da değil, Ankara'nın tam göbeğinde rahat rahat her yıl gidip Atatürk'ün mezarını ziyaret ediyoruz. Uzakta olsa ona da gidemezdim.

Neyinize batıyor anlamadım ki? Kıskanıyorsunuz, çekemiyorsunuz galiba bu kadar sevilmesini. Başka açıklaması yok. 

24 yorum:

  1. Ata'mız, nurlar içinde uyusun. Çok güzel bir yazı olmuş Müjde'cim.Günümüz yöneticilerine de bakarsak neydiler ne oldular , giyim kuşam değişince.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene sevindim Mehtap'cığım, içimden geçenleri yazdım, çok teşekkürler.

      Sil
  2. Gün geçmiyor ki Ata'mıza bir çamur atılmasın. Ata'mızı inkar etmelerini anladık da, artık bir de iyice kıskanıldığına inanır oldum. Tüm dünyanın sitayişle hâlâ andığı Ata'mız, bağnaz düşünceli insanların eğlence malzemesi oldu. Allah kahretsin. Hiç mutlu değilim, her gün saçma bir gündem yaratılmasından dolayı vatanımda. Bugün ben de duyduğum bir haberle sarsıldım. Yazdım blogda. Yarabbim, gittikçe dibe vuruyoruz. Allah sonumuzu hayretsin. Eline sağlık Müjde'm. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hah, ablacığım kesinlikle, yüzde bin katılıyorum ki, kıskanıyorlar. İnsan zaten kıskandığı ile bu kadar uğraşır, bu kadar çamur atar. O kadar seviliyor ki, söylediği her şey de aynen ortaya çıkıyor, iyice çatlıyorlar. Kıskançlıktan kuduruyorlar. Dinci dediklerinin yaptıkları ortada. Bizi Suriye batağına da çektiler sonunda. Atatürk olsaydı asla bu hallerde olmazdık. Amin ablacığım, ben de çok mutsuzum. Sen de sağol, sevgilerimle.

      Sil
  3. atamız nur içinde yatsın gerçekten,o olmasaydı herhalde daha beter durumda olurduk..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aminnnn.
      Gerçekten öyle onun bize kazandırdıklarıyla ayakta durduk, adamcağıza mezarında rahat vermiyorlar. Suriye bataklığına çektiler bizi. Atatürk hayatında bir kez "KANDIRILDIM" demedi, "YANILDIM" demedi, bunlar kandırılmaktan, yanılmaktan ülkeyi ne hale getirdiler.

      Sil
  4. Yine güzel bir yazı hazırlamışsın Müjde Abla. Böylesine vizyon sahibi, geleceği gören; halkını her yönüyle tanıyan bir lider geçti tarihimizden. Yok olmaya yüz tutan bağımsızlığımız olmasa inanmak çok güç. Çevreme bakıyorum da onu hak etmedik. İstediği bilinç seviyesinin yarısına bile ulaşamadık, çağının gerisinde kaldık. Ne acı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cehalet işte böyle bir şey Burcu'm, sana bağımsızlığını, haklarını veren, seni her bakımdan, kılık kıyafetine, kafandaki şapkaya kadar adam etmeye, baştan yaratmaya çalışan bir insanın kıymetini bilmezsin. O yüzden cehalet kadar korkunç bir şey yok. Tüm kötülüklerin kaynağı.

      Sağol canım, sevgiler.

      Sil
  5. Derlerrrr derlerrr derlerrr....Allah bu ülkeye Mustafa Kemal Atatürk gibi bir mucize vermiş,gerisi boş hikaye ....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten mucize gibi. Neredeyse öleli 80 yıl olacak bu yobazlar hala korkuyorlar. Demek ölmemiş gerçekten hala yobazları korkutuyor.:)

      Sil
  6. sivrisinek saz Müjde..anlayası yok onların

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deve çişinden medet uman, dünya düz diyen ne anlayacak?

      Sil
  7. Düşünce tembelleri ancak ; Yeni doğan bebeleri eğiterek değisebilir bu ülke geçmiş ola...Bazılarına...
    Müjdem ben o ismi lazım değilleri,çooooktan Allah'a havale ettim...
    Sevgilerimle ne güzel derlemiş toplamışsın anlayana...!
    kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın Merih'im ancak o bebeleri almış tarikatlar, sübyan mektebi ayağına ruh hastası yapmaya başlamışlar, birkaç tanesi şimdiden tedavi görüyormuş. "Anne sen çalışma günah" filan demeye başlamışlar.
      Sen de sağol canım, sevgilerimle. :)

      Sil
  8. Gene harika bir konuya değinmişsin canım

    YanıtlaSil
  9. Canımsın. millet anlasın diye görsellerle anlatıyorsun :D bu çok çok hoş ve yine yaratıcılığını döktürdün tebrik ederim canım. Diyecek söz bırakmadın , akıllanırız inşallah

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla öyle hani göbeğim çatlıyor anlatmak için şu aktrollere:)))inşallah akıllanırlar.
      Sağolasın canım.

