24 Mart 2018 Cumartesi

AYIN BEKARI (Romantik komedi hikayem)



Film, 1980' li yıllarda, yıldızlı bir yaz gecesinde, saksı saksı küpelerin, menekşelerin, cam güzellerinin özenle dizildiği, küçük bir  evin, eğri büğrü taş basamaklarına oturmuş, gökyüzündeki yıldızları  saymaya çalışan, siyah saçları iki örgü, 5  yaşlarındaki bir kız çocuğu ve üzerinde yıllarca giyilip, tersyüz edilmiş ceketiyle, yoksul ama sevecen babasının görüntüleriyle başlar.

Dış ses olarak genç bir kadının sesini duyarız:

"Küçük bir çocukken en sevdiğim şey babamla bahçede oturup yıldızları saymaktı.


stars at night ile ilgili görsel sonucu
Foto: www.gregwiater.com

Biy, iki, üç............onbiy, oniki....

Babası " Biliyor musun iyi insanlar ölünce  yıldız olurmuş." deyince küçük kız ona dönerek sordu:

" Ben de ölünce yıldış olcak mıyım?"

" Elbette ama  şimdi bunları düşünme. Daha büyüyeceksin, evleneceksin, çocukların olacak, ihtiyarlayacaksın."

" Biliyoyum ihtiyaylayınca ölünüyo."

babası, 'hehehe' diyerek, kızına şefkatle sarıldı ve yıldızları saymaya devam ettiler.

---

Yıldızlı gece yavaş yavaş yerini mavi gökyüzüne bırakır. Sabah olur. Gaziantepli lahmacun ve pide ustası Ziya usta, eşi çaçaron Aysel,  filmin başında yıldızları sayarken gördüğümüz kızı İnci ve bir çırakla, ufak bir pideci işletmektedirler. Yirmi yaşında gelmiş olan İnci, kitap kurdu olmasına rağmen, liseden sonra annesine, babasına yardım etmek için fedakarlık yapmış, üniversiteye gitmeyip, onlara yardım etmektedir.


lahmacun hamuru yoğurmak ile ilgili görsel sonucu

Ziya, aradan geçen yıllar içinde yaşlanmış ama hala babacan tavırlıdır. Çırağı Osman'a işi öğretirken kah esip gürler, kah adeta imzası olan "hehehe" gülüşüyle güler.

"Oğlum bak hamuru böyle yoğuracaksın! Yavaş! Hop! Unu azar, azar, cimri cimri dök, yoksa hamur sertleşir.!"

lahmacun yapımı ile ilgili görsel sonucu


" Baba, iki acılı !"

" Tamam kızım."

gibi sahnelerle  günler geçerken, İnci'nin yakın kız arkadaşı Aydan

"Gençsin, güzelsin, hayatını lahmacunlar, pideler, bulaşıklarla geçirme, kurtar kendini buradan. Çok çekingensin. Senin biraz açılman lazım yoksa "bıdı bıdı" teyze gibi evde kalacaksın. Bak bu dergide ne var?"




diyerek, İnci'yi Cosmopolitan dergisindeki  "Bekar kızlara tavsiyeler" i denemeye ikna eder. Tavsiyeleri uygulaması kolaydır: Mesela süpermarkette parmağında yüzük olmayan, genç, yakışıklı gözüne kestirdiği birine "Filan deterjanı tavsiye ederim, hem çok iyi yıkıyor, hem de ucuz" gibi bir lafla yaklaşmak ya da tenis maçında zengin, bekar birini gözüne kestirip yanına oturmak gibi.

Aydan, İnci'ye "Tüm maddeleri sırayla uygulayacaksın. Biri olmayınca pes etmek yok. Deneyelim ne kaybederiz?" der. İnci de kabul eder.

-----


Bu arada Ziya ustanın çırağı duvarda asılı Kore savaşında cephede çekilmiş, siyah-beyaz fotoğrafları görüp merak edince adam,

" Burası Kore. Hehehe bahse girerim daha Kore'nin nerede olduğunu bilmiyorsundur.  30 yıl önce ustan yani ben oraya savaşa gittim.  Pidelerimin lezzetinin sırrını soruyordun ya, bu sır ta Kore'ye kadar uzanıyor."

"Essah mı?"

" Essah ya...hehehe. Dur sana en başından anlatayım."

Karısı

"Yine mi Kore anıları? Kaçıncı?"

dese de Ziya usta  hatıralarını anlatmaya başlar. Hatıralarını anlatırken flashback sahnelerle geçmişe döneriz. Dolayısıyla film bir 1980, bir 1952 yılında geçen iki ayrı öyküyü içiçe anlatır.

------

İnci ve onu çaktırmadan izleyen Aydan, süpermarkete giderler.  Yakışıklı, genç, parmağında yüzük olmayan biri, kedi mamaları reyonunun önünde durmuş, hangisini alacağını düşünmektedir. Aydan İnci'ye kaş, göz yapar ve İnci mecburen kedi mamalarını bahane ederek genç adamla konuşmaya başlar ancak az sonra market arabasıyla gencin eşi gelir. Aydan

"La madem evlisin ne diye yüzük takmıyorsun uyuz?" diyecekken İnci mani olur. İlk madde fiyaskoyla sonuçlanmıştır.

Sonraki günlerde diğer maddeleri de denerler ama hepsi komik olaylarla sonuçlanır. Ve İnci, Aydan'a

"Bak sözümü tuttum artık beni rahat bırak." der.

Daha sonra İnci, babasına doğum günü hediyesi almaya gider. Gittiği büyük mağazanın sahibinin yakışıklı oğlu Kenan,  kızdan çok etkilenmiştir. Sosyetinin gözde bekarlarından olan Kenan, aynı zamanda bir kadın dergisi tarafından "Ayın Bekarı" seçilmiştir. (Dergi her ay yakışıklı, bekar, zengin, ünlü birini ayın bekarı seçmektedir). Etrafında pervane olan boyalı, sosyetik, içi boş güzellerden bıkmış olan genç, İnci'de o güne dek görmediği bir şeyler görmüştür: masumiyet. Hayalindeki kızı bulduğunu düşünmektedir. Tezgahtara mahsus kıza bozuk bir kaset çalar sattırır. (Bir saat önce birisi bozuk diye iade etmiştir)Böylece kızın geri gelmesini sağlayacaktır.


------


O sırada pidecide

" İki kıymalı, bir patatesli!"

sesleri arasında, Ziya usta, elini kolunu sallayarak Kore anılarını anlatmaya devam etmektedir. Flashback sahneyle bir yandan da o günlere döneriz:


FLASHBACK sahne 1952


" Nerede kalmıştım? Hah,  karım ilk çocuğumuza hamile, ben Kore'ye gideceğim, kolumdaki saati çıkartıp karıma verdim dedim ki

"Sağ dönmezsem çocuğumuz doğunca ona verirsin."

General le Roy Eltinge isimli bir gemiye bindik. Görsen 72 çeşit milletten asker. Hehehe. İğne atsan yere düşmez. Yoksulduk, Kore'ye giden askerlere çift maaş veriliyordu benimle aynı köyden, Seyfi ile birlikte düştük Kore yollarına!



Foto: İnternet Kore'ye giden Türk askerleri

"Hele bir kanaldan geçiyorduk ki, iki taraf yemyeşil orman, kayıklarda muz, ananas, hindistan cevizleri öyle şeyler o zamana kadar hiç görmediğimiz tropik meyveler. Rahmetli arkadaşım Seyfi aşçıydı, e, ben de öyle olunca, bize kocaman yemekhane çadırında görev verdiler. Böylece iki arkadaş ayrı düşmemiş olduk.


Gümm! top sesleri arasında yemek yapıyoruz. Karşı dağlar, tepeler, düşman hattı, bir tepe vardı kah düşmanın eline geçiyordu, kah bizimkilerin. Bir de yan yana böyle - Ziya usta elleriyle kadın memesi taklidi yaptı - iki tepe vardı ki, Jane Russel tepesi diyorlardı. Biz bilmiyorduk meğer Amerikalı çok ünlü bir artistmiş. Hehehe...."


jane russell hills ile ilgili görsel sonucu


1980...

Aysel bir yandan hamur yoğururken kocasını payladı.

"Utan! Utan! Çocuğun yanında böyle şeyler anlatmasana!"

