24 Mart 2018 Cumartesi

BULUNMAZ İKİLİ - 2. Bölüm , 2. kısım

ÇÖL SICAĞI 
2. ve son kısım

Fadıl haklıdır, balta girmemiş ormanda kavganın sırası değildir, yollarına devam etmeleri gerekmektedir. En önde Mehmet, biraz arkada Serap ve Fadıl yine yola koyuldular. Birden hem Fadıl, hem de Serap aynı anda çığlık attılar. Mehmet dönünce ikisini birbirine sarılmış, çenelerine kadar tirtir titrer halde gördü. İkisi de göz bebekleri tabak kadar olmuş bir yere bakıyorlardı. Mehmet ikisini korkutan şeyin ne olduğunu görmüştü. Ağaçların birinde dev bir piton sarılıydı. 
"Zararsız! Muhtemelen az önce yediği küçük bir maymunu filan sindirmekle meşgul, çabuk olun, korkmayın bir şey yapmaz ama böyle önünde durmaya devam ederseniz fikrini değiştirebilir."
Serap ve Fadıl koşarak Mehmet'in yanına geldiler, Fadıl'ın da, kızın da yüzü limon gibi olmuştu. Mehmet fırsatı kaçırmadı:
"Ne o hanfendi? PC başında oturup erkekleri kötülüyen yazılar yazmaya benzemiyormuş değil mi? Dua edin de aç bir aslana filan rastlamayalım."
Fadıl "Anneciiiimmm" diye bağırınca Serap'ın bile güleceği geldi ama kendini tuttu. 
"Aman aman mal bulmuş Mağribi! Aklı başında herkes pitondan korkar."
Fadıl, "Yanımızda su da kalmadı. Wambui'nin matarası arabada olmasaydı şimdiye dek susuzluktan ölmüştük, inşallah bir göle ya da dereye rastlarız."
Serap, Mehmet ve Fadıl ormanda yorgun argın yürüyorlardı. Üçü de çok susamışlardı. Kıpırdayan her çalının, ağacın arkasından bir aslan çıkacak korkusuyla takatleri kalmamıştı ki, kendilerini düzlükte, beş on haneli bir yerli köyünde buldular. Kadınlar gökkuşağı renklerinde giysiler içinde, saçları ise bit korkusundan mıdır nedir sıfır numara traşlıydı ama kafalarında yine rengarenk boncuklu taçlar vardı, boyunlarında araba tekeri gibi kırmızı, mavi ipler, incik boncuklar, kollarında yine mavi, sarı bilezikler vardı,  kimi kadınlar renkli bezlerle bebeklerini kucaklarında taşıyorlardı. Serap bolbol resimlerini çekti. Köşesi için harika olacaktı, çektiği sıkıntıya değecekti bu resimler.  Fadıl dillerini bildiği için hem susuzluklarını giderdiler, hem de kadınlardan Tuana isimli olan onları develerle Kenya sınırına götüreceğini söyledi. 
Tuana "Hadi develere. Merak etmeyin çok uysaldırlar." dedi. Develer kadının söylediği sözle çöktüler. 
Serap "Ama....ama ben...ben buna binemem yani bisiklet gibi değil ki..." diyerek mızmızlandı. Fadıl " Serap hanım bakın böyle yapacaksınız valla rahat" diyerek onu cesaretlendirdiyse de Serap'ın kötü kokulu hayvana binmeye hatta yanaşmaya bile niyeti yoktu. Tuana içinden ya sabır çekerek kızın binmesini bekliyordu. Mehmet'in sabrı taştı. Serap'ı sırtladığı gibi devenin üzerindeki eğere attı. Serap, köpürdü.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun?!"
Mehmet de enaz Serap kadar öfkeliydi. 
"Bir saat seni bekleyecek değiliz han'fendi, deveye binmene yardım ettim."
"Seni yalancı! Beni kucaklamak için bahane arıyorsun! Geber e mi?"
" Hahaha! Sadece erkek düşmanı değiliz, paranoya da var demek. Allah şifa versin"
" Manyak!"
Tuana, Serap ve Mehmet'i işaret ederek Fadıl'a bir şeyler söyleyince, Serap meraklandı. Fadıl'a dönerek
" Ne diyor?" diye sordu.
"Şey.....siz ikinizin sevgili olduğunu söylüyor"
"Ne! Geri zekalı kadın. Fadıl çabuk öyle olmadığını söyle hemen tercüme et!"
Mehmet "hahahaha! Sevgili mi Allah korusun!" derken, Fadıl, Tuana'ya kızın söylediğini tercüme etti. Tuana inanmamış gibi başını iki yana salladı ve gülerek bir şeyler söyledi. Serap yine merakına yenildi.
"Ne diyor bu salak kadın?"
" Şey diyor Serap hanım, e, şey...ikinizin bakışları başka söylüyormuş gibi bir şey dedi"
"Hadi oradan manyak kadın sen de! "
Yola devam ederlerken şans yüzlerine güldü, yakınlarda çekim yapan National Geographic ekibi onları araçlarına aldı. Tuana'ya çok teşekkür ederek kadınla vedalaştılar. Kenya'dan Mısır'a oradan da Türkiye'ye döndüler. Havaalanına indiklerinde 
Fadıl "Allah'ım şükürler olsun neredeyse yeri öpecektim" deyince Serap "Al benden de o kadar Fadıl. Her yanım tutulmuş sanki. " dedi. Taksi duraklarına gelmişlerdi. 
Serap, Mehmet'e buz gibi bakarak "Bir daha Indiana Jones'culuk oynayacaksan önceden haber ver boşuna peşinden gelmeyelim" dedi.
Mehmet bir kahkaha attı ve ekledi: "Valla kusura bakma , benim sağım solum belli olmaz.  Ama ikinize de çok teşekkür ediyorum, şaka maka hayatımı kurtardınız. "
Üçü de ayrı ayrı taksilere binerler. Ertesi gün gazetelerindeki köşelerinde aşağıdaki gibi yazılar çıktı:
"......böylece sevgili okurlar, her zaman feministlere olan düşmanlığı ile tanıdığınız Mehmet Foçalı'nın hayatı bir feminist kadın tarafından kurtarıldı. Hayat kurtarmak kötü bir şey değil tabii ama çok sıkıntılara katlanmak zorunda kaldık, deveyle yolculuk yüzünden belim, sırtım hala ağrıyor."
".....sevgili okurlar ünlü feminist Serap hanımın uyuz bir deveye binemediğini görmenizi isterdim nankörlük yapacak değilim hayatımı o ve Fadıl kurtardı. Ancak kıpırdayan her şeyi yılan sanıp çığlık atmasından fenalık geldi. Bir ara gerçekten bir pitonla karşılaşmadık değil ama piton bile Serap Arda'dan korktu yani...e herhalde erkek bir pitondu, azılı feminist bir kadını yutarsa sindiremeyeceğinden korkmuştur. Velhasıl kadınlardan gazeteci olmaz kardeşim ya, en iyisi otursun bu yaz hangi renkler moda onu yazsın...."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder