Öncelikle
bu bir 'türban takmayın' yazısı değildir.
Tersine, isteyen
kafasına istediğini taksın isterse huni taksın ama takarken de
nedenini, niçinini araştırsın, sorular sorabilsin yazısıdır.
İzleyenleriniz var mı bilmiyorum. Show Tv'de, Cuma akşamları, Kızılcık Şerbeti isimli bir dizi yayınlanıyor. Oldukça ünlü bir dizi. Dizide laik, isterse içki içen, isterse içmeyen, isterse oruç tutan, isterse tutmayan, isterse mini giyen, istemezse giymeyen bir aile ile asla içki içmeyen, asla mini giymeyen, seküler yaşam tarzında olmayan, muhafazakâr, başlarını Fetö icadı türbanla kapatan, namazında, niyazında iki aile var ve olaylar bu iki laik - muhafazkâr aile arasında geçiyor. Kızılcık Şerbeti'nin konuyla alâkasına tekrar değinmek üzere eski Türkiye'de kadınlar saçını örter miydiye geleceğim; sonra tekrar Kızılcık Şerbeti'ne döneceğim.
BİR
FETÖ PROJESİ: TÜRBAN
Yaşım icabı eski Türkiye'yi yani
60'lı yılları biliyorum. İlkokula, Ankara, Ayrancı İlkokulu'nda
1965'te başladım. O zamanlar "Açık - Kapalı" diye bir
deyim yoktu ülkede ; çünkü o yıllarda kimse şu andaki gibi yani
Fetö'nün icat ettiği şekildeki gibi türban takmaz; kimse şu
andaki gibi başını örtmezdi. Sadece yaşlı teyzeler,
anneanneler, istiyorlarsa başlarını başörtüsü veya yazmayla
örter, ya çene altından fiyonk yapar, ya da yemenin ucunu
çenelerine sıkıştırırdı. Genç kızlar asla
kapanmazdı.
Anadolu
kadınının başını örtmesi gayet normaldi. Nasıl mı
örterlerdi? Yazmayla, yemeniyle örterlerdi. Saçların bir kısmı
görünürdü, iki örgüyle örerlerdi ve asla kapatmazlardı, kimse
de zorlamazdı kapatın diye. Kimi genç kadınlar günümüz
bandanası gibi örterdi hatta. Saç örgülerinden, saçlarına
taktıkları çeşitli süslerden, paralardan kadının evli mi,
bekar mı, dul mu olduğu anlaşılırdı.
Meşhur türküsü
vardır:
"Yemeni bağlamış telli başına....
Zülüfleri düşmüş hilal kaşına"
(Zülüf,
yüzün iki yanından sarkan saçlardır. Çok eski bu türküden
anlaşıldığı üzere, eskiden, Osmanlı zamanında kadınlar
yemeni bağlar ama saçlarının hepsini kapatmazlar, bir kısmı
kaşlarına kadar düşermiş)
Ünlü filmdir yine
"Selvi
boylum, al yazmalım"
Yazma da, yemeni de Fetö icadı
türban gibi değildi. Yazmayla ilgili
"Oyalı da
yazma başında;
Kalem oynar kaşında..
Yeter
beklettiklerin
Çeşmelerin başında..."
diye
türkü de vardır. Yani, Anadolu kadını yüzyıllardır yemeni,
yazma ve benzeri eşarplarla başını bağlardı. Çeşme başında
kendi yaşlarında delikanlılarla flört de ederdi, çeşmeler
zamanın buluşma, randevu yeriydi. Türküde o yüzden genç "Yeter
beklettiklerin çeşmelerin başında" diyor. Yani sevdiği kıza
randevu vermiş çeşme başında ama kız belki naz yapıyor; belki
başka sebepten gelmemiş, genç de çeşmenin başında bekleye
bekleye usanmış. Türkü yazmış. Yani eski Türkiye'de "Kaç
- göç, "Aman erkekler sizi görmesin, aman saçınızın tek
teli gözükmeyecek, aman pardösüler giyin, yerlere kadar kapanın"
yoktu. Köylü kızlar genellikle saçlarını uzun, iki örgü
yapar, çiçekli yazmasıyla da şöyle bir örterdi ki, sebebi
dinden çok süslenmek ve ahır süpürürken saçlar toz olmasın,
yufka açarken, yemek yaparken yemeğe saç, kıl düşmesin, kocası,
kaynanası kızmasın, iğrenmesin, nazar değmesin🧿🧿🧿, evli
mi, bekar mı, dul mu olduğu anlaşılsın gibi geleneksel
düşüncelerdi. Evet bakın Burcu Arıcı Tüzün isimli yazarın bu
konudaki ayrıntılı araştırmasından okuyabilirsiniz.
Yörük
kadını - tıkla
Fetö
öncesi eski Türkiye'de
bir genç kız. Saçları iki uzun
örgülü.
Hele hele ilkokula giden çocukların başının
örtülmesi, yüzüne peçe takılmalı (Benim oturduğum mahalle
yani Keçiören'de siyah peçeli ilkokul öğrencisi gördüm.
Sanırım Afganlı vs.) filan asla yoktu.
Bana inanmayan
60'lı yılların, 70'li yılların Yeşilçam filmlerindeki
kalabalık dış sahne çekimlerine baksın. Mesela Galata
Köprüsü'nde, Beyoğlu'nda, Boğaz'da yürüyen kadınlar, senaryo
gereği bir üniversitede okuyan genç kızlara baksınlar.
Hiçbirinin başı kapalı değildir. O yılların en ünlü
yıldızları olan Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve
Türkan Şoray da keza. Bazen araba kullanırken rüzgarda saçları
dağılmasın, gözüne gelip kaza yapmasına sebep vermesin diye
eşarp takarlardı sadece. Kısaca, Türkiye'de türban diye bir
örtünme şekli yoktu. Fetö yani Fethullah Gülen ile rahibelerin
örtünme şeklinden esinlenerek Fetö projesi türban icat edildi.
Bu, 80'li yıllarda oldu.
(Bu Fetö yani Fethullah
Gülen isimli, Amerika'da yaşayan (!) adam din, iman diyor ama gidip
de kutsal topraklar olan Mekke'de, Medine'de ya da şeriatla
yönetilen Pakistan'da, Arabistan'da, İran'da vs. değil laik,
eşcinsellerin evlenebildiği, Yılbaşı kutlandığı, içkinin,
domuz etinin haram olmadığı Hristiyan ülkede yaşıyor!
Erbakan'ın kızı da ABD'ye yerleşti! Tayyip'in oğlu vs. çoğu
AKP'li de ABD'de veya Londra'da yaşıyor, hiçbiri dinle yönetilen
İslam ülkelerinde yaşamak istemiyor ama Türkiye dinle yönetilsin
diye ellerinden geleni yapıyorlar!)
GENCECİK KIZLAR
YAŞLI TEYZELER GİBİ GİYİNMEYE BAŞLADI
Türkiye'de
kızların kapanması siyasal nedenlerle başlatıldı. Nasıl
becerdilerse becerdiler. Birer, ikişer, üçer derken, baktım ki,
çoğu kız yerlere kadar pardösü, kafalarında uzun başörtüleriyle
kocakarı gibi giyinmeye başlamış. Bana kızacaksınız ama öyle.
O örtüyü kafalarına geçirdiği an 20 yaş birden alıyorlar.
Bildiğin "teyze" oluyorlar. İhtiyarlıyorlar. Üzülüyorum;
insan bu hayatta bir kez 18 yaşında olur, bir kez 20'li yaşlarda
olur. Gençlik, güzellik zaten 40'ta bitiyor. Evet, bitiyor.
40'ından sonra zaten kırışmaya başlıyorsunuz, saçlar
beyazlaşmaya başlıyor. Gençliğinizin, güzelliğinizin kıymetini
bilin. Ne öyle nine gibi, kocakarı gibi kapanıyorsunuz?
Bu kapalı işi, önce
türbanla başlar, sonra yavaş yavaş
"Oranı
da kapat", "Buranı da kapat"
derken
Parliament mavisi çöp poşetinde dolaşmaya başlarsınız ÇÜNKÜ
bir radikal dinci, bir siyasal İslamcı için kadın asla TAM
kapanmış olmaz. Saçını kapatsa, çarşafından gözüken
burnunun ucundan tahrik olur! Şık tesettüre girse "Dandik
tesettür" diye suçlarlar, çamaşır ipine serdiği pazardan
alınmış beyaz, pamuklu pazar donundan tahrik olur! Yani illa ki
bir şey bulur kadında tahrik olacağı çünkü 7/ 24 aklı fikri
sadece kadına ve sekse çalışıyor! Topuklu ayakkabısının
sesinden tahrik olacağı tutar! (Gülmeyin var örnekleri), düz
ayakkabı giyse sesinden tahrik olur (Bunun örneğini de yıllar
önce dini forum sitelerinde bol bol okumuştum hatta kadının
sesinin erkeklere haram olduğu için peygamberin mi, peygamberin bir
akrabasının mı şu an hatırlamıyorum yıllar geçti, kapı
arkasından bir erkekle konuşurken, ağzına küçük çakıl taşı
alarak, sesinin güzelliğini bile, isteye bozarak konuştuğunu
yazmışlardı. Vay, vay nasıl namuslu bir kadın desinler!)
Bu
kadınlar 70'li yıllarda mini etek giyip, sokakta
rahat rahat
dolaşıyorlardı, laiklik elden gidince;
bu hale döndüler;
çünkü dinciler için tesettür
yetmez; daha çok, daha çok
kapanmanızı isterler.
Siyasal İslam'ın acı bir sonucu:
18 yaşındaki Eylem Sevilen'i
babası boğarak öldürdü.
Sebep: Kızın erkek arkadaşı
olduğundan şüphelenmiş ve kızı
bir arkadaşının doğum
gününe gitmek istemiş.
Gördüğünüz
üzere rahmetli kızcağız Fetö icadı türbanla sımsıkı
kapatmış saçlarını ama yetmemiş. Erkek arkadaşı varmış
(belki de yokmuş; babasının şüphesi) olsa ne olacak? Bu kız 50
yaşına gelip, buruş buruş, kırış kırış kız kurusu mu
olsun? Evlenmesin mi? Nasıl evlensin? Bir erkekle tanışacak,
pastanede birlikte bir çay, kahve içecek, gezecek, tanıyacak ki,
evlenecek. Görücü usulüyle mi evlensin? Hiç tanışmadan,
konuşmadan, birlikte bir çay, kahve içmeden....ama işte siyasal
İslam bir yaşam tarzıdır. İnsanın hayat tarzına müdahale
eder, hoşuna gitmiyorsa öldürür! Cinayet işlettirir. Gerçekle
bağlantısını kopartır. Binlerce yıllık çiçekli yemeni, oyalı
yazma varken, tutar Fetö diye biri Hristiyan rahibelerin örtünme
şeklini "Doğru örtünme budur" diye dayatır insanlara.
Ne diyeyim? Allah varsa, zavallı kızcağıza rahmet etsin, mekânı
cennet olsun; anasına sabır versin, babası lâyığını
bulsun.
Veeee kızlar saçlarını kapatıyor ama
makyajını da yapıyor. 😁
Ne
yapıyorsunuz?
Ruj
sürüyorum.
Niye?
Güzel
görünmek için.
Peki
saçını niye kapatıyorsun?
Güzel
görünmemek için.
Eee? Bu ne perhiz, bu ne lahana
turşusu?
Ne diyordum? Erbakan yüzünden toplumda
KAPALI
KADIN - AÇIK KADIN
gibi bir deyim oluştu. Düşününce
bana komik geliyor. Kapalıdan kasıt saçı kapalı demek, açıktan
kasıt da saçları açık demek ama sanki "açık" kadın
denince, açık denilen kadınlar sokakta anadan doğma dolaşıyor
gibi bir algı oluşturuldu. (Tabii bilerek, isteyerek, toplumu
bölmek için)
TÜM DİNLER, BİR ZAMAN ve MEKÂN (COĞRAFYA)
MESELESİDİR
Yazanın
eline sağlık, evet, din dediğimiz şey bir
coğrafya ve zaman
meselesidir. Binlerce yıl önce , Güney Amerika kıtasında, Aztek
uygarlığında yaşasaydınız, Güneş tanrısına insan kurban
edecektiniz ve
"İnanmasan da saygı duy!
diyeceklerdi size.
Eski Roma'da yaşasaydınız,
şarap tanrısı dahil bir dolu Tanrı'ya inanacak sonra da İsa'ya
peygamber diyecektiniz.
Afrika'da doğsaydınız değil kapanmak, memeleriniz açık dolaşacaktınız.
Zamanla bu kapalı - açık
konusu, ahlâki bir norma, ayrıma dönüştürüldü. Şöyle ki,
kapalı kadınlar namuslu, ahlâklı, açık kadınlar namussuz,
ahlâksızdılar! Öyle ya İslam dininin kutsal kabul edilen
kitabının bir ayeti yani koskoca Tanrı kadınlara saçlarını
kapatmasını emrediyorsa, ne hakla Tanrı'nın emrine karşı
çıkardınız? Bu ünlü ayet Nur Suresi denilen bir ayetti ve
hiçbir kadın sebebini sorgulamamıştı çünkü dincilere göre
Allah'ın emirleri sorgulanmaz. İyi de nelerin gerçekten Allah'ın
emri, nelerin olmadığından %100 emin miyiz? Üç gün önce olan
bir olayda görgü tanıkları, Mobese, dükkân kameraları, parmak
izi, video kaydı, bilgisayar, akıllı saat vs. olsa bile insanlar,
savcılar, tanıklar olayın nasıl olduğunda, kimin ne yaptığında,
kimin suçlu, kimin suçsuz olduğunda %100 hemfikir olamıyorlar.
Değil Mobese, değil kamera, kitap, arşiv, bilgisayar kaydı,
fotokopi, tarihi arşiv olmadığı her şeyin kulaktan kulağa
aktarıldığı binlerce sene önceki bilgilerin kaçı %100 doğru
olabilir? Ne diyordum:
Hiçbir kadın Nur Suresi'nin
sebebini sorgulamamış;
"Niye acaba? Saçımı
kapatsam ne olacak? Açsam ne olacak? Yaz günü sıcakta saçımı
niye kapatayım? Saçım niye hava almasın? Niye ferahlamayayım?
Allah saçlarımızın görünmesinde ne gibi bir sakınca görmüş
olabilir?"
diye merak etmemişti. Ben
ettim.
Ben, kâinatın bir yaratıcı varsa da, yoksa da,
bir miktar akıl, zekâ ve beyin verilen bir canlı türü olarak;
merak ettim ve bu yazıyı yazmaya başladım.
O uzun
yazımı okumaya üşenirseniz, özetle şöyle diyorum:
1)
Muhafazakârlar, saçları kapatmanın Allah'ın emri olduğuna
inanıyorlar. Allah'ın emriyse;
2) Bu emrin arkasında
yatan mantıklı bir sebep, gerekçe olmalı. Koskoca Tanrı, hiçbir
şeyi durduk yere, öylesine yasaklamaz. Canı öyle istediği için
yasaklamaz. Mantıklı bir nedeni olduğu için yasaklar.
"Yahu
dur şu kadınlara gıcıklık olsun, 42 derece yaz sıcağında,
minibüs 45 dereceyken, saçlarını, boğazlarını sımsıkı
örtmeden sokağa çıkamasınlar diyeyim."
😁😌😂demez.
(Örneğin hırsızlığı
yasaklamıştır; çünkü hırsızlık kötü bir şeydir.
Haksızlıktır, insanları mağdur eder, cinayetlere yol açar,
düşmanlığa sebep olur, kötü örnek teşkil eder vs. daha da
açabilirsiniz. Hoş, Tanrı yasaklamasa da insanlar hırsızlığı
yine yasaklardı çünkü akıl ve mantık hırsızlığın kötü
bir şey olduğunu bize öğretir.)
3) Bu emrin arkasında
yatan mantıklı gerekçe belli ki; kadınların saçlarının erkek
cinsi için tahrik edici olması. Şimdi bunu açıyorum:
-
Yani, erkek, kadının saçından tahrik olacak,
"Ay!
Ne güzel saçları var! Dur şuna aşık olayım; eşimi aldatayım,
eşimin saçları bu kadar güzel değil😁😁😂 ve eşini
aldatacak;
"Ay! Ne güzel saçları var! Dur şuna
tecavüz edip, öldüreyim. Kim bilecek?"
diyecekti.
O yüzden de sevgi pıtırcığı Tanrı'mız kadınları erkeklerin
şerrinden korumak için saçlarını kapatmasını emretti.
Bu
kadar basitti.
Bu durumda, saçını kapatmayan kadın
da
" Saçım açık olsun da Ayşe'nin kocası bana
aşık olsun; kadını kocasından ayırayım."
ya
da
"Saçım açık olsun da, erkekler tahrik olup
bana tecavüz etsin çünkü ben orospuyum,
aranıyorum."
oluyordu!
Şimdi buraya
kadar hemfikir miyiz? Hemfikirsek, şimdi durumun mantıksızlığını
ve çelişkilerini yine madde madde anlatmıştım:
1)
Kadının saçları tahrik unsuruysa, gözleri, kaşları, dudakları,
yanakları daha çok tahrik edicidir. Tanrı neden, yüzünüzü,
gözünüzü, dudağınızı da peçeyle kapatın dememiş? Üstelik
saçını kapatanlar, yüzlerini, gözlerini, dudaklarını rujla,
rimelle, maskarayla, allıkla, bin türlü şeyle erkekler için
tahrik edici hale getiriyorlar. Hop! Tanrı'nın emrinde çelişki ve
mantıksızlık kabak gibi ortaya çıktı. Peki koskoca Tanrı
çelişkili, mantıksız emirler verir mi?
Vermez. Bu, Tanrı'ya
hakaret olur.
2) Kadının saçları tahrik
unsuruysa, tecavüze uğrayan erkek çocukları ne yapacağız?
Koskoca Tanrı, erkeklerin tecavüze uğraması için niye tedbir
suresi yazmamış? Hani erkeklerin türbanı? Yine Tanrı'nın
emrinde çelişki, eksiklik ve mantıksızlık çıktı mı? Koskoca
Tanrı birbiriyle çelişkili, eksik, mantıksız karar alır mı?
(Aç parantez lisede mantık dersi okumuş nesilden olduğum için
şanslıyım. Biz, mantık derslerinde bir şey A ise B olamaz, aynı
şey aynı anda hem A, hem B olamaz diye öğrendik. Bir şeyde
mantıksızlık, çelişki olunca hemen fark ediyoruz.) Dolayısıyla,
yine bu Tanrı'ya hakaret olur.
3) Kadının saçları
erkek için tahrik unsuruysa, bebeğe, kendi kızına, kendi
bacısına, baldızına, yengesine, kendi yeğenine, kuzenine,
kediye, köpeğe tecavüz eden orospu çocuğu erkekler için koskoca
Tanrı niye bir tedbir suresi göndermemiş? Onları kurtaracak bir
başörtüsü ayeti yok mu? Hop! Yine eksiklik, çelişki,
mantıksızlık. Tanrı böyle çelişkili, mantıksız şeyler yapar
mı? Yapmaz. Yapacağını düşünmek yine Tanrı'ya hakaret
olur.
Şimdi bir rezalete gelelim:
Burada
Kızılcık Şerbeti dizisinden, internetten bulduğum bir görüntü
paylaştım. Şöyle ki, izlediğim bir bölümde (kaçıncı bölüm
olduğunu hatırlamıyorum ama Nilay'ın saçlarını kapatmaya karar
verdiği bölüm) kayınvalide Pembe, gelini Nilay'a
"
Aferin kızım, şimdi, Nursena'nın eşi Umut gelince, onun yanında
da başını açamazsın"
demişti. Yani, bu cümlenin
manası
" Mazallah! Başını açarsan, kızımın kocası yani damadım sana tecavüz eder! " oluyor!
Bunu
en, en, en kibar biçimde yazdım. Ekşi Sözlük'tekiler olsa daha
vahim bir cümle kurarlardı.
İyi de bu nasıl bir
kepazelik? Nasıl bir rezalet? Lan akraba olmuşsunuz, biri Pembe'nin
oğlunun karısı, öteki yine Pembe'nin kızının kocası.
(Birbirlerinin nesi oluyorlar bilmiyorum bilen varsa yazsın.
Akrabalık terimlerimiz çok fazla ve hepsini bilmiyorum)Bu ikisi
aynı evde karşı karşıya gelecek, yemek yiyecek, iftar açacak
ama Mazallah, Nursena'nın kocası Umut'un, Nilay'a sarkma (!)
potansiyeli var! Düşüncenize, zihniyetinize turp sıkayım.
Hepiniz sapık mısınız ailece? O yüzden mi o saçlar böyle
sımsıkı kapanıyor? Akrabalara bile güvenemiyorlar!
Kapanacağınıza köprüden atın kendinizi bence! Ay böyle yaşanır
mı? Ben yaşayamam şahsen.
"Ay,
başımı kapatayım da Nursena'nın kocası Umut beni
.......!"😁😁
Umut da bunu duysa herhalde
aşağıdakini derdi:
"Neeeee!
O yüzden mi benim yanımda
başını örtüyorsun? Puuu! Allah
sizin belanızı vermiş!"
4) Suudi Arabistan, Mısır,
Afganistan, Pakistan, Irak, vs. gibi kadınların çoğunun "kapalı"
olduğu ülkelerde de kadınlara tecavüz ediliyor. Türban takmak,
burka giymek, çarşaf giymek kadına tecavüzü önlemiyor. Yani
koskoca Tanrı'nın tedbiri bir halta yaramıyor. İşe
yaramayacağını bile bile niye saçlarını kapattırsın? Yani,
erkeklerin hepsi değilse de, çoğu sapıksa, kadın için
tehlikeyse, niye onların sapıklığının cezasını biz kadınlar
çekiyoruz?
5) Diyelim ki, saçlarımız erkekleri tahrik
ediyor. Peki bu durumun yani erkeğin sapıklığının cezasını
niye biz kadınlar çekiyoruz? 40 derece sıcakta saçlarımızı
rüzgarın püfür püfür esintisinden, oksijenin iyileştirici,
saçları havalandırıcı, kokmasını engelleyici gücünden, D
vitamininin sağlığımıza faydasından mahrum ederek Tanrı,
erkekleri değil kadınları cezalandırıyor? Niye böyle bir
adaletsizlik, haksızlık yapsın?
6) Saçları kapatmanın
namus, ahlâk simgesi olmadığını da polis kayıtları, gazetedeki
cinayet haberleri, Müge Anlı programları bize ispatlıyor. Ne bir
kadın saçları açık olduğu için orospu, ne de bir kadın
saçları kapalı olduğu için namuslu oluyor. Namus da, ahlâk da
karakterle ilgili bir konu. Saçları açık olup beş vakit namaz
kılan, oruç tutan da var; saçları kapalı olup; sevgilisine
kocasını öldürten de. Sonuçta namus soyut bir kavram, başörtüsü
ise kendisine namus gibi soyut bir kavramın yükletildiği kenarları
1 metre olan bir kumaş. Kızılcık Şerbeti dizisinde bir tek bu
konuyu hakkıyla vermişler. Şöyle ki, Görkem diye bir karakter
var. Dr. Jeykıll & Mr. Hyde gibi gündüz insan, gece canavar
değil ama gündüz türbanında, hanım hanımcık takılıyor, gece
bara gidip adam kaldırıp, yatağa atıyor, tek gecelik ilişki
yaşıyor! Yani türban bir maskedir diyorlar ve gerçekten de öyle.
İstisnalar ise kaideyi bozmaz.
7) Kadının saçları
erkekler için tahrik unsuruysa, eşcinsel erkekler, erkeklere aşık
oluyor. O halde erkeklerin de namuslarını korumaları için
saçlarını örtmesi neden emredilmemiş? Erkekleri eşcinsel
erkeklerden nasıl koruyacak Tanrı? Dahası, kadına aşık olan
kadın var! Bir kadın, kadınlarla dolu bir yerde başını açabilir
ama ya o kadınlar arasında, kendisini tahrik edici(!) bulacak
lezbiyen yani eşcinsel bir kadın varsa? Bu durumda, kadın, sırf
kadınlardan oluşan bir odada başını örtmediği için günaha
girmiş mi olacak? (eşcinsel kadın riski yüzünden!) Bu yine
mantıksızlık, çelişki. Tanrı da mantıksız, çelişkili
kararlar vermez. Bu Tanrı'ya hakaret olur.
Kızılcık
Şerbeti dizisinde laik karakteri temsil eden Kıvılcım,
"Ben
kimsenin kapanmasına karşı değilim"
diyor.
Demokrasi bunu gerektiriyor ama ben diyorum ki, tamam istiyorsa
kafasına istediği şeyi taksın isterse huni taksın ama sorsun.
Niye kapanacağını sorgulasın? İşte yukarıda madde madde
mantıksızlıklarını, çelişkilerini saydım. Koskoca Tanrı
mantıksız, çelişkili, garip emirler emretmeyeceğine göre, zaten
tüm dinler de akıl hastalığı, masal, efsane, rivayet olduğuna
göre, niye bir genç kız, kendisini yaşlı teyzeye, kocakarıya
benzetsin?
BAŞÖRTÜSÜNE SAYGI - LAİKLİĞE
SAYGI
Saygı duymamı istenilen şey dört kenarı 1 metre olan
bir kumaş parçası. Ben insanlara saygı duyarım (o da saygıyı
hak ediyorsa) kumaşa niye saygı duyayım?
Abuk
sabukluğa, akıl hastalığına niye saygı duyayım yahu? Kıvılcım,
keşke benim gibi biri olsaydı. Onlar abuk sabukluğa saygı
duydukça, hiçbir genç kız neden hayatının baharında kocakarı
gibi giyinmek zorunda olduğunu anlayamayacak. Evet, genç kızların
ihtiyar kocakarı gibi giyinmelerine taktım. Yine Kızılcık
Şerbeti dizisinden bir örnek veriyorum:
Bu
da Mihri'yi canlandıran oyuncunun (Gizem Yanık)
yaşına göre,
normal giyinmiş ve yaşlı teyzeye benzemeyen hali.
Bakın;
binlerce yıl önce Güney Amerika'da yaşasaydınız genç kız
iseniz İnkaların, Azteklerin sunaklarında Tanrı'lara kurban
edilecektiniz ve buna saygı duymamı isteyecektiniz.
Hela
taşının Allah ile konuştuğunu söyleyen birine mesela niye saygı
duyayım? Deli miyim? Duymuyorum. (Cübbeli Ahmet Hoca, kendisine ait
YouTube kanalında hela taşının Allah ile sohbet ettiğini
ballandıra ballandıra anlatıyor! İnanmayan izlesin)
Nihat
Hatipoğlu Ramazan sohbetinde "Boynuzlu hayvanlar ahiret günü
boynuzlarından ötürü sorguya çekilecek" demişti. (Hiç
unutmuyorum, arşivi varsa üşenmeyen bulur, izler) Hayvanı
boynuzlu yaratan Allah! Kendisini koruması için boynuzlu yaratmış.
Niye sorguya çeksin? Hayvan demez mi "Beni boynuzlu yaratan
sensin, neyi mi sorguya çekiyorsun?" Ha şimdi bu geri
zekalılığın nesine saygı duyayım?
Sayfamda dinlerin
akıl hastalığı olduğunu ispatlayan bir dolu polis kayıtlarına
geçmiş, haberlerde yer almış, videoları olan örnek var. Tüm
bunları okuyup saygı duyanınız var mı? Mesela tarikat liderinin
çişini içip, bokunu yiyip ölenlere inanmasam da saygı mı
duyacağım? Hiç de duymuyorum.
Tüm dinlerin ritüelleri
vardır, Hristiyan Haç çıkartır, bebeği vaftiz eder, Yahudi
kafasına takke takar, hiçbirine saygı duymuyorum. Çünkü
deliliğe saygı duyamıyorum. Geri zekalılığa tahammül
yok.
Bloğumda çok yazı yazdım bu konuda. Umarım bir
kişiyi ikna edebilmişimdir. İkna olmayanlara tavsiyem bulundukları
şehirdeki ruh ve sinir hastalıkları hastanesine giderek
"Peygamber" hatta kendisini "Tanrı" (Twitter'da
bir psikiyatr doktorun hastasıymış) sananlarla konuşsun. Boğaziçi
mezunu stajyer psikolog bana aynen şöyle demişti:
"
Her gün bir sürü peygamberle konuşuyorum"
😁😁😁
Peygamberlerin dolayısıyla dinlerin nasıl
ortaya çıktığını hâlâ da anlamazsa kendisinde bir IQ (zekâ)
sorunu vardır.
Ha, yine de gökyüzünde, görünmez ama
yüce, sevgi pıtırcığı bir varlığa dua edebilirsiniz bakın
buna saygı duyarım; ben de dua ediyorum. Yani tam olarak akıllı
sayılmam. Namaz, oruç filan ona da saygı duyabilirim ama gencecik
kızların ve çocukların kafasını kumaşla örtüp, kocakarı
gibi giyinmesine hiçbir zaman saygı duyamayacağım kusura
bakmayın. Saygı duyamayacağım derken sokakta görünce onlara
saldırıyorum sanmayın😁😁😁 Manyak değilim; en sevdiğim
komşum da türbanlı. Benim deist olduğumu da biliyor. Üzülüyorum;
keşke açsa saçlarını, rüzgarda salsa, oh mis! Kısa kollu da
giyse, dizinin azıcık üstünde mini de giyse, ayağında
stilettolar, bir gören dönüp bir daha baksa ama işte dinlere
inandığı için yapamıyor.
Bir de sırf bu başörtüsü
yüzünden ülkeyi AKP'nin eline düşürdüler? Bugün ülke
sığınmacı işgali altındaysa hep bu başörtüsü abuk sabukluğu
yüzünden oldu. Mis gibi ülkeydik, ne başını örten vardı, ne
bir şey. Yüzyıllar sonra tarih kitapları;
"Türkiye,
60'lı, 70'li yıllarda mis gibi bir ülke iken bir başörtüsü
sorunu çıkartıp, ülkeyi mahvettiler, ülke çöktükten yüz
yıllar sonra kimse bu abuk sabuk başörtüsü sorununun nasıl
başladığını hatırlamadı bile."
diye yazacak ve
"Kumaş" yüzünden çöken ülke olarak Guinnes rekorlar
kitabına geçeceğiz.
ORUÇ
TUTANA SAYGI - YA TUTMAYANA SAYGI?
Başörtüsüne
saygı konusunda önemli bir tespitim var. Bunu aslında herkes
biliyor ama dile getirmiyor. Yaşım icabı 2000'li yılları gayet
iyi hatırlıyorum. O yıllarda
"Üüüüü!
Başörtüsüyle bizi üniversiteye almıyorlar, İmam Hatiplileri
üniversiteye almıyorlar. İnanmasan da saygı duy."
diyenler,
23 yıl sonra AKP ile gücü ellerine alınca,
"Sokaklarda
kızlar krop (büstiyer gibi bir blüz) giyiyor! Kızlar neredeyse
çıplak geziyor! İğreniyorum!"
diye sosyal medyada
(Twitter'da bol bol görürsünüz) kıyamet kopartıyorlar.
Dünün
mağdurları, dünün "Başörtüsü için saygı duy"
diyenleri voleybolcu kızlarımıza camilerde
"
Bunlar filenin sultanları değil. Kâfirdir. İzlemek günahtır,
ahlaksızdır "
diyorlar. Orospu demeye getiriyorlar!
(yukarıdaki yeşil renkli linkte haberi var) Başörtüsüne saygı
duy diyen TV kanalları, voleybolcu, basketbolcu kızların
kollarını, bacaklarını buzluyor/ mozaikliyor.
Ramazan
gelince üniversite kantinleri kapatılıyor, yemekhaneler
kapatılıyor.
"Ben oruç tutuyorsam, sen de yemek
yemeyeceksin!"
oluyor.
Yani: Siyasal
İslamcı, elinde güç yokken, sevgi pıtırcığını ve mağduru
oynar; eline güç geçince mini eteğine, kısa kollu giysine,
kropuna (bak aşağıdaki resim, crop, krop), yaz günü şortla
gezmene, voleybolcunun koluna, bacağına takar, kendisi oruçluysa,
sana yemek yedirtmez kısaca laikliğe saygı duymaz. Oruç tutana
saygı beklerken, oruç tutmayana saygı duymaz. Onu da aç bırakmak
ister. Kısaca siyasal İslamcıya elini veren, kolunu kaptırır.
Örnek: İran, Afganistan. 70'li yıllarda mini etekle gezen İranlı
kızlar şimdi başörtüsüz, Afganlı kızlar ise burkasız dışarı
çıkamıyor.
"Türbanıma
saygı duy."
"
Tamam duyayım da sen de cropuma saygı duy."
"???!!!
Krop mu? Ama bu çıplaklık, günah!
Nasıl saygı
duyayım?"
Peki bundan ne sonuç çıkartmalısınız?
Sizden saygı beklerken, size saygı duymazlar. (Duyanları tenzih
ederim; istisnalar kaideyi bozmaz. Benim en, en, en sevdiğim
kardeşim gibi sevdiğim bir canım komşum da türbanlı.)
AZİZ
NESİN ve 28 ŞUBAT HAKSIZ MIYDI?
Aziz Nesin'in söylediği
( İmam Hatiplileri üniversitelere alırsanız yarın, öbür gün
hakim, savcı, doktor, rektör olup, laikliğin altını oymaya ve
laiklere yaşam hakkı tanımamaya başlarlar) demişti.
Aziz
Nesin haklı çıktı. Nasıl mı? Uzun saçlı, kulakları küpeli,
şortlu delikanlılar, mini etekli, kroplu genç kızlar, sevgi
pıtırcığı ve mağduru oynayan türbanlı genç kızlara destek
oldular. Sonra ne oldu? O türbanlı genç kızlar üniversitelerde
okudu, hakim oldu, savcı oldu, rektör oldu, bakan oldu ve 23 yılın
sonunda geldiğimiz nokta
"Kızlar krop giyiyor!
Kadıköy'de herkes şortlu, büstiyerli! Çıplak görmekten
iğrendim! Filenin sultanları değil kâfir!"
demeye
başladılar. Ramazan'da üniversitelerin yemekhanelerini vaktiyle
onlara destek olan küpeli, uzun saçlı, şortlu gençler aç
kalsın, yemek yiyemesin diye kapattılar. Kadın haklarıyla ilgili
kararlara "Red" oyu verdiler, tarikat tecavüzlerine "Bir
kereden bir şey olmaz" dediler. Diyen nasıl biriydi? Krop
giyen, şort giyen biri mi? Hayır. Türbanlı bir kadındı. Yani 23
sene öncesinin mağduru, sevgi pıtırcığıydı.
Aziz
Nesin de, 28 Şubat kararları da işte bugünleri görmüştü. O
yüzden de gayet haklıydılar. İmam Hatip mezunlarına ülke emanet
edilmezdi. Edilirse Tayyip'in yaptığını yaparlardı. Diyeceksiniz
ki, İmam Hatip mezunu türbanlı kız doktor olmasın mı? E, zaten
dinen onun erkeklerle tokalaşması yasak; erkek hastanın çıplak
tenine, orasına burasına nasıl dokunacak? Olmayıversin. Olunca
"Ben sadece kadın hastaları muayene ederim" mi diyecek?
😁😁😁 Ya da İmam Hatip mezunu, türbanlı hukuk okuyacak,
bakan olacak, milletvekili olacak ve "Bir seferden bir şey
olmaz" mı diyecek? İşte o yüzden dincilerin ülke yönetimine
girmemesi gerekir.
TÜM SÖYLEDİKLERİMİ
UNUTUN,
TÜRBANLILAR DA ÜNİVERSİTE OKUSUN
Haaa!
Ama tüm söylediklerimi unuturum. Ne zaman ki, türbanlılar
"Ben
türbanımla doktor da olurum, hiç tanımadığım, akrabam olmayan
erkek hastaya sonda da takarım, poposuna iğne de yaparım;
gerekirse hayat öpücüğü de veririm, 23 yılın sonunda bize niye
tepkili olduğunuzu Filenin Sultanları, "Bir kereden bir şey
olmaz" cı milletvekilleri, 30 yerden maaş alan türbanlı
bakanlar, Gazze, Gazze deyip de İsrail'e gemi gemi ticaret yapanları
gördük, dersimizi aldık. Bundan sonra Ramazan'da hiçbir okulun
yemekhanesi kapatılmayacak, sokakta, dolmuşta kimse bir genç kızın
şortuna, kropuna (büstiyer), mini eteğine karışmayacak, karışana
büyük cezalar verilecek, mağdurken gelip zalim olduk ama bundan
sonra ne biz sizi mağdur edelim; ne siz bizi. Artık laik -
muhafazakar çatışması bitti. Bitsin! Biz laiklere, oruç
tutmayana, mini giyene, Filenin Sultanları'na saygıda kusur
etmeyeceğiz, gücü ele geçirince kimseyi zorla kapatmaya
çalışmayacağız, siz de bizi rahat rahat üniversitelere
alabileceksiniz ve bu dediklerim takiyye değil. İnandığımız
kutsal kitap üstüne, namusumuz, şerefimiz üzerine yemin
ediyoruz."
derse, ben de tüm söylediklerimi
unuturum. Ülkeyi resetleriz. Sil baştan; her şeye baştan
başlarız. Bir daha kimse kimsenin türbanla üniversiteye
girmesine, kimse de kimsenin mini eteğine, büstiyerle sokakta
gezmesine, dekoltesine, oruç tutmamasına, Ramazan'da sigara
içmesine karışmaz. Yani, Finlandiya gibi oluruz. Bizim mahallede
sorun çıkmaz ama dincilerin böyle değişeceğini pek
sanmıyorum.
2002 yılından bu yana, ülkemizi
muhafazakâr (!) 28 Şubat'a karşı, laikliğe karşı, Atatürk'ten
hazzetmeyen bir parti yönetiyor(!) Ne halde olduğumuzu yaşayarak
görüyorsunuz. Bir video vardı Twitter'da bulsam paylaşacaktım
türbanlı bir kadın " Bıktım, ülkeyi ateistler yönetsin
artık dinciler yönetmesin!" diyordu. Kadının burasına
gelmiş. Bulursam eklerim.
Siz, siz olun, laikliğin
kıymetini bilin; niye derseniz; laik olmayan ülkelerde yaşayanlar
çoluk, çocuk lastik botlara binip, ardına bakmadan laik Avrupa
ülkelerine kaçarken dalgaların arasında boğulup köpek
balıklarına yem oluyor. Madem laiklik bu kadar kötü, vay krop
giyiyorlar, vay çıplaklar, vay Yılbaşı kutluyorlar (ya sana ne?
Sen kutlama da kutlayana ne karışıyorsun? İsterse 120.000
peygamberin her gün bir tanesinin doğum gününü kutlar. Kime ne?
Madem hepsi peygamber!) niye mavi burkalarda gezen Afganistan'dan,
türbansız sokağa çıkılmayan İran'dan, kutsal topraklar denen
Suudi Arabistan'dan topuklayarak Hristiyan ve laik ülkelere
kaçıyorsun?
Hatta senin düne kadar neredeyse
sümüklü mendillerini kokladığın "Hoca Efendi" diye
yere, göğe sığdıramadığın, türban icatçısı Fethullah
Gülen yani Fetö niye Mekke'de değil de Pensilvanya'da yaşıyor?
Niye sorgulamıyorsun? Dindar adamın eşcinsellerin evlendiği, su
gibi içki içilen, laik üstelik Hristiyan, çoğu ateist, deist
ülkede işi ne? Müslüman ülkelere kıran mı girdi?
Kadının
"kapanması" Allah'ın emri değil; erkeklerin
dayatmasıdır. 120000 tane peygamber olduğunu iddia eden insanın
hepsi de erkek! Ruh ve Sinir hastaneleri yatan koğuşu peygamber
dolu inanmayan psikoloji öğrencisi olup orada staj yapana,
hastanenin başhekimine, uzman psikiyatristlerine, hemşirelerine
bizzat hastaların kendisine sorsun; kendisini Allah sanan da varmış
ve hepsi erkek! Bu bir tesadüf değildir. Hristiyan erkekler de
rahibelerin saçlarını kestirirdi. Rahibe olmanın ilk şartı
uzun, güzelim saçların dibinden, besleme gibi kesilmesiydi.
Fransa'da 2. Dünya Savaşı sonunda Nazilerle yani düşmanla
işbirliği yapan kadınlara da ceza olsun diye sokak ortasında
saçları kestirilirdi, pek çok ülkede fahişelere ceza olarak
saçları kestirilirdi. Osmanlı döneminde zengin konağına
temizlik, hizmetçilik yapması için evlatlık alınan ama aslında
"besleme" olarak görülen yani hor görülüp, hizmetçilik
yapılan genç kızların da ilk iş saçlarını keserlerdi.
"Besleme gibi kısacak saç" deyimi o yıllardan kalmadır.
Hatta Hülya Koçyiğit'li böyle bir Yeşilçam filmi vardı. Zengin
konağın ev sahibesi gaddar kadın Hülya'nın uzun, güzel
saçlarını dibinden kestirmişti. (Kız genç, güzel olursa, oğlu
kıza aşık olur diye korkmuştu. Nitekim öyle de oldu, sonradan
Hülya onlardan intikamını aldı vs.)
Kadının
saçlarıyla uğraşanlar, kadını, saçlarını kestirip
çirkinleştirmek isteyenler, kadına saçları ile CEZA vermek
isteyenler erkeklerdir. Tanrı değil.
Yok, dinler
yüzünden kapanıyorsanız, zahmet olmazsa alttaki yazıyı okuyun
ve tüm dinlerin çok yaygın bir tür akıl hastalığı olduğunu
anlayın artık. Bir Allah'a inanıyorsanız inanın; dua edin, namaz
kılın, oruç tutun, haç çıkartın, kiliseye gidin, havraya gidin
zararı yok ama dinlerin tümü akıl hastalığıdır bunu da bilin.
Yani Allah'a inanmanızın zararı yok ama dinler yüzünden
kendinizi 18 yaşında kocakarıya benzetmeyin. Bakın burada ne
örnekler var. Hepsi de gerçek, hepsinin kaynağı, linki var, hepsi
de polis kayıtlarına, gazetelere geçmiş, video görüntüleri
var
Şimdi buraya kadar sanırım ne demek istediğimi anlattım. Şimdi bir başka soruya gelelim:
BAŞÖRTÜSÜ = NAMUS MUDUR?
Cevap veriyorum: Değildir; çünkü
başörtüsü bir kumaştır; insan değildir. Namus, insanlarda
aranır; kumaşlarda aranmaz. Saygı da insanlara duyulur; kumaşlara
duyulmaz.
Müge
Anlı'nın, Esra Erol'un programlarını izlemiyorum ama gazetelerde
okuyorum; siz izliyorsanız bu sorunun cevabını siz de
vereceksiniz. O gündüz programlarına türbanlı kadınlar,
başörtülü genç kızlar çok çıkıyor. Kimi, tüm köyü
birbirine düşürmüş, kimi yasak aşk cinayetlerine karışmış,
kimi kocasını bırakıp yufkacıya kaçmış vs. vs. Mesela bir
tanesi bu:
Yani
türban = namus değildir. Türbanın namusla, ahlâkla ilgisi
yoktur. Başı açmak nasıl namussuzluk olmazsa, kapatmak da
namusluluk değildir. Namus, ahlâk bir eşarpla ölçülmez.
28
Şubat'tan beri "Başörtüsü namusumuzdur"
diyorlardı.
Toplumdaki olaylara bakalım öyle miymiş?
Seda
Sayan'ın programındaki başörtülü Gülsüm, kocası aniden eve
gelince, sevgilisini gardıroba saklamış ama suç üstü
yakalanmış. İsmi de o yüzden "Gardırop Gülsüm"e
çıkmış. Koca şüphelenip DNA testi de yaptırmış. İki çocuğu
başkasının çıkmış.
Fotoğraftaki adam evliymiş, bir sürü çocuğu varmış, baş örtülü kadın ise bu evli adamın sevgilisiymiş yani inandığı dine göre zina yapıyormuş. Adam kadını öldürmüş kendisi de intihar etmiş.
Bir
başörtülü eş haberi de Müge Anlı'dan gelsin. Bu başörtülü
hanımefendi de eşini bırakıp pideciye kaçmış, eşi canlı
yayında "Kaç kez başka erkeklere çıplak fotoğrafını
gönderirken yakaladım" diyordu.
Açın
Google'ı tıklayın, polis kayıtlarına geçmiş, Müge Anlı, Seda
Sayan programlarına konu olmuş yüzlerce başörtülü kadın
bulacaksınız.
Kapalı kadın, kocası işe gidince çocuklarını
akrabasına bırakıp sevgilisini eve alıyormuş. Sonrası cinayetle
biten bir TRAJEDİ!
Bir başörtülü arkadaş mesela sevgilisiyle bir olup kocasını
öldürmüş.
Evli, çocuklu, başörtülü kadın da sevgilisini
öldürmüş.
İki türbanlı bacı da elti oluyormuş, kocalarını bırakıp
birlikte aynı yufkacıya kaçmışlar.
Ve bir tane daha:
Kadın evli, 18 yaşında kızı var, kız, anasının yasak
ilişkisini öğrenmiş, anası da kızını boğarak öldürmüş!
Polislere kızım intihar etti demiş ama polisler salak olmadığı
için ortaya çıkmış.
Mesela bir hastane koridoru. Başörtülü
kadın yanında oturan minicik çocuğun önce dizine şaplak
indiriyor, çocuk ses çıkartmayınca daha da azıyor, suratına
tokat atıyor.
Bu da bir mağazada hırsızlık yapan
tesettürlü hırsız. Bu aralar hırsızlar hep tesettüre giriyorlar çünkü böylece kimse onlardan şüphelenmiyor.
2024 yılından, adamcağız karısıyla boşanmış, sonra bir
DNA testi yaptırmış (komşusunun telefonuyla) bir de ne görsün
üç çocuğundan ikisinin babası kendisi değil, öz kuzeni!
Karısının resmi var buzlanmış: Başörtülü.
Şimdi
haklı olarak diyeceksiniz ki,
"Yahu, sekiz, dokuz
haber yüzünden bütün başörtülü kadınlar namussuz mu
oluyor?"
" HAYIR. Bütün başörtülü kadınlar
namussuz olmuyor ama başörtüsünün, tesettüre girmenin,
kapanmanın NAMUSLA ilgisinin olmadığı kanıtlanıyor.
Sadece
eş aldatmak da değil. Başörtülü olup sınav sorularını
Fethullah Gülen yani şimdi Fetö dediklerine peşkeş çekenler?
Başörtülü olup komşularının ölüm listesini yapmakla tehdit
edenler? Başörtülü ve ilkokul 2 terk olup, hiçbir niteliği
olmadan, niteliksiz, vasıfsız, yabancı dili, kültürü,
üniversite diploması olmadığı halde, sırf başörtülü ve
akepeli olduğu için belediyede veya bir bakanlıkta fanfinfon
müdürü olmak, başörtülü diye 3 - 5 yerden maaş almak
namussuzluk değil mi? E, hani tesettür, kapanmak, başörtüsü
namustu?
KADININ SAÇLARI ERKEKLERE PROBLEM OLMUŞ
Gelelim
saçlara: Kadınların saçları niye bu kadar problem olmuş? Bu
dünyada başka sorun mu yok? Kadınların saçları vardır,
erkeklerin de saçları vardır. Erkekler saçlarını pek uzatmaz,
kadınlar uzatır, bazı kadınlar uzatmaz erkek saçı gibi kısacık
kestirir ama ikisi de saçtır. Kıldır yani. Erkeğin saçında bir
problem yok ama kadının saçında bir problem niye var? Hiç merak
etmiyor musunuz? Bence kadının saçı Allah'a değil, erkeklere
problem olmuş!
Kadınlar saçlarını uzatınca, kuaföre
gidince, şekil verince güzelleştiklerine inanıyoruz. Yani
güzellik anlayışımız öyle. Başka bir gezegende saçsız, kel
olmak da güzellik anlayışı olabilir, çünkü güzellik
biliyorsunuz görecedir. Ülkelere, kişilere, toplumlara, yıllara,
dönemlere göre değişiklik gösterir.