" Ne çocuğu onbeş yaşında. Ben onun yaşındayken yavuklum vardı. Var ya Osman, yavuklum Ayşe'yle evlenseydim keşke ama bu çaçaron Aysel'e düştüm, köyde herkes çaçaron Aysel derdi, yalan mı? Hehehe"

" Duyuyorum! Duyuyorum! Ah! Ah! Bitli Ayşe'yle evlenseydin keşke de ay yeter beni de konuşturuyor!Aaa! "


" Derken bir gün canımız yoğurt çekti. Yoğurt deyip geçme Kore'de bizdeki gibi doğru dürüst yoğurt yoktu. Ya savaş yüzünden kalmamıştı, ya da yapmasını bilmiyorlardı artık hangisiyse...kulağı çınlasın pos bıyıklı, yakışıklı bir yüzbaşı Hayrettin vardı. Muhaberat subayıydı, İngilizce, Fransızca konuşuyordu, yüzbaşı rütbesi üç yıldız ya, bir gün günü birlik Tokyo'ya gidince başka ülke askerleri bizim yüzbaşıyı general sanmışlar, meğer Amerika'da üç yıldız 'general' miş, bize anlatınca çok gülmüştük. Neyse işte Hayrettin yüzbaşı da yoğurt seviyormuş. Bir gün başka bir cepheye yoğurt geldiğini duyunca, yüzbaşı, ben ve rahmetli Seyfi, külüstür cipe binip yoğurt yemek için yola çıktık. Çıktık ama yolumuzu kaybettik mi! Yanımıza harita almayı unutmuşuz. Orası, burası derken meğer düşman bölgesine girmişiz ama haberimiz yok. Vorunni isimli bir köy."

1952 KORE

Yüzbaşı Hayrettin, Ziya ve Seyfi, jipten inerler. Köy evlerinin çoğu terkedilmiştir, toprak yolda ayağına bir şey takılır, siyah, üzeri çiçekli, bir dikiş makinası parçasıdır. Az ötede oyuncak plastik bir bebek görürler.  Seyfi, bebeği eline alır "Benim de kızım var" diyerek burnunu çeke çeke ağlamaya başlar. Yüzbaşı da gördüğü manzara karşısında yutkunur, gözleri dolmuştur.



O sırada yıkık evin arkasından kısa boylu, çekik gözlü, paçavralar içinde  bir  adam çıkar. Yüzbaşı otomatik elini beline atarsa da, adam şaşırtıcı biçide yarım yamalak da olsa Türkçe konuşmaya başlar.

"Siz saklanmak çabuk burası düşman bölge gel benimle."

"Ne?"

Adam, işaret parmağını dudağına götürerek "şşşttt" der, ayak ucuna basarak onları evin içine götürür. Tam zamanında saklanmışlardır, toprak yoldan birkaç kişilik düşman askeri gözükür, ellerinde tüfekler vardır. Onları saklayan küçük adam düşman askerinin yanına gider.

Ziya fısıldayarak

"Yüzbaşım ister misin bizi ihbar etsin? " der.

O ve askerler birbiriyle senli benli konuşurlar sonra askerler giderler. Bizimkiler de rahat bir nefes alırlar.

" Gittiler ama siz burada kalmamak tekrar gelmek düşman."

" Biz yolu kaybettik."

"Ben size gösteririm."

Jipe binerler, ismi Yu Jin olan adam, Türkçe'yi Kore'deki Türk askerlerinden öğrenmiştir. (Kore'de Türk askerleri gerçekten okul bile açmıştı) O köyde akrabası olduğundan tekrar Kuzey yani düşman tarafındaki köye gitmek zorunda kalmıştır. Sarsıla sarsıla, tozlar çıkartarak, Yu Jin'in dediği yoldan  tekrar tehlikesiz bölgeye gelirler. Yu Jin, onlara " savaş bugün, yarın bitecekmiş, ne olur bizim köyü bombalamasın sizinkiler" der.

Yüzbaşı yanındaki Amerikan sigaralarından, çikolatalardan ve birkaç dolar verince adam çok sevinir. Koşa koşa geri döner.

" Velhasıl yoğurt  uğruna az kalsın şehit olacak ya da esir edilecekken, Yu Jin sayesinde tekrar cepheye döndük."

-----

1980...

İnci, kaset çalar arızalı çıkınca mağazaya geri götürür. Onu Kenan karşılar,  kasetçaları yenisiyle değiştirirken, mağazanın müdürü olduğunu söyler ve özür baabında kıza mağazanın teras katında çay veya kahve ikram etmeyi teklif eder. İnci, reddedecekken, aklına Aydan'ın "Çok çekingensin, böyle giderse evde kalacaksın" demesi gelir ve kabul eder.