      Sil
  10. ne hallere geldik değil mi , biz Atatürk'ü unutur olduk daha da fenası yanlış bilir olduk... daha da fenası Türkiye'de yaşayıp , bu vatanın ekmeğini yerken nankör olabildik . Atatürk sayesinde dışarıda rahatça gezebilen kadınlarımıza, O'nun sayesinde nüfus sayısına dahil edilenlerimize , çalışma hakkı kazanabilenlerimize , seçme şansı bulanlarımıza , söz hakkını elde etmişlere bu hakları kimin verdiğini anlatmaya çalışır olduk...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorma Eylem'ciğim, az önce ekmek almaya fırına gitmiş dönüyordum küçük bir kız çocuğuna rastladım üzerinde Atatürk tişörtü vardı sarılıp yanaklarından öpecektim ama çekindim. Sevindim çok.
      Akşam İsveç'te mültecilerle ilgili yazı vardı onu ekleyeceğim bir ara, Afganistan'a geri göndermeyin bize diye intihar edip, protesto ediyorlarmış sokaklarda yatıp kalkıyorlarmış. Fotoğraflar vardı bolbol. Çoğunun başı kapalı. Şimdi ben İsveçli olsam hiçbirini istemem. Bunlar tıpkı bizimkiler gibi nankördür, 10 yıl sonra İsveçlilere "Sizin kızlar, kadınlar niye başı açık? Niye açıksaçık geziyor?" demeye başlarlar. Yani merhametten maraz doğacaktır.
      Bizimkiler de o misal şimdi Atatürk'e küfrediyorlar, göndereceksin İran'a, Suudi Arabistan'a, Afganistan'a. Bak 1 ay sonra gelip Anıtkabir'de mum yakıyor mu, yakmıyor mu?

      Sil
  11. Müjdeciğim canım eline emeğine sağlık yine çok gerçekçi ve muhteşem bir yazı hazırlamışsın. Özellikle son dönemde Atatürk'e, ailesine ve Atatürk heykellerine yapılan saldırılar sanırım kuyruk acısının bir sonucu olsa gerek. Herşeyin bir adabı vardır. Giyimiyle, davranışlarıyla, fikirleriyle biri tarafından beğenilme isteği insani bir duygudur. Hem insanın öz güvenini arttırır. Ama gel de bunu anlat anlamak istemeyene... Sevgiler canım,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah Hanife'ciğim sadece içimden geçenleri anlattım, ya her şeyi bıraktım rahmeti bunların ninesinin, dedesinin affedersin k....larını kurtardı, hepsi İtallyan, Fransız, İngiliz, Yunan askerlerinin altında tecavüze uğrayacaktı, insan bu kadar mı nankör olur?

      Benden sevgiler canım, sen de sağol.

      Sil
  12. Müjde'ciğim merhaba dün uzun bir yorum yazdım sanırım kaydete basmadığımdan kaybolmuş.Uzun zamandır yorum yazmadım bağışla lütfen diyorum.Baştan sona büyük emekle harika konu işlemişsin kutlarım.Bir ek bilgi yazayım :Atatürl askerlik yıllarının başında Avrupa'da bir konferansa katılı ,konuşması çok etkileyicidir.Bir Avrupalı uyarır "fikirleriniz batlı ama başınızdaki fes doğuyu temsil ediyor ,başınızda kaldığı sürece kimse size inandırıcı bulmaz"mealinde bir olay yaşanmıştır.O zamanlarda kafaya koymuştur Atatürk çağdaş kıyafetlerin gerekliliğini...Çok teşekkürler emeklerine sağlık canm kardeşim ,sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aşkolsun Arzu'cuğum öyle deme lütfen, ayrıca yorumunun boşa gitmesine çok üzüldüm. (Çok kez benim de başıma geldi, bir keresinde de yanlışlıkla yayınla yerine 'oturumu kapat'a basmıştım hiç unutmam:)))tabii yorumum da gitmişti.

      Bu olayı bilmiyordum, iyi ki, yazdın canım, konuya çok can alıcı bir katkıda bulunmuş oldun. Demek o günden gerçekten kafasına koymuş kılık kıyafetin ve imajın önemini.
      Sen de sağol canım kardeşim, çok iyi oldu bunu yorum olarak yazman. Sevgilerimle.

      Sil