26 Temmuz 2018 Perşembe

"KÜÇÜK DAĞLARI BEN YARATTIM" İNSAN MODELİ

Aslında buna 'G..tü kalkmış insan modeli' diyorlar da başlığa öyle yazmak istemedim. :) bak: ekşi sözlük g...tü kalkmış insan

Bilgisayar, internet ve sosyal medya yokken sadece çok ünlü film yıldızları bu modele girerdi. Ama onlar bu zamane kendini beğenmişleriyle kıyasalanmayacak kadar kadir kıymet bilirlerdi. Mesela rahmetli Zeki Müren bir röportajında postacının kendisine her gün onlarca hayran mektubu getirdiğini ve üşenmeyip hepsini tek tek okuduğunu söylemişti. O yıllarda tabii bilgisayar yok, mektuplar bayağı kağıt kalemle yazılırdı.:)

Şimdi sosyal medyada takipçi sayın mı çok? Hemen KDBY (küçük dağları ben yarattım) hastası oluyorlar. Bu da bir tür hastalık. İsmi de var: Narsizm, megalomani. Sonu paranoid şizofreniye de gidebilir, o şekle dönüşebilir ki, tedavisi yok.


Saygı Görme İsteği

El Chapo dizisinin tanıtımında dikkatimi çekti ve yazıma sonradan ekledim. Çünkü farkına varmadığım psikolojik ve önemli bir ayrıntıyı onların sayesinde farkettim. El Chapo malum Kolombiyalı uyuşturucu kaçakçısı, her tür şiddet, rezillik, en korkunç biçimde adam öldürme dahil her şey adamda var. Ama adam bir yandan da saygı görme isteği duyuyormuş. :) 


Aslında tüm insanlarda doğuştan var olan bir içgüdüsel ihtiyaç bu, sadece su ve ekmek değil, insanlar sevilmek ve saygı görmek de isterler. Onaylanmak isterler. İşte twitter, facebook, instagram filan olunca, kedi keserek, köpeğe dayak atarak, ona buna sataşarak, küfrederek, soyunarak da ilgi ve akabinde takipçi sayısı arttığı için saygı göreceklerini düşünenler türedi. Halbuki saygı başka şey, sanal dünya takipçisinin çok olması başka şey. Saygı saygıyı hakedene gösterilir. Sen başkalarına saygılı davranacaksın ki, onlardan da saygı bekleyeceksin. Twitter'da kedi keseyim/soyunayım takipçim bol olsun kendimi 'saygı görmüş' gibi hissederim! Oldu canım! Sana ancak o bol takipçiler bol bol beddua ederler.

Daha internet var mıydı, yok muydu hatırlamıyorum ama ilk Ayşe Arman'da rastladım bu hastalıklı duruma. 

Olayı aklımda kaldığıyla anlatacağım, link de vermek isterdim her zamanki gibi söyleyeceklerimin ispatı olarak ama kim bilir hangi tarihli Hürriyet gazetesinde çıktığını maalesef hatırlamıyorum. 

Yazısı şuydu:

Efendim, Ayşe hanımın kedisi hastalanmış mı ne, veteriner hekim de kakasından örnek istemiş tahlil için. Ayşe hanım da bir kibrit kutusuna kedisinin kakasını koymuş, ambalaj kağıdıyla paket etmiş, kargoyu çağırmış. Kargo elemanı genç gelmiş. Ayşe minik pakedi çocuğa vermiş. Hahahaha eleman kibrit kutusunda kedi kakası olduğunu bilmiyormuş. Hihihihi, almış, imzalamış, teşekkür etmiş, gitmiş vs.  

Kadın tek suçu işini yapmak olan, ekmek parası için her gün kimbilir kaç ev dolaşan, asansör yoksa kaç merdiven çıkan, alnının teriyle işini yapan gençle utanmadan alay etmiş, dalgasını geçmiş. Tabii ki, kibrit kutusunda senin kedinin kakasının olduğunu bilemez; nereden bilsin de sen kimsin ki, ne hakla alay ediyorsun? Bunu müthiş bir olaymış gibi köşende yazıyorsun bir de? Ünlü olman mı sana bu hakkı veriyor? 

İşte o günden sonra medyatik ünlülerdeki bu küçük dağları ben yarattım havasıyla, kendilerinden başka herkesi küçük görmelerinden tiksinti geldi bana. 

Yine böyle sosyal medyada takipçi sayısı çok olan Fatma Sibel isimli bir gazeteci vardı.  Siyasete ilgim olduğundan  yazılarını severek takip ederdim. Attığı tivitlere yorum yazanlara üşenmez cevap yazardı. Hatta hakaret eden, dalga geçenlere de haddini bildirir ya da o da onlarla dalga geçerdi ki, hoşuma giderdi. Son seçimden önce Muharrem İnce'ydi galiba, adam tv programına çıkmış; işte onlar soruyor, İnce cevap veriyor. Ertesi gün baktım Fatma hanım şöyle bir tivit atmış:

" İnce'nin filan soruya verdiği cevap olmadı."

Ben de 

"Peki siz nasıl bir cevap vermesini isterdiniz?"

diye sordum. 

Öyle ya; madem adamın verdiği cevaptan memnun olmadın, vatandaşın beklentisini karşılamadığını söylüyorsun, o zaman senin kafanda belli bir cevap ya da daha iyi bir cevap olmalı. Ne deseydi? Ne dese sen memnun olurdun ve / veya vatandaşların  da memnun olmasını beklerdin? Bunu açıklamak zorundasın. 

akp trollerine bile bol bol cevap yetiştirdi ama bana cevap vermeye tenezzül etmedi. Tamam cevap vermek zorunda değil; bazı tivit sahipleri prensip olarak kimseye cevap vermezler ama 'adam seçmek' ne? Ayrıca, gerçekten merak ettiğim için sormuştum. Öyle 7 /24 bu kadına laf olsun torba dolsun diye sayfasında takılan takipçi türünden değilim.  

O zaman düşündüm, takipçi sayısı çoğalınca davranışlar da KDBY (küçük dağları ben yarattım) hastalığına paralel olarak tuhaflaşıyor. Bunu fark etmiştim aslında. Yine başka bir ünlü gazeteci olan Ruhat Mengi'ye bıraktığı yorumlardan sezinlemiştim. Mesela Ruhat hanıma  (ki, tanımam etmem, avukatlığını yapmıyorum) "Şekerim" diye hitap etmeler. :)))) içimden "Allah Allah! Fatma hanıma bir haller olmuş hayırdır" demiştim. Yakıştıramamıştım, "Şekerim" ne ya? Ne kadar banal. Ne kadar yapmacık. Psikolog değilim ama psikolog gibi insanların böyle tuhaf davranışlarının sebebi ilgimi çeker, incelerim, sebebini anlamaya çalışırım. Baktım sıksık Ruhat Mengi'yle böyle şekerim'li alay ediyor. Meğer Ruhat hanım İyi Parti'nin kurucularındanmış ama milletvekili yapılmadığı için istifa etmiş. Gerçi kendisi sebebin başka olduğunu söylüyor. Bilemem; yanında değildim, ikisini de tanımam, etmem ama bir insan bir partinin kurucularından olursa, kurulmasında payı varsa, gayreti varsa, gayet doğal milletvekili olmak da ister; en doğal hakkı. Suç mu? Sana ne? Kıskançlık resmen. İster istifa eder, ister etmez, vekilliğe layık değilmiş, sen ne biliyorsun? Ne bu çekememezlik? 

Bu "şekerim" sözcüğünü bazen Yılmaz Özdil de kullanırdı çok sinir olurdum. Hiç yakışmazdı kalemine. Hatta yanlış aklımda kalmadıysa e-mail attım kendisine "şekerim" li cümleleriniz çok itici, lütfen kullanmayın diye. Okurken rahatsız oluyordum gerçekten. Yazısının ciddiyetini de yerle bir ediyordu.

İnsanın takipçi sayısı çok olunca sapıtmaya başlıyor zaar. :) 

Tamam takipçi sayınız çok olabilir ama hepimiz 9 aylığız arkadaş biraz rahat olalım. :)

Bu arada bunları takipçi sayım az diye kıskandığımdan yazıyorum:))) 

İnanın, öyle bir derdim yok. (şükür) ben sadece senaryolarımı tanıtmak için tivitter kullanıyorum. Takipçi sayımın çoğalmasını istemiyorum bile çünkü akp'li troller, dinciler, gizli hesap sahipleri, vs. de takibe alıyor rahatsız oluyorum. 10 -15 blog arkadaşım bana yetiyor da artıyor bile. Senaryolarımı tanıtma işim olmasa tüm hesaplarımı kapatacağım biraz daha bekliyorum. Belki bir yapımcının ilgisini çekerim ümidiyle. Olmazsa blog hariç tüm hesaplarımı kapatacağım, instagram'ı çoktan kapattım. (sadece kedimin ve moda çizimlerimi paylaşıyordum)

En son da Hülya Avşar denen ünlünün yaptığına çok güldüm. Ya bu kadın gelmiş kaç yaşına, hala 15 yaşında zekaya sahip gibi, ilgi çekmek için ne yapacağını şaşırıyor. Oturmuş bütün gün evde ne yaptığını çekmiş sinema filmi diye:) Kimse de gitmemiş izlemeye. Zavallı 

"Ben çok ünlüyüm, herkes çok merak ediyordur evimi, evde ne yaptığımı?"

Valla vatandaş olarak hiç merak etmiyorum Hülya Avşar'ın evini ve evinde neler yaptığını.  Merak eden varsa acırım. Filmine kimse gitmemiş:)) Bu sefer arabasının içinden çıkmış, kafasında kapüşon, araba gidiyor o da yanında dans ediyor. Ay ne komik! Ay ne ilginç! Ha ayrıca orijinal de değil başkasından görüp araklamış. :) 

Acıdım valla ya keşke filmine gitseydim bir kişi bir kişidir. :)))

Bu kadar mı ilgiye meraklısınız arkadaş? Ya 90 yaşına gelince hiçbir takipçileri, hayranları olmayınca ne yapacak bu KDBY hastaları? Bir de şu var: Takipçi sayısı belirtilmese acaba bunlar yine hastalanır mıydı? :)

32 yorum:

  1. Allah kimseye taşıyamayacağı yükü vermesin. Ünlü olmanın ya da sanmanın da bir yükü olduğu gerçek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir cevap, Allah kimseye taşıyamayacağı yükü vermesin. Teşekkürler:)

      Sil
  2. İnstagramı ilk açtığımda bir kaç ünlü takip edeyim dedim. Bir müddet sonra sürekli kendi yüzünü koyanlar bana çok battı, iptal ettim izlemeyi. Bir de bloglarda takipçilerim denmesi bana çok abes geliyor nedense. Hepimiz arkadaşız gibi hissediyorum , kimsenin takipçisi değilim, kimse de benim takipçim değil.

    Ve evet çok izlenen hesaplara gelen giden abuk subuk konuşanları gördükçe aman ben halimden memnunum, samimi arkadaşlarımla birlikte olayım yeter diyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, bir de öyle yapanlar var. Ben de blog arkadaşlarım diyorum hep. Haklısın 10 - 20 arkadaşımız olsun ama samimi olsunlar.:)

      Sil
  3. Bazıları çok konuşuyor çok. Çok konuşan boş konuşur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Az konuşsun ama konuştukları anlamlı olsun, dinlemeye değer olsun değil mi?

      Sil
  4. tek takip ettiğim ünlü kiralık aşk'taki koriş.
    hastayım kendisine :-))
    güç zehirlenmesi literatüre girmiş bişi Müjde'cim. Çok takipçi de aynı etkiyi yapıyor demek ki.
    Yaşamadan bilmeyiz ne yaşadıklarını ama içten içe ben sağıtmam demiyor da değilim.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Koriş kim Kadriye'ciğim? İlk kez duydum.
      Kiralık Aşk'a ilk başlarda bakmıştım ama sonra bıraktığımı hatırlıyorum. Eğer Yemekteyiz'deki güzel mavi gözlü çocuksa, çok tatlı o ya, ben de seviyorum.:))

      Sevgiler.

      Sil
    2. ayyynen o Müjde yaaa :-))))) Orada yarattığı karakter tüm diziye damga vurmuştu. Yazarken bile gülümsüyorum :-))

      Sil
    3. Aaaa, çok şeker, çok pozitif enerji veriyor insana, hele mavi gözleri ay 20 yaşında olsam aşık olurdum yani.:)))sırf o var diye Yemekteyiz'e bakıyordum. :)

      Sil
  5. Ya kimse ilgilenmeyecek aslında, bırakıvericekler takibi, bak bakalım nasıl kuzuya dönüyorlar:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bahar'cığım delirirler:)valla akıl hastanelerini doldururlar. Hülya Avşar'ın yaptıklarını görünce ona karar verdim.:) Ben zaten böylelerini takipten çıkarttım. Onlar için bir şey farketmez çıkartmam ama benim için farkeder.:)

      Sil
  6. Yani insanlar da bu ünlüleri çok büyütüyor. Mesela daha birkaç gün önce bir paylaşım gördüm neymiş efendim yok şu youtuber küçükken lahanalı yumurta yapmış bu youtuber küçükken şunu yapmış. Bİ-ZE-NE!