Onlar çay içerken, Ziya usta anılara devam etmektedir.


1952 Kore...

 Çırak Osman, pidenin sırrını da merak etmektedir. Ziya ve Seyfi, Koreli bir aşçının pilava kattığı sosu merak ederler ama adam meslek sırrı diyerek vermez. Ziya ve Seyfi, kaç kez aşçıyı gizli gizli takip edip sırrı öğrenmek isteseler de başaramazlar. Bir gün Seyfi, Koreli aşçıyı takip edeyim derken düşman kurşunu isabet eder ve şehit olur. Ziya çok üzgündür. " Biz, aşçıyız başımıza bir şey gelmez diyordun oldu mu şimdi kardeşim?" diyerek ağlar.

-----

1980...

İnci ve Kenan'ın arkadaşlığı aşka dönüşür. Aydan, Kenan'ın "Ayın bekarı" seçilen, zengin, ünlü biri olduğunu öğrenince "Durdun, durdun turnayı gözünden vurdun kız!" diyerek sevinir. Fakat, Kenan'da gözü olan sosyetik Dilek, kıza bir komplo kurar: Kendi annesini, Kenan'ın annesiymiş gibi lanse ederek İnci'yle buluşmasını sağlar ve kadın "Davul bile dengi dengine vurur" diyerek kızı aşağılar, oğluna layık bulmadığını, oğlunun onunla sadece gönül eğlendirdiğini filan söyler.  İnci de bu kumpasa inanır ve Kenan'ın evlenme teklifini kabul etmez. Kenan çok şaşırır ve İnci'deki ani değişikliğe üzülür.

-----

1952

Savaşın bitmesine çok az kala, yüzbaşı Hayrettin, Vorunni köyünün olduğu tepelere top atışı yapılacağını öğrenir. Ziya, "Yüzbaşım madem sizi bir kez general sanmışlar, yine sanabilirler, gitseniz emri iptal ettik deseniz" diye çılgın bir fikir ortaya atar. Seyfi'nin yerini alan er Hasan " Çıldırdın mı oğlum? Yüzbaşıyı divan-ı harbe mi versinler?" diyerek karşı çıkar. Ancak, talih onlardan yanadır. Top atışı emri veren Amerikalı subayı önemli bir iş için çağırırlar, bunu öğrenen yüzbaşı Hayrettin şansını dener, top atışının yapılacağı yere gider, Amerikalı zenci asker onu yine general sanınca, emrin iptal edildiğini söyler. Zenci, tam köye top atışı yapılacakken durdurur. Fakat tam o sırada Amerikalı komutan dönmez mi!? Yüzbaşı "Yandım! Foyam meydana çıkacak!" diye düşünürken, Amerikalı komutan da onu general sanır. Daha da ilginci anlaşma imzalanmış, savaş resmen bitmiştir. Atışı iptal edin diye tekrar emir verir. Topçu askerleri "Biz zaten iptal etmiştik." deyince, generalin anlaşmanın imzalandığını tabii ki, ondan önce öğrendiğini düşünür hatta yüzbaşıya "Hadi çadırda savaşın bitişini kutlayalım" derse de, yüzbaşı Hayrettin, kendisini tanıyan biri çıkmadan zarzor oradan ayrılır. Vorunni köyü kurtulmuştur. Olanları duyan Ziya çok sevinir.

------

1980

Dilek'in komplosu ortaya çıkar. Kenan ve İnci yeniden bir araya gelirler. Evlenmeye karar verirler.

------


1952

Kore'de savaş bitip herkes  trenlere binerken, Kore'li aşçı koşa koşa trene yetişir, elindeki minik keseyi Ziya'ya verir. İçinde o çok merak ettikleri  baharat tohumları vardır. Ziya çok sevinir. O baharat sayesinde pide ve lahmacun harcına kimsede olmayan bir lezzet katacaktır.


1980


"İşte böyle. Hey gidi Su, hakikatli adammış. var ya ona lahmacun yapmasını öğretmiştik. Kim bilir şimdi nerededir? Sağ mıdır, ölmüş müdür? Öldüyse Allah rahmet eylesin, yaşıyorsa kulağı çınlasın sayesinde lahmacunlarım işte böyle lezzetli."