Şimdi şöyle
bir şey söyleyeceğim:
"Ey kadın milleti!
Çirkinleşin."
"Nasıl yani? "
"Güzelliğin
tersi çirkinliktir ya? Sizi güzelleştiren ne varsa onları yok
etmelisiniz. Böylece çirkinleşirsiniz."
Tuhaf mı
geldi? Dinciler açık açık, dobra dobra böyle söyleyemiyorlar
ama yaptıkları, yazdıkları, dayattıkları her şey buna çıkıyor:
Kadınları alabildiğince ÇİRKİNLEŞTİMEK.
HRİSTİYANLIK
DİNİ DE (DİNİ KULLANAN ERKEKLER DAHA DOĞRUSU)
KADINLARIN
SAÇINA DÜŞMAN
Dinleri,
dincileri sorgularken ve altta renkli afişi olan ve bir rahibenin
hayatını anlatan biyografik yani gerçek hayattan alınan sinema
filmi Nun's
Story'
yi (Rahibenin Hikayesi) izleyince bunun farkına vardım. Yıllar
önce farkında bile değildim. Çoğumuz yüz yıllardır yapıla
gelen birçok şeyi kanıksamış ve sorgulamayı bırakmışızdır.
Bazen her gün gördüğümüz şeyleri sormayız. Mesela yağmur
yağar niye yağar diye sormayız çünkü alışmışızdır
yağmurun yağdığına. Normal bir olaydır yağmurun
yağması.
Rahibenin teki, rahibe olmaya yani kendini dine
adamaya karar veren kızcağızın, saçını makasla rastgele
kesiyor. Audrey Hepburn'un rahibe hayatını konu alan filmini izlerken
öğrenmiştim bu kuralı:
Önce makasla, kızların saçları
kısacık kesilir. Kuaför olmadıklarından bu kesim işi çok kötü
olur. Eğri, büğrüdür. Besleme gibi bir hale getirirler kızları.
Beslemenin ne olduğunu bilmeyen varsa, hani evlatlık diye alınıp,
hizmetçi muamelesi yapılan çocuklara denir. Bunun sebebi aslında
tek kelimeyle şudur: Kadını ÇİRKİNLEŞTİRMEK.
Bir
kadını güzel yapan en önemli şeylerden biri dalga dalga, uzun,
bukleli ya da lepiska saçlarıdır. Rahmetli annem "Saç,
güzelliğin yarısıdır" derdi. Dinciler bunun farkındaydılar.
Tüm insanlar bunun farkındaydılar. Kadınların güzel saçlarını
kestirmek gerekliydi çirkinleştirmek için.
İşin
ilginci kadınların saçlarını kısacık kesmek sadece din adına
yapılmamıştır bu dünyada. 2. Dünya Savaşı bitiminde, Alman
askerleriyle isteyerek veya bir lokma ekmek, çikolata, naylon çorap
için birlikte olan, Nazilerle işbirliği yapan Fransız kadınlarını
cezalandırmak için sokakta herkesin gözü önünde ilk iş
saçlarını kısacı kesmek olmuştur. Daha eskilerde fahişelerin
de saçları kısacık kesilerek cezalandırılırdı.
1944
2. Dünya Savaşı. Normandiya Çıkartması sonrası
Fransa
kurtulunca, Nazilerle fingirdeşen veya işbirliği yapan
kadınların
saçlarını kesenler.
Kadınları
bir sebepten ötürü cezalandırmak isteyen herkes (erkek olsun,
kadın olsun) ilk önce kadınların saçlarına saldırıyor.
Evet,
ben bunu böyle görüyorum ve yanıldığımı da asla düşünmüyorum.
Burada güzelliğe, güzel olana sadistçe bir saldırı var. Zaten
dinciler güzel olan çoğu şeye düşmandır: Müzik günah derler,
resim yapmak günah derler. Kadınlar da güzel olduğu için
kadınlara da düşmanlar.
Saçlar kuaförsüz, rastgele,
biçimsiz, çirkin, eğribüğrü şekilde kesilirken güzelliğinin
gittiğini bilerek gözyaşı akıtan kadına acımasızlık
var.
Sadece bu değil:
Bir kadın erkeğe
benzememek için kaşlarını alır, biçimlendirir, inceltir.
(Bakmayın şu anda kalın kaş modasına, onun da altını deşseniz
eşcinsel modacı çıkar) bıyıklarını da alır. Bunları
güzelleşmek, bakımlı olmak için yapar. Kaşlarınızı almaz,
bıyıklarınızı almazsanız çirkinleşirsiniz. Bacaklarınız
kıllı kıllı gezerseniz keza.
Dinci sosyal medya
hesaplarına bakın, dinci sitelere bakın hatta Wattpad hikaye
sitesindeki dinci sayfalarda "Kaş almak günahtır" yazar.
Buyurun ispatı:
İşin
komiği, kaş almak günahtır ama bacaklarınızdaki kılları
alabilirsiniz diyen de olmuş yani kendi aralarında anlaşamıyorlar.
Belki de bir erkek
"Yahu insanın karısının kıllı
kıllı bacaklı olması da çekilmiyor"
dedi ve ona
göre bir şeyler uydurdu.
Velhasıl dikkat edin; dinciler
kadınların saçlarına bayağı bayağı DÜŞMANLAR. Kestiriyorlar
ve yetinmiyorlar, örtülerle kapattırıyorlar ki, güzel saçlar
görünmesin.
Yetmiyor;
Kadınları güzel
gösterecek ne varsa onlara da DÜŞMANLAR. Mesela topuklu
ayakkabılar. Hristiyan rahibeler erkek ayakkabısı gibi, topuksuz,
kaba saba, siyah ayakkabılar giyerler. Bizim dincilerin bir çoğu
da öyledir. Çünkü topuklu ayakkabı kadını GÜZELLEŞTİRİR.
E, bunların amacı kadını ÇİRKİNLEŞTİRMEK.
-
Saçlarını kes, kapat.
- Kaşlarını alma.
-
Bıyıklarını alma.
- Topuklu ayakkabı giyme.
"
Ey kadın milleti alabildiğince çirkinleş"
diyemedikleri
için, "Günah", "Erkekler azar" a sığınıyorlar.
Peki erkeklerin azmaması için BEN NİYE ÇİRKİNLEŞEYİM? Bunu
sormanız lâzım. Erkeklerin yüzünden niye kendimi cezalandırayım?
Bunu da sormanız lâzım. Biz kadınlar hayatımızı, kılığımızı,
kıyafetimizi, saçımızı, başımızı erkeklerin ne düşündüğüne
göre mi dizayn edeceğiz? Niye? Bizi ÇİRKİNLEŞTİRMEK yerine,
erkekleri EĞİTİN.
Ben düşündüm, kadınları bu
kadar çirkinleştirmek istemek, bundan sadistçe zevk almak için
(Hristiyan rahibenin saçları keserken gözlerine bakın nasıl da
zevk alıyor? Keyif alıyor biraz sonra kızın güzel saçlarını
yok edeceği için) kadınlardan NEFRET ETMEK gerekmez
mi?
Eşcinsellerin bir çoğunun kadınlardan nefret
ettiğini okumuştum. Bu doğal çünkü kadınlar olmazsa erkekler
erkeklere kalır. Bazı kadınlar da kendileri çirkin oldukları
için, GÜZEL kadınlardan NEFRET EDERLER.
İşte
kadınlara karşı nefret, kadınları çirkinleştirmeyi doğuruyor.
Açık açık
"Biz kadınlardan nefret ediyoruz o
yüzden onları mümkün olduğunca çirkinleştirmeye
çabalıyoruz"
diyemedikleri için "Allah
istedi, Hadis'te öyle yazıyor" diyorlar.
Dincilerin
kadınlara karşı nefreti bir videoda açıkça izlemiştim.
Kadını
sopalayan takkeli, entarili dört herif vardı.
Bu
nefrete bir de KISKANÇLIK eklenince "Kadın tek başına sokağa
çıkamaz", "Kadın okula gidemez" "Kadın işte
çalışamaz", "Kadın evde oturur çocuk doğurur çocuğuna
annelik eder" e geliyoruz. Ama sorarsanız hepsini de "Allah
veya filan Hadis emrediyor" diyorlar! E, bir bahane bulmaları
lâzım.
TESETTÜR KADINI KORUR MU?
Tabii bir kadını çirkinleştirmek, saçını
kapattırmak, topuklu ayakkabı giydirmemek, tesettüre sokmak o
kadını sapık / tecavüzcü erkeklere karşı koruyor da diyorlar.
İstediğiniz
kadar örtünün, kapanın isterseniz kartondan elbise giyin,
erkeklere fark etmiyor. Yazımı okuyunca göreceksiniz.
O
halde dinlerin kadınları ÇİRKİNLEŞTİRME uğraşısı sadece
erkeklerin kendi bencillikleri (Aman eşime başka erkekler bakmasın)
veya eşcinsel erkeklerin kadın nefreti veya başka sebeplerle
oluşan kadın nefretinin bir dışavurumudur. Bunun yaratıcıyla
filan ilgisi de yoktur. Onu da yine o erkekler uydurmuşlardır.
Nefret ettikleri için tesettür butiklerindeki şık tesettür
kıyafetlerine bile düşmanlar bunlara "DANDİK TESETTÜR /
ÖRTÜLÜ ÇIPLAK" filan diyorlar. Ben hep diyorum kapansanız
da, örtünseniz de dinciler siz kadınlardan nefret ettiği için
asla yeterince kapanmış olmazsınız. Lütfen şunu
bilin:
Dinciler kadınlardan nefret ediyorlar. Bunun tıpta
ismi de var: MİZOJİNİ.
Bu nefreti Allah'a
bağlamalarındaki çelişkiyi yukarıda linkini verdiğim yazımda
da anlattım. Allah, KADIN - ERKEK iki türü, iki farklı cinsi
birbiri için yarattığını söyler. (Yani dinlere inanıyorsanız
öyledir) Hatta
"Allah'ın emri, Peygamber'in
kavliyle, kızınızı, oğlumuza istiyoruz"
cümlesi
nedir? Allah, kadınlarla, erkeklerin evlenmesini, yuva kurmasını,
çoğalmasını istemiş. E, kadınları çirkinleştirirseniz bu
nasıl olacak? Kadın güzel olacak ki, erkek aşık olsun! Aşık
olmadan nasıl evlenecek? Saçı gözükmüyor, kaşı fırça gibi,
BIYIKLI, kadına niye aşık olsun? Bıyıklı biriyle evlenecekse
erkekler ne güne duruyor? Eşcinsel olur insan!
Bu arada
tesettürlü kadınların, genç kızların büyük çoğunluğu bu
dayatmaya karşı çıkıyor. Yani kaşını alıyor, kaşını
inceltiyor, biçimlendiriyor kuaförde, bıyıklarını aldırıyor,
makyaj da yapıyor. Tesettürlü de olsa NİYE ÇİRKİNLEŞEYİM?
diyor ve dincilere karşı geliyor. Şu anda İran' da olduğu gibi
ama bazıları sorgulama yetilerini kaybettikleri ve her söylenene
sorgusuz, sualsiz "Allah'ın emri" diye uyanlar kaşlarını,
bıyıklarını almıyorlar. Şimdi böyle biriyle evlenen erkekler
büyük ihtimalle karşılarına çıkan ilk kaşını almış,
bıyığını almış, kendine bakmış, makyaj yapmış, bakımlı
kadına aşık oluyor ve eşini aldatıyordur.
İstemeye
istemeye kaşını, bıyığını almayan bir genç kız da yine
büyük ihtimalle ruh hastası oluyordur. "Ben de tüm kızlar
gibi kaşımı, bıyığımı almak, makyaj yapmak, topuklu ayakkabı
giymek istiyorum, güzelleşmek istiyorum ama günah diye
güzelleşemiyorum" diye diye, bu çelişkiler ruhunu
kemirdikçe, ruh hastası olmaması imkânsız.
Ve en
önemlisi dünyanın da, ülkemizin de 1000'lerce sorunu varken,
kafamızı açmak-kapamak yüzünden birbirimizle düşman olmayalım
değil mi?