    Her hafta sonu magazin programlarında şu ünlü evinin kapılarını bize açtı!! diye program yapıyorlar ve insanlar oturup bunu izliyor.. Gerçekten şaşırıyorum. Onlar da senin benim gibi insan bu kadar büyütmeye, onları KDBY insanları yapmaya ne lüzum var gerçekten?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle haklısın Kamer'ciğim, abuksabuk şeyler yapıp ünlü olunma çağındayız. Bir çocuk gördüm oyuncaklarını gösteriyormuş milyonlarca kişi izliyormuş:)))milletin işi gücü yok herhalde:)o sözünü ettiğin programlara inan bakmıyorum zaten gündüz tv açılmaz bizim evde. Birçok medyatik insanın ismi yazılıyor, olaylar oluyor var ya kim bunlar ilk kez duyuyorum o yüzden çoğunu.

      Sil
  7. Bu yüzyılda her şey vasatlığa teslim olmuş durumda özellikle de göz önünde iş yapanlarda (sanatçı kelimesini kullanmak istemiyorum gerçek sanatçılara ayıp oluyor) ölçü sadece sayı olunca ne yapsınlar:)) ben sosyal medyada olmadığım için çok rahatım arada bir iki kişinin twitterına bakıyorum ama o kadar kötü cümleler kullanılıyor ki hesap sahipleri buna nasıl katlanıyor diye çok merak ediyorum. Elinize sağlık, sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanatçı kelimesi konusunda aynı fikirdeyiz. Fazıl Say, İdil Biret, Suna Kan, Yıldız Kenter, rahmetli Suna Korat onlar sanatçıydı, şimdi manken, medya maymunu denilen tipler 'sanatçıyım" diyorlar:))))
      Sen de sağol Gül'cüğüm. Sevgiler.

      Sil
  8. Önceden ben de ünlüleri takip ederdim artık etmiyorum, yaptıkları şeyleri bilmeme gerek olmadığını düşündüm :)) Dediğin gibi takipçi sayıları arttıkça çirkinleşiyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En iyisini yapıyorsun, belki rahmetli Hulusi Kentmen hayatta olsaydı bak onu takip etmek isterdim ya da Kemal Sunal'ı.
      Rahmetli annem böylelerine "Ne oldum delisi" derdi. :)))

      Sil
  9. Andy Warhol: Bir Gün Herkes 15 Dakikalığına Ünlü Olacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hah işte tam o mesele.
      En kötüsü de millet sırf 15 dakikalığına- 3 günlüğüne ünlü olmak için kedi kesiyor, köpek kesiyor, Atatürk'e küfrediyor (o kız bile bunu ünlü olmak için yaptığına bahse girerim)
      Bu bir hastalık.....:(

      Sil
  10. Gercekten hastalik derecesinde olanlar cok. Ben hic profesyonel olamadim bu konularda. Keyfim gelirse yaziyorum gelmezse yazmiyorum. Blog yazisi varsa zaten paylasiyoruz. Twitterda yazma bir sey diyorum kiziyorum kendime bazen dayanamiyorum. Siyasilerden de siyasetten de gina geldi. Beni de bir sürü kisi takibe almis bakiyorum siyasi paylasimlari var anlam veremedim. Hülya Avsarin o videosunu izledim ben de anlamadim ne yaomaya calisiyor, ilgi azaldi bunalima girdi galiba.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle Derya'cığım. Hani insanın temel ihtiyaçları vardır ekmek - su - barınacak bir yer - sevgi - şefkat bunlar ise üne o kadar önem veriyorlar ki, ilgi azalınca dediğin gibi bunalıma giriyorlar. İyi de 90 yaşına gelince ne olacak?

      Hayatta tek önem verdiğim şey sağlık ve ailemin, buna kedilerimiz dahil sağlığı.
      Ya suyum azmış, ekmeğim kuru olmuş, evim minnacıkmış, mutfağım küçücükmüş bunlar ne ki? Allah elden ayaktan düşürmesin diye dua ediyorum. Kimseye muhtaç olmayayım.
      Ünlü oldum diye küçük dağları ben yarattım havasına girenlere de Allah akıl fikir versin, dua etsinler 80 yaşına gelince kimse altlarından, üstlerinden almasın o zaman görürler küçük dağları....

      Sil
  11. Bir insanı en çok rahatsız edebilecek tip bu bence. Aman bir de o kasılmaları, sanki her davetin, her projenin onur konuğuymuşçasına önden gitmeleri yok mu! Bir avuç insan yorum yapınca sanıyorlar ki biz tüm insanlık onlara odaklandık :) Böyle insanların işi çok zor yahu, uzak kalınmalı..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle uzak kalınmalı şefim, ben de öyle yaptım zaten, ekşi sözlük bunlara en güzel tanımı vermiş ama ben kibarlıktan söyleyemiyorum:)

      Sil
  12. Aaa Müjde abla ,o seçilmiş kişiler biz ölümlülerle muhatap olmaya tenezzül ediyorlar.Bundan büyük şeref mi olur ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi ya? Bunların başına defne yapraklarından taç takmalı hatta:))))

      Sil
  13. Derya'nın yavrusunun on sekiz yaşını kutladığım için, haliyle ona gelen her yeni yorum bana da geliyor. Seni görünce çok mutlu oldum Müjde kardeşim. Görsem yayınını mutlaka yorum yapardım. Aslında sen instagramdayken sana bir yorum yapmıştım. Benim de sağlığım giderek bozulmaya başladı. Kızın hastalığı beni yerle bir etti. Hâlâ kendimize gelemedik.
    Yazmana sevindim. Rast geldikçe büyük bir keyifle okuyacağımdan emin olabilirsin.
    Yukarıda yazdıklarında o kadar haklısın ki...
    Sana sağlıklı huzurlu günler diliyorum canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben instagramı kapattım, sadece blog, twitter var. Bloğa da uzun - üç ay kadar - bir ara vermiştim.
      Çok üzüldüm ya, inşallah kızın da, sen de iyi olursunuz, en kısa zamanda şifalar diliyorum, çok teşekkürler.

      Sil
  14. İnsanın kendisini küçük düşürmesine yol açan beter bir hastalık bu. Bizim sınıfta da var birisi. :) Kendisi 90'lı kilolarda bir kızdı. Zayıflamaya karar vermiş ve instagramda kendisine bir motivasyon hesabi açmış. Milyon takipçisi yok tabii ama güzel bir kitlesi var. Biz bu hesabı bir arkadaşın hesabından gördük. Çünkü kendisi bizim bölümdeki tüm kızları üşenmeyip tek tek engellemiş :) Yaptığı şey sağlığı için çok iyi ve 40 kilo kadar verdi ama ne gerek var herkesi engellemenin 😁 Bir gün kilo verdiği zamanda dedik ne güzel kilo vermişsin. Amaç tebrik etmekti ama kendisi nasıl bir ruh halindeyse ters ters baktı cevap bile vermeden gitti 😁 Sosyla medya mı değiştirdi yoksa hep mi böyle biriydi bilemiyorum ama muhtemelen bir etkisi vardır :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten öyle İrem'ciğim, kendilerini küçük düşürüyorlar. Anlattığın örneği de hayretler içinde kalarak okudum. Yani engellemek niye? Sanırım kompleksi varmış. Sosyal medyanın etkisi var ama esas kişiliklerinde biraz tuhaflık var, kişilik neyse değişmiyor, sosyal medyada takipçisi çok olunca daha beter oluyorlar. 'Ben neymişim be?" 'küçük dağları ben yarattım' oluyorlar.
      Aslında benim yazımda anlattığım Ruhat hanım çok kibar ve sabırlıymış, ben onun yerinde olsam 'Şekerim? Pardon da ben sizin nereden şekeriniz oluyorum? " diye cevabı yapıştırırdım. İnsanın yüzü kızarır ya. Sanki kadınların altın gününde laklak yapıyor. Tanımadığı, etmediği insana şekerimli, cicimli konuşulmaz. Laubalilik.
      Ben blog arkadaşlarıma bile 'canım' lı hitap ederken düşünüyorum, 60 yaşındayım onlar da kızım yaşındalar ve kaç yıldır samimiyiz blogda. Onu göze alarak diyorum. Hatta ilk tanıştığım blog sahipleri yaşları küçük olsa bile izin isterdim 'cim' li hitap etmeden önce....

      Sil
    2. Keşke sizin gibi ince düşünebilse herkes. Özellikle büyük bir kitleye hitap eden kişilerin çok daha dikkati davranması gerekiyor bu konularda. Bu hem kendi itibarları için daha doğru olur hem de zaten takınılması gereken tavır da budur.

      Sil
    3. Çok haklısın, ünlü olmak güç zehirlenmesine, megalomaniye yol açıyor bu kesin İrem'ciğim, sanırım tedavisi de yok, güzel düşüncelerin için sağol canım.

      Sil