-----

Kenan ve İnci evlenirler. Düğünde halay çekilirken Ziya, kalp krizi geçirir. Yoğun bakım odasında herkes bekleşirken doktor çıkıp "Başınız sağolsun" der. Aile hıçkırıklara boğulurken,

RÜYA SAHNESİ başlar:


1952
" Kore'ye  giden geminin güvertesine yaslanmış olan Ziya ve Seyfi'yi görürüz, ikisi de çok mutludur, iki yanı yemyeşil tropik orman olan o hiç unutamadığı kanalı geçmektedirler. Kayıklarda hevenk hevenk muzlar, ananaslar, hindistan cevizleri vardır."

-------

1982

Filmin son sahnesi de tıpkı ilk sahnesi gibi yıldızlı gökyüzüyle başlar.

Ziya ustanın ölümünden bu yana iki yıl geçmiş, İnci,  iki yaşındaki küçük kızıyla bir yaz gecesi, karanlık bahçede yıldızları saymaktadır.

"Biy....iki......üç.........öt"

İnce, gülerek

"Öt değil dört " der ve ekler:

"Bana yıldızları saymayı deden öğretmişti ve ölen herkesin bir yıldızı olduğunu söylemişti" der.

Peki hangisi dedemin yıldızı? diye sorunca İnci rastgele bir tanesini gösterir.

Bilmek zor ama şu olabilir belki.

Küçük kız yıldızlara bakarak, iki elini ağzının kenarına götürüp tüm gücüyle "Dedeeeee!" diye bağırır.

İnci'nin gözlerinde yaşlar birikmiştir. Ama mutlu gülümsemektedir. Kızına sarılır.

-  SON - 




(Okuru sıkmamak için gün/gece/iç/dış vs. gibi senaryo format kısımlarını çıkarttım, kısa özet halinde anlattı.)




Esinlendiğim gerçek kişiler, isimler ve olaylar:

Rahmetli babamın KORE anıları:


-  90'larda İngilizcemi geliştirmek için safahtan okunmuş İngilizce Cosmopolitan alırdım. "Ayın Bekarı' o dergide gerçekten her ay seçiliyordu. Bekar Kızlara sözü edilen tavsiyeler de gerçekti:)

 Jane Russel tepeleri.  (Rahmetli babam da anlatmıştı. :)

- General Le Roy Eltinge gemisi (Babamın Kore'ye gittiği gemi)

- Yüzbaşı Hayrettin (rahmetli babam)

Vorunni köyü  ise gerçekte maalesef yıkılmış.  Enkazda babam gerçekten Singer dikiş makinası parçası gördüğünü söylemişti.

- Gerçekten bir Türk aşçı şehit olmuş. (Ankara'daki Kore anıtında yazıyor ancak ismini soyadını hatırlayamadım)

-  Amerikalı askerler Tokyo'da rahmetli babamı  gerçekten 'general' sanmışlar. Üç yıldızlı üniforma yüzünden:)

-  Yine jiple yoğurt yemeye giderken gerçekten yolu kaybetmişler ve az kalsın yoğurt uğruna şehit olacaklarmış. :)


- "Bıdı bıdı"  :) Üsküdar'daki yaşlı komşumuza gerçekten çok hızlı konuştuğundan 'bıdı bıdı' derdik.

20 yorum:

  1. ayyyyy ne güzeldi yaaa, kore baharatı ve inci kenan. ivit tam türk filmi olmuş :) bi deee, sen evet yaa komediye daha yatksınsın sankiiii ya da ben romantik komediyi daha çok seviyom :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rahmetli babamın anılarından esinlendim, faydalandım, pekçok şey gerçekti bu hikayede. Evet komediye daha yatkınım. Ne güzel ortak bir noktamız daha varmış.:)))Çok teşekkür ediyorum canım.

      Sil
  2. Elinize sağlık Müjde Abla, çok güzeldi yine, ne kadar üretkensiniz gerçekten, bravo, sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Eren'ciğim, bunu yazalı çok uzun yıllar oldu. 90'lı yılların sonlarında yazmıştım. Benden de sevgiler:)

      Sil
  3. Merhabalar Bücürük ve Ben.
    Gerçekten çok güzel bir hikaye olmuş. Kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim. Kore savaşında babam da silah altındaymış ama, Kore'ye gitmek ona nasip olmamış. Ama memlekette Kore savaşına katılan bir hemşehrimiz vardı lakabı da "Koreli Kazım" idi. Ceketinin sol yakasında Kore Gazisi madalyasını devamlı taşırdı. Vefat etti. Yıldızları ben de saymayı çok severdim ve memlekette iken çok saydım. Malumunuz Ankara'da şehir ışıklarından ve kirli havadan dolayı gökte yıldız görünmüyor ki, sayalım.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey, çok teşekkür ediyorum, siz de sağolun. Evet hatırladım şimdi, gitmemesinde de bir hayır vardır diye düşünüyorum belki gitseydi şehit düşerdi ya da sakat kalırdı, her işte bir hayır vardır. Allah rahmet eylesin :(
      Tekrar çok teşekkürler, bil mukabele.

      Sil
  4. Anılar rahmetli babanızdan mı diye soracaktım öylelermiş. Yeniden mekanı cennet olsun. Cosmo, o dönemlerde büyük kurtarıcı olmuş desene. Sanırım o dönemlerde İngilizce bir şeyler bulmak zordu. Daha o dönemden iyi hikaye yazrı olduğun belliymiş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ya, babamın anlattıklarını kullandım, o dergi gerçekten bana çok faydalı olmuştu hem İngilizcemi geliştirdim, hem de bu hikayenin çıkış noktasını buldum:)))Çok teşekkür ediyorum Belle'ciğim.:)

      Sil
  5. çok iyi bir derleme olmuş,rahmetli babanıza unutulmayacak bi hatıra vermiş oldunuz bu şekilde..gelecek kuşaklar hem babanızı hem de sizi bu tür hikayelerle tanımış olur hiç değilse..iyi ki anılarını anlatırmış sizlere,böle bir eserin çıkmasına katkı sağlamış olmuş,nur içinde yatsın rahmetli babanız..emeğinize sağlık..🙂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum arkadaşım, rahmetli babamdan dolayı bu hikayenin bende ayrı bir yeri vardır, dizi değil ama hoş bir sinema filmi olacağını düşünüyorum. Aminnn, siz de sağolun.:)

      Sil
  6. Ahh çocukların masumiyeti..Ne güzel saf bir başlangıç olmuş.Ve bir o kadar da hüzünlü bir son...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi? Çocukken yıldızları saymayı çok severdim ondan esinlendim. ...sağol Yeşim'ciğim.:)

      Sil
  7. Yine sürükleyici taze kan bir hikaye.Emeğine sağlık ablam harikasın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok eskiden yazmıştım Fatma'cığım, sen de sağol, çok teşekkürler o senin harikalığın.:)

      Sil
  8. ne tesadüf, yazınıza gelmeden önce kemal Sunal'ın "kız tavlama taktikleri" kitabını okuduğu ve uyguladığı film gelmişti aklıma. Bunu düşünmeme neden de: Dikkatimi çekti yazımın birinde alımlı bir kadın resmi koymuştum, oldukça fazla tıklama aldığını fark ettim ve bir daha derken: "sizi gidi köftehorlar sizi" diye sitem ediyordum içimden bloggerlara.
    Yazınızı keyifle okurken buruk bir gülümseme oturdu dudaklarıma. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaaa, hakikaten çok ilginç bir tesadüf olmuş Halil bey. Kemal Sunal o filmi demek o kitaptan esinlenip yapmış, toprağı bol olsun çok severim. Ooo tabii ki, öyle olur, daha çok tıklanırsınız:)
      Çok teşekkür ediyorum, eksik olmayın.:)

      Sil
  9. En sondaki notları okumak öyküyü okumak kadar güzeldi):

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum:) tesadüfen sabaha karşı rüyamda babamı gördüm.:)karnı acıkmış hangi evdeyiz anlayamadım ama oturuyor ve akşammış...ona buzdolabında şu var filan diyorum...mutfağa gidiyorum yemek hazırlamaya ona...sonra uyandım:)

      Sil
  10. Lahmacunlarda gözüm kaldi. Yakinda romana dogru gidecek bu hikayeler 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vejeteryan olmasam ben de çok severim, kokusu ne güzeldir, ay bilemiyorum canım yaa sağol...:)

      Sil