TANRI KADININ SAÇINI KAPATMASIN NEDEN İSTEMİŞ
OLABİLİR?
En çok şunu düşündüm: Tanrı, neden
kadının saçını kapatmasını istemiş olabilir? Yani, durduk
yere, gıcığına böyle bir şey isteyecek değil ya. Gıcığına
derken " Otobüsün içinde 40 derece sıcakta erkek kullarım
püfür püfür, kadın kullarım ha bayıldı, ha bayılacak,
terlesin, pişsin! Gıcığım kadınlara" diyecek
değil.
Buradan yola çıktım. Yani mantıklı bir
sebebi olmalı. Mesela Tanrı hırsızlık yapmayı yasaklamıştır,
günahtır ama mantıklı bir nedeni vardır. Çünkü hırsızlık
kötü bir şeydir.
Tanrı'nın her kuralının
arkasında mantıklı bir neden olduğunu düşününce, 'Sen
erkeksin saçını aç, sen kadınsın saçını kapat" ın da
arkasında mantıklı bir neden mutlaka olmalı. Koskoca yaratıcı
durduk yerde, sebepsiz olarak hiçbir şeyi yasaklamaz.
O
neden de olsa olsa " Kadınların saçlarını gören erkek
milleti sapık olduğu için bunları taciz eder, tecavüz eder.
Saçları kapalı olursa etmez" (!) olabilir dedim. Ve yazının
tümünü okuyunca göreceğiniz üzere böyle bir varsayımın
Tanrı'ya resmen hakaret olacak kadar mantıksızlık olduğu ortaya
çıktı. Kapanmanın kadına tacizi asla ve asla önlemediği de o
kadar açık ki, örnekleri okuyunca şaşacaksınız.
Yani
kapanmanın kadını erkek tacizinden koruyacağı teorisi hemen
çürüdü. Hem de damgalı, mühürlü ispatlarla.
AHI
GİTMİŞ, VAHI GİTMİŞ, YAŞLI, ÇİRKİN, ECİŞ BÜCÜŞ
KADINLAR
DA MI ERKEK MİLLETİNİ TAHRİK EDİYOR?
Ve o zaman
insan soruyor: Madem işe yaramayacak niye kapanıyoruz? Akıl var,
mantık var. Allah da bilmiyor mu, bir sapık bir kadını taciz
edecekse, "Başında baş örtüsü var" diye vaz mı
geçecek? Afganistan'daki gibi burkalı da olsa, taciz ediyor.
Arabistan'daki gibi kara çarşaf da giyse taciz ediyor. Onun için
önemli olan burkanın ve çarşafın altında bir kadının
olması.
Ben,
düşünen, soran vatandaşım ya ayrıca gözlemliyorum da . Sokağa
çıkınca insanların davranışlarını bir psikolog gibi
gözlemlerim. (Bu hikaye yazarken de çok faydalı oluyor) Çok
ilginç şeylerle karşılaşıyorum. Mesela, ahı gitmiş, vahı
kalmış (benim gibi) ihtiyar hatta çirkin, bakımsız, paçoz
kadınlara rastlıyorum saçlarını örtmüşler sanki açsalar
erkekler bu ihtiyar, ahı gitmiş vahı kalmış kadınlara bakıp
tahrik olacaklar! :)) Gemisi batmış. 40 yıl ıssız adada kalmış
erkek olsa bu eciş bücüş, 150 - 150 -150 cm vücut ölçülü,
beli yok, bacağı yok, ezik, ihtiyar kadınlara bakmaz yani kimse
kusura bakmasın, doğruya doğru; eğriye eğri. Eee! Bu neyin
kapatması? O halle bile seksi, cazibeli olduklarını mı
düşünüyorlar acaba? :))) Yok artık! Sokağa çıkın, gerçekten
çok güzel, başlar döndüren, bir görenin bir daha dönüp dönüp
baktığı kaç kadın görüyorsunuz? Caddeler fotomodeller,
Victoria's Secret Angels tipi 105 cm. bacaklı, renkli gözlü,
sarışın, esmer, kızlı afetlerle dolu değil yani. Üç, beş
güzel kız, güzel genç kadın varsa var, gerisi kusura bakmayın
SIRADAN insanlar. Bunlar kafalarını kapatsalar ne olacak,
kapatmasalar ne olacak? :)))
ERKEKLER NİYE SAÇINI
KAPATMIYOR?
Sadece bu yönüyle düşünmedim, çok
farklı bakış açılarıyla konuyu ele aldım. Mesela, erkekler de
tecavüze uğruyor. Tanrı, neden onların saçını kapatmasını
istememiş? Yüz yıllar boyunca, kiliselerde tecavüze uğrayan
oğlan çocukları düşününün. Papa, 2. Jean Paul, onlar adına
yüz yıllar sonra da olsa özür dilemişti. Tanrı, kadınları
kapatarak koruyacaksa, oğlanları neden kapatmamış? Hepsi uzun
uzun düşündüm ve yazdım.
Her soru ya da her
soruya verdiğim cevap başka sorulara yol açtı. Mesela erkekler
sapık olduğu için der demez, insan " O zaman Tanrı,
erkekleri neden kadının saçından azacak kadar sapık yarattı?"
diye soruyor insan. Allah beyin vermiş ki, soruyorum. Erkek türü
"Hatalı imalât mı?" Hadi diyelim ki, yarattı ama
erkeğin sapık olmasının cezasını niye 40 derece sıcak otobüste
pişerek biz çekiyoruz? Ya da kel yaratsaydı kadınları? Bakın
yine soru, soruyu doğurdu. En iyisi üşenmeyin sonuna kadar okuyun.
Bana hak vereceksiniz.
İSLAM DİNİNİN EN ÖNEMLİ
SORUNU KADININ BAŞINI KAPATMASI MI?
Şimdi yıllardır ama
yıllardır merak eder dururum. Neden din denince, İslam deyince,
Müslümanlık denince, büyük bir kesim insanın aklına sadece
"kadını kapatmak" ile ilgili konular geliyor? Niye başka
konu gelmiyor? Kuran'da, dinde, İslam'da kadını kapatmak, saçı
örtmek, başörtüsü DIŞINDA başka konu yok mu? Dinin en önemli
konusu kadının saçı mı? Başka önemli konu yok mu kadınların
kafasındaki kıllardan başka? Allah kainatı, insanları yaratırken
ençok kadınların kafasındaki kıllarla mı ilgilenmiş?
Bildiğim
kadarıyla
İnsan öldürmemek, hak yememek, açgözlü
olmamak,
hayvanlara eziyet etmemek mesela bir eşeğe
kaldırabileceğinden aşırı yük yüklememek, hırsızlık
yapmamak, kul hakkı almamak
yalan söylememek; gıybet etmemek,
iftira atmamak, namaz kılmak, oruç tutmak, Hac'ca gitmek, zekat
vermek, anaya, babaya iyi davranmak, evlatlara iyi davranmak, faiz
almamak, faiz vermemek gibi bir dolu konu daha var.
Bu
kadar konu varken niye din deyince, Kuran deyince, Allah'ın emirleri
deyince birilerinin aklına niye sadece kadının kapanması geliyor?
Niye öteki konular gelmiyor? Bunda sizce de bir tuhaflık yok mu?
Mesela Kuran'da yani dinde FAİZ ALMAK - VERMEK YASAKTIR. HARAMDIR.
Bu konu niye hiç gündeme gelmiyor?
Faiz konusuna aşağıda
tekrar döneceğim şimdi kadınları kapatma konusuna devam
edeyim:
BİR ERKEK NİYE 5 YAŞINDAKİ ÇOCUĞU
KAPATMAK İSTER?
Şimdi bir erkek sürekli "Kadınları
kapatalım" "Kadınlar okula gitmesin" "kadın
çalışmasın", "Kadın süslenmesin" "Kadın
kısa kollu giymesin" "Kadın pantolon giymesin" "Kız
çocuğu şöyle giyinmesin" "Kadın şort giymesin"
"kadın sokağa çıkmasın" diye şikayet ediyorsa
aslında
"Ben sapığım, 5 yaşında çocuktan bile
tahrik oluyorum. Onları kapatın ki günaha girmeyeyim."
demek
istiyordur.
Bugün böyle bir haber gördük
gazetelerde:
Söyleyen
çocuklarımızı eğitecek olan bir eğitimci ! ! ! Haberin bir
kısmını utanıp mozayiklemişler görünmesin diye. Ama
yazmışlar.
Demiş ki, " Bir kadın süslenip,
püslenip sokağa çıkarsa, erkekler ona şehvetle bakar (kendi öyle
bakıyor ki, herkesi de kendi gibi sanıyor.)ve o kadar erkekle zina
yapmış sayılır."
Şimdi bu paylaşımı
yapan canlı türü gibilerin akıllarının fikirlerinin kadınların
giysisiyle, ne giyeceğiyle, ne giymeyeceğiyle bozduklarının
arkasında % 99.9 sapık olmaları yatıyor. Bunlar kadın kolu,
kadın saçı, kadın bacağı görünce kuduruyorlar ve o yüzden
sorunun kendilerinde olduğunu bildikleri halde, kadını kapatarak
kendi sapık dürtülerini engelleyeceklerini sanıyorlar. Sorun
kendilerinde olduğu halde, kabahati kadınlara yüklemek işin
kolayı. Problemin kendilerinde olduğunu görmek istemeyenler suçu,
sorumluluğu başkalarına atarlar. Oysa problem
kendilerindedir.
"Şort giymişti beni
azdırdı!"
"Kısa kollu giymişti tahrik
oldum!"
"Dar pantolon giymişti azdım."
"İyi
de sen damacanaya, kediye, 6 aylık bebeğe, otobüs direğine bile
hallenecek kadar sapıksın. Damacanaya türban mı takalım
ahlaksız?"
demedikçe bunlar sorunu kadınlara
atmaya devam edecekler.
Şimdi düşünelim:
Allah
bize niye akıl vermiş? Allah bize niye beyin vermiş? Düşünmek
ve soru sormak için değil mi?
Yoksa bizi ROBOT gibi
yapardı. Akıl vermezdi, beyin vermezdi. Hiçbir konuda soru
sormazdık. Hiçbir şeyi analiz etmezdik. Hiçbir şeyi
düşünmezdik.
Şimdi bu tür sapıklar sorunun
kendilerinde olduğunu görmeyip - görmek istemeyip- suçu kadınlara
atıyorlar ve bunu da kutsal kitaplara dayandırıyorlar ya,
gerçekten onların dedikleri gibi kadınlar kapatılırsa
sapıklıklar önlenir mi? Soralım kendimize.
KADINI
KAPATMAKLA TACİZ - TECAVÜZ BİTİYOR MU?
Kutsal kabul edilen topraklara yani Suudi Arabistan'a bakalım:
Videosu
olan bir haber vardı ancak videoyu çeken hesabını kapattığı
için video kullanılamıyor diye yazıyor ve ben video linkini
sildim. Arabistan sokaklarında tacize uğrayan feraceli, kara
çarşaflı, tepeden tırnağa kadar kapalı kadınlar vardı
videoda. Ben izlemiştim. Şöyleydi: Video sokakta çekilmiş, biri
mi gizlice çekmiş? Sokakta kameraya mı yakalanmışlar bilmiyorum.
Arapça konuşan erkekler var. Tacize uğrayan kadınlar tepeden
tırnağa kapalı. Video sesli, Arapça bilen varsa ne konuşulduğunu
rahatça anlayabilir. Ben sadece erkeklerin "Yarabbi!"
dediğini anladım. Adam hem kadınları taciz ediyor, popolarını
elliyor, hem de bir yandan Allah'ı anıyor!!!!
Link bir ara tıklanınca çalışmıyordu, düzelttim. 2014 yılından bir yazı ve 72 de okur yorumu var. Yazı da, yorumlar da İngilizce. Şöyle diyor özetle: Kadınlar takside, arabada ve alışveriş merkezlerinde tacize uğruyorlarmış. Tacizciler arasında çocuklar da varmış. Mesela genç biri arabasıyla, taksideki bir kadını takip etmiş, arabasıyla taksiyi durdurmuş, kadınla konuşmaya çalışmış, kadın reddedince polis çağırmakla tehdit etmiş! Neyse ki, kadın daha önce davranıp polisi çağırmış. (Belki o önce davransaydı kadını suçlu gösterecekti!)
Suudi
Arabistan, kadınların tamamının kapalı olduğu bir ülke. Benzer
şekilde yine Müslüman bir ülke olan Mısır'da kadınlar sokak
tacizcilerinden yakınıyor. İşte bir örnek: Tepeden tırnağa
kapalı Mısır'lı kadınlar tacizcileri protesto
yürüyüşündeler:
Makale
İngilizce, Ben kısaca özetliyorum:
"Ramazan'ın
bitişini kutlarken, yaşları 18 - 25 arasında değişen
kadınlardan 53 şikayet telefonu gelmiş. Şikayetler cinsel taciz,
küfür vs. imiş. 2008 yılında Mısır'lı kadınların % 83'ü
sokakta tacize uğradığından şikayet etmiş. Yabancı kadınlar
arasında oran % 98. 20 yaşındaki bir kadın cinsel tacizden sonra
öldürülmüş. Vaka şöyle olmuş, adam kadını kucaklamaya
kalkınca kadın tükürüp, bağırmış. Sonrasında adam kadını
yere atıp, tekmelemiş ve birkaç kez ateş ederek öldürmüş.
Mısır'da her geçen gün kadınlara taciz artıyormuş. Kocasının
yanında yürüyen kadınlara tacize kalkışan motorsikletliler bile
varmış. Ülkede kimi avukatlar taciz kurbanı kadınlara ücretsiz
yardım ediyormuş, psikolojik destek sağlayanlar da varmış.
Tacize karşı destek grupları, facebook sayfaları
açılmış.
Kadınların kapalı olduğu Mısır'da
sokakta yürüyen kapalı genç kızları taciz
eden gençler.
Kaynak: http://scoopempire.com/un-women-tackles-sexual-harassment-egypt/
Araştırma
için bir erkek kadın gibi giyinip, çarşaflı ve çarşafsız
olarak Mısır sokaklarında dolaşıp, başına gelenleri gizli
kamerayla çekmişler. Slogan olarak
" Kabahati
kadına bulacağına, kendini kadınların yerine koy"
diyorlar.
Linkte iki video var. İzlemenizi öneririm. Konuşmalar Arapça
ancak olan biteni anlamak için dil bilmeye gerek yok. Mesela kadın
bizdeki gibi bir minibüse biniyor, parasını uzatıyor, yanındaki
herif hemen bacağını okşamaya kalkıyor.
% 99
Müslüman ülke Afganistan'dan bir örnek: Sanatçı ve aktivist
Kübra Hademi, tacizcilere karşı zırh giyerek sokağa çıkmış
ama yine de kurtulamamış.
27 yaşındaki
Kübra, Afganistan'ın başkenti
Kabil'de metal zırhla
dolaşarak tacizcileri protesto ederken.
(18 Ocak
2016)
kaynak: http://ann.az/en/woman-in-armour-protesting-against-sexual-harassment-pelted-with-rocks/
Maalesef
yine İngilizce olan kaynakta özetle şöyle yazıyor:
"
Zırh giyerek cinsel tacizi protesto eden kadın taş yağmuruna
tutuldu. Sekiz dakika süren protestosunda taşlar atılınca bir
taksiye binerek gitti. Şu anda evinde saklanıyor ve hayatından
korkuyor. Kübra daha 4 yaşındayken elle tacize uğramış, birisi
poposuna dokunmuş. Bağırınca destek gelir diye ummuş ama
tersine
" Seni o...pu! Ne hakla bağırıyorsun?
Hoşuna mı gitti?" demişler!
Ve olayın başka bir
yüzü: Bu Afganlılar sürekli sınırlarımızdan içeri
giriyorlar. Sadece Suriyeliler değil. Irak, Libya ve bir sürü Orta
Doğu ülkesinden kadınları zırh da giyse taciz eden tipler
şehirlerimizi işgal ediyor.
DÜNYA TECAVÜZ
İSTATİSTİĞİ
Bu
haritaya linkteki orijinaline tıklayarak bakmanızı öneririm.
Çünkü büyütmeniz mümkün. Koyu yeşiller kadınların en az
tecavüze uğradığı ülkeler, koyu kırmızılar ise en çok
tecavüze uğradığı ülkeler. Burada ilginç olan, (kadınların
başını ister geleneksel, ister dinsel) kapattıkları ülkeler
veya şeriatla yönetilen ülkeler tecavüzde başı
çekiyor.
KAPANMAK KADINI ÖZGÜRLEŞTİRİYOR
MU?
Kapanmak kadını özgürleştiriyorsa, Suudi
Arabistan, Afganistan, İran vs. gibi şeriatla yönetilen İslam
ülkelerinde kadınların çok özgür dört dörtlük yaşam
standarlarında yaşıyor olmaları gerekir. Bakalım öyle
mi?
Suudi Arabistan'da
Kadınların oy
kullanmaları daha düne kadar yasaktı. 2015 yılında oy kullanma
hakkına sahip oldular.
Kadının araba kullanması
yasak
Kadının tek başına sokağa çıkması yasak
O
yasak, bu yasak....e, bu mu özgürlük?
Afganistan'da kız
çocukların okula gitmesi yasaktı.
Hala da okula gitmek
isteyen kızların yüzüne kezzap atılıyor.
Türkiye'de de
okula giden, çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapar diyen çıkmadı
mı?
Afganistan'da taciz kadınların her gün
karşılaştıkları bir olay. Kapanmaları tacizi önlemiyor.
Yüzlerine kezzap atılması günlük olaylardan. Müslüman bir ülke
olan Afganistan'da kadınlar laiklik gidip de şeriat gelince tüm
haklarından oldular. Dedesi yaşında insanlarla zorla evlendirilmek
sıradan bir olay, karşı gelenler koca işkencesi, kayınpeder,
kaynana işkencesi, dayağına maruz kalıyorlar. Tecavüze uğrayan
Afgan kadınlarına polis "kuyruk sallamıştır" diyerek
suçlu bulup, tecavüzcüyü değil kadını cezalandırıyor. Bu
ceza "Zina" denilerek taşla öldürülmeye kadar varıyor.
Sonuç olarak Afgan kadınları ya eroinman oluyor ya da gazla
kendilerini yakıyorlar. Afganistan hastaneleri gazla kendini yakan
kadınlarla dolu. Çok azı kurtuluyor. Kurtulanlar yüzlerinde,
vücutlarında yanıklarla dolaşıyorlar.
İşte kendini
yakan Afganistanlı Müslüman kadınlar ve hikayeleri: (İngilizce
ama fotoğraflar
var)
kaynak: http://www.irinnews.org/fr/node/243030
Afganistan'da
2008'den bir haber bu. Kadıncağızın kocası uyuşturucu
bağımlısıymış. ( Müslüman Afganistan dünyanın en çok
eroinmana sahip ülkesi. ) kadın kendini yakmış ama kurtulmuş.
Vücudunun % 40'ı yanmış. Son altı ayda 47 böyle vaka gelmiş.
Yedisi kurtulmuş, 40'ı ölmüş. :(
Laiklik gidip şeriat
yönetimi gelince, kadınların çalışması, okula gitmesi, tek
başına sokağa çıkması, örtüsüz sokağa çıkması vs.
yasaklanmış. Ayrıca pederşahi kültüre sahip Afganistan'da her
şeyin suçlusu kadın olarak görüldüğünden, bazen erkekler de
kadınları kendisini yakmaya zorluyorlarmış.
Bildiğiniz
gibi sırf okula gitmek istediği için Afganlı küçük kız
Taliban tarafından kafasından vurulmuş. Uzun süren tedaviler
sonucu iyileşmiş ve Nobel ödülü almıştı.
1960'larda
Müslüman ama laik bir ülke olan Afganistan'a Taliban rejimi ile
şeriat gelince, önce kızlı - erkekli eğitim yasaklanmış.
Ardından kızların okula gitmesi tamamen yasaklanmıştı. Küçük
kız 11 yaşındayken BBC'nin Urduca servisinde takma isimle blog
yazarak, Taliban rejiminin zulmünü anlatmaya başladı. Sonunda 15
yaşındayken, Taliban tarafından kafasından ve boynundan
kurşunlandı ancak kurtuldu. Hayatına İngiltere'de devam ediyor.
2014 yılında Nobel ödülüne hak kazandı.
Malala
Yusufzay'ın mücadelesi Türkçe
kaynak:
http://paratic.com/malala-yusufzay-ve-nobel-getiren-basari-oykusu/
Bir
başka Afgan kadını Nayeme Azar, kocasından
boşanınca adam
tarafından kezzapla yakılmış. Kendisine
12 yaşındaki oğlu
bakıyormuş.
:(
kaynak: http://fabulouslyinthecity.blogspot.com.tr/2008/11/violence-against-women-in-middle-east.html
Yukarıdaki
link "Fabulously In The City" isimli bloğa ait. 2008
yılından bir haberden kısa özet aktardım sizler için:
"
Motorsikletli erkekler okula gitmek isteyen kızların yüzlerine
kezzap attılar. Hastanedeki kızlardan 17 yaşındaki Samsiya, yüz
kere de yapsalar yine de okula gideceğim dedi. 1994'den beri kezzap
atmalar Asya'da çok yaygın. 7800 vaka var. "
Afganistan'da
pazar alışverişi yapan iki
kadın.
kaynak:
https://www.theguardian.com/commentisfree/2019/jul/24/norway-independent-woman-afghanistan
Yukarıdaki
The Guardian'ın makalesinde Afganistan'dan Norveç'e kaçtıktan
sonra özgür bir kadın olmanın, özgürce yaşamanın ne olduğunu
ancak anladığını söyleyen Hasina Şirzad'ın öyküsü ve Afgan
kadınlarının durumlarını anlatan başka makaleler var.
(İngilizce)
Şimdi bunlar sadece bir, iki örnek.
Afganistan, İran, Mısır, Suudi Arabistan gibi Müslüman ve
kadınların kapandığı ülkelerde kadınların tacizden
kurtulmadığı açıkseçik meydanda. Demek ki, kapanmak, örtünmek
tacizi engellemiyor.
Kapatmak kadını daha özgür, daha
demokratik, daha çağdaş, daha sözü dinlenir, daha saygı duyulur
bir konuma getirmiyor. Tersine daha eziliyor, hakları çiğneniyor,
okumasına, tahsiline, araba kullanmak gibi, sokağa çıkmak gibi
temel hak ve özgürlüklerine kısıtlama getiriyor. İspatı İran,
Afganistan, Suudi Arabistan ve benzeri 'şeriatla' yönetilen,
kadınların kapatıldığı ülkeler. Suudi Arabistan'da kadınların
oy kullanmaları bile düne kadar yasaktı. Otomobil kullanmaları
yasak. Tek başlarına sokağa çıkmaları yasak. E, hani kapanmak
kadını özgürleştiriyordu?
KAPANMAK TACİZİ
ENGELLİYORSA, OĞLAN ÇOCUKLARI, 9 AYLIK BEBELER, HAYVANLAR NİYE
TACİZE UĞRUYOR?
Kapanmak tacizi engelleseydi, erkeklere,
oğlan çocuklara olan tacizler için ne yapacağız? Öyle ya, 3
yaşındaki oğlan çocuğa da, 9 aylık bebeğe de tecavüz ediliyor
ve bu Müslüman, Hristiyan ülke ayırt etmiyor. Peki, kadın
kapatılsın, kadın başını açmasın, erkek çocuğa ve bebeğe
de mi türban takacağız? Allah, neden sadece kadınların
kapatılmasını emretmiş? Neden erkek çocukların, bebeklerin
kapanmasını emretmemiş? İkisi de tecavüz, ikisi de korkunç.
İkisi de ölümle sonuçlanıyor. O zaman kadının kapatılmasının
arkasındaki neden tecavüzden korunma değil mi? Başka bir şey mi?
Ne o zaman? Ne olabilir? Yani Allah, Allah olması sebebiyle kadın
kullarını korurken, erkek kullarını da korumak isteyecektir.
Neden bir tanesinin 'tesettüre' girmesini emretmiş de, diğerinin
emretmemiş?
KADIN KAPANINCA EVLENMEK AMAÇLI TANIŞMA/
BEĞENME/AŞIK OLMA NASIL OLACAK?
Düşündüğüm bir şey
daha var. Erkek tarafı, kız tarafına 'kız istemeye"
giderken
"Allah'ın emri, peygamberin kavliyle,
kızınızı oğlumuza istemeye geldik."
der. Değil
mi? Buradan evliliğin Allah'ın emri olduğu ortaya çıkıyor.
Peki, Allah kadın ve erkeği birbiri için - evlenmesi - için
yarattığına göre, kadını tepeden tırnağa kapatırsa, evlilik
nasıl gerçekleşecek? Evlenmek için iki cinsin birbirini GÖRÜP
BEĞENMESİ, elektrik alması, hoşlanması, nihayet aşık olması
lazım değil mi? Bir erkek tepeden tırnağa kadar kapalı, yüzü
gözükmeyen, sadece gözleri gözüken bir kadını görüp nasıl
hoşlanacak, nasıl aşık olacak, nasıl evlenme teklif edecek?
Benim aklım almıyor...
Yani kapalı kutu gibi. Görücü
usulüyle diyelim ki, istetti. İyi de kutudan çıkanı beğencek
mi? Beğenmeyecek mi? Ya beğenmezse? Ayıp olmasın diye beğenmediği
biriyle mi evlenecek? Ya da beğenene kadar kutu mu açtıracak?
:)
Şunu demek istiyorum: Allah hem kadını ve erkeği
evlenmesi için, birbirine aşık olması, birbirini beğenmesi için
yaratıyor ama kadına kapanma emri veriyor! İkisi birbiriyle çok
çelişkili. Bir genç çarşaflı bir kıza, yüzünü, gözünü,
saçını görmediği bir kıza nasıl aşık olacak?
40
DERECE YAZ SICAĞINDA, PARDÖSÜ GİYMEK
Kapanma konusunda
çok tuhaf gelen başka şeyler de var. Diyelim ki, yaz günü
otobüstesiniz, hava dışarıda 40 derece sıcak. Otobüsün için
belki 45 - 50 derece. Erkekler tiril tiril kısa kollu gömleklerle
rahatlar. Başları açık. Boyunları açık. Ama kadınlar o
sıcakta yüzler kıpkırmızı, ha bayıldı - ha bayılacak bir
halde, hele menopoza girdiyse sıcak bastıysa mazallah ölebilir o
halde! Tepeden tırnağa kapalı, sanki yaz sıcağı değil de,
sonbahar, kış gibi pardösü giymiş, kollar kapalı, boyun kapalı,
saçlar kapalı. Bildiğin eziyet.
Şimdi Allah
merhametlidir diye biliyorum ben. Aksini iddia eden var mı? Peki
merhametli yaratıcımız neden iki kulundan birinin böyle sıcakta
püfür püfür serin dolaşmasını, öteki kulunun sırf kadın
olduğu için kışlık giyinmesini istemiş olabilir? Yazık değil
mi kadına?
ERKEĞİN SAPIKLIĞININ CEZASINI NİYE
KADINLAR ÇEKİYOR?
Diyelim
ki, tanrı kadını erkeklerin bakışlarından, sapıklıklarından
korumak için böyle emretmiş. İyi de, erkeğin suçu, kabahatini
kadına yüklemek niye? Yani erkek bana kötü gözle bakacak diye
ben niye kendimi kapatarak cezalandırıyorum? Benim suçum ne 40
derece sıcakta kışlık pardösü giyiyorum? Erkekler sapık diye
ben niye kendimi cezalandırıyorum? Ben diyorum çünkü Allah'ın
kulları arasında böyle bir haksızlık, çelişkili bir emir
vereceği aklıma, mantığıma, vicdanıma sığdıramıyorum. Benim
aklıma, vicdanıma sığmayan bir şey yüce Allah'ın vicdanına
haydi haydi sığmaz. Allah, niye erkeklerin sapkınlığının
cezasını kadınlara ödetsin? Kendimi kapatayım, balkona bile
çıkamayayım, denizin keyfini kocam çıkartsın, ben baka kalayım?
Rüzgar esintiyle saçlarımı okşayamasın ama kocamın saçlarını
üfür üfür okşasın, kocam rüzgarın nimetinden faydalansın ben
faydalanamayayım? Allah bu deniz, rüzgar gibi nimetleri sadece
erkekler için mi yarattı? Kadın da Allah'ın kulu değil mi?
Yüce
Allah kulları arasında AYRIM yapar mı? Yani 40 - 50 derece sıcakta
kadın ha bayıldı ha bayılacak pardösü ile pişsin, kocası
kolsuz gömlekle rahat rahat otursun. Allah bir kuluna "Sen
kadınsın, kapan, sıcakta piş, bana ne.", diğer kuluna "Sen
erkeksin açabilirsin" mi der? Bir SINAV - İMTİHAN varsa, ki
öyle olduğunu söylüyorlar, şu yukarıdaki fotoğrafa bakınca
imtihan sadece kadınlara! Erkeklere imtihan yok. Allah erkek
kullarını imtihandan muaf tutmuş. 40 derece sıcakta kadın
pişecek ve imtihan edilecek erkekler azmasın diye! Erkek istediği
kadar açılacak. Ona imtihan yok!
RÜZGARI SAÇLARIMDA
HİSSETMENİN GÜZELLİĞİ
Rüzgarı, o serin hava
akımının saçlarımın arasında dolaşmasını, okşamasını
hissetmek benim için çok önemli. Bu bence saçı olan herkes için
bir ihtiyaç. Sıcacık bir günde rüzgar saçlarımı uçuştursun,
serinletsin, püfür püfür, havalandırsın, sadece bir MUTLULUK
değil, sağlık, hijyen de işin içine giriyor, saçlar da canlı,
kökleri oksijen, hava alacak, terli, yapış yapış olmaması, pis,
toz kokmaması için. İki kat sımsıkı kumaşla kapatılmış
kafada bu hissi hissetmek mümkün mü? Tanrı'nın lütfu rüzgarı
saçlarımda hissetmeyeceğim. Ama erkekler hissedecek. Ve
milyonlarca kadının bu hissi hiç yaşamadığını düşününce
onlar adına gerçekten üzülüyorum. Hiçbir zaman rüzgarı
saçlarında hissedemeyecek:(
Sadece o da değil, kapansın -
kapanmasın İslam ülkelerinde özellikle Afganistan'da tecavüze,
toplu tecavüze, akraba tecavüzüne uğrayan kadınlara "Sen
kuyruk sallamışsındır, zina yaptın" denilerek suç atılıyor
ve taşlanarak öldürülüyor. Afganistan bu tür olayların her gün
yaşandığı bir ülke. Kadının değil erkeğin sözüne
inanılıyor.
NE KADAR KAPANSAN DA YETERİNCE
KAPANMIYORSUN!
Şimdi dinden sadece kadınların
kapatılmasını anlayan bu canlı türü için kapatılmanın bir
sınırı da yok. Şöyle ki, sorunun kadında değil, kendi
zihniyetlerinde olduğunu anlamadıklarından kadını ne kadar
kapatırlarsa kapatsınlar, yine de YETERİNCE kapalı
bulmayacaklardır.
Saçını kapa, pantolonunu tahrik
edici bulacak.
Pantolonunu da kapat, topuklu ayakkabını
seksi bulacak.
Düz ayakkabı giy, rujundan
huylanacak
Pardösü giy, süslü püslü diye
beğenmeyecek. "Dandik tesettür" diye alay edecek.
Çarşaf
giy "Yüzü gözü açık etti, kaşı gözü oynadı"
diyecek
Sonunda alttakini giydirmeden rahat
etmeyecek.
Gencecik bir kız veya orta yaşlı bir kadın
hatta saçlarına ak düşmüş, ahı gitmiş vahı gitmiş bir yaşlı
kadıncağız bile
"Ne yapsa da erkekleri tahrik
etmekten kurtulamayacağım galiba..."
diye
düşünecek. Hatta sürekli "Kapan, örtün..."
dendikçe
"Ben erkekleri günaha sokan, suçlu,
kabahatli biriyim...saçım gözükmemeli, sesim duyulmamalı,
mümkünse buhar olmalıyım."
diye tecavüzlerden,
tacizlerden, dayaktan, kadın cinayetlerinden bile kendini suçlu
gören ezik, özgüveni sıfır bir insana dönüşecek. Kızlarını
da öyle yetiştirecek. Erkekler, erkek olmakla, pipisiyle övünürken,
kadınlar kadın olarak doğmaktan, saç telinden utanacaklar.
Ne
kadar kapanırsan kapan, erkekler için asla yeterince kapanmış
olmayacaksın. Sonunda battal boy, mavi çöp poşetine
sokacaklar.
Çünkü olay şu bilinen fıkradan
ibaret:
"Adam psikoloğa gider. Psikolog adama çeşit
çeşit resimler gösterir. Sandalye, televizyon, kedi, ağaç, elma,
bulut vs.
Ve "Resme bakar bakmaz aklına ne geliyorsa
söyle" der.
Başlarlar:
Sandalye? Adam cevap
verir: Seks.
Televizyon: Seks,
Kedi? Seks,
Ağaç?
Seks,
Elma? Seks,
Bulut? Seks.
Doktor kızar:
"Be
adam ne resmi görsen seks diyorsun başka şey düşünmez
misin?"
Adam cevap verir: "Ama doktor bey, hep ayıp
şeylerin resimlerini gösteriyorsunuz!"
İşte bu
"hamileler sokağa çıkmasın", "5 yaşındaki
çocuklar kapansın" diyenler bu fıkradaki adamın türevleri.
Yani, sorunun kendilerinde olduğunu kabul etmeyen, kadınları
kapatırlarsa iyileşeceklerini sanan tipler.
KADINI
KAPATTINIZ PEKİ.
SADECE KADINLAR mı CAZİBELİ?
YA
ERKEKLER?
Kapanma konusundaki sorularım ise bu kadarla
kalmıyor. Mesela kutsal kitaplarda kadınların kapanması emrinin
temelinde kadının 'çekici / cazibeli' olduğunun yatıyor olduğu
açık. Yani her emrin arkasında mantıklı bir sebep yatıyor
olmalı. Tanrı mantıksız karar vermeyeceğine göre burada "tövbe
haşa" demek lazım. Yani yaratıcı koskoca evreni herhalde
mantık, geometri, fizik kurallarına göre döndürüyor. Yerçekimi
yasaları gibi. O zaman şöyle bir şey aklıma geliyor. Kadını
çekici bulduğumuz için kadının kapanması gerekiyorsa, erkeğin
de çekici olduğu için kapanması gerekmiyor mu? Ha yani erkek
çekici olmazsa, kadınlar erkeklere aşık olmaz ve evlenmez. O
zaman da "Evlenin" diye bir emir olamaz.
Brad
Pitt çekici değil mi?
Brad Pitt'e bakan kadınlar
göz
zinası mı yapmış olacak?
O zaman erkeklere tesettür neden
yok?
Tövbe haşa Allah erkeğin çekici olduğunu
unutmuş olamaz. Kendisi yarattığına göre erkeğin de cazibeli
olduğunu biliyor olmalı. O zaman neden sadece kadının kapanmasını
istemiş? Erkeğin kapanmasını istememiş? Hiç merak etmiyor
musunuz? Ben ediyorum. Bir şeyi merak etmek günah mı arkadaşlar?
Yani tanrının ne düşündüğünü merak etmek kullar için doğal
değil mi?
Brad Pitt'i bir yana bırakalım. Geçenlerde
Suudi Arabistan'da "çok yakışıklı" yani "çekici"
olduğu gerekçesiyle - üç erkeği sınır dışı ettiler. Önce
ŞAKA ya da ASPARAGAS sandığım bu haberin GERÇEK olduğunu CNN
gibi ciddi bir yayın kuruluşunda da görünce inandım. Biraz altta
kaynak (hem de Türkçe)linkini verdim. (Ayrı pencerede açılır.)
Okuyabilirsiniz.
Suudi Arabistan - yakışıklı - sınır dışı
yazın bir dolu kaynak geliyor.
Şimdi mesela o yakışıklı
erkekleri sınır dışı eden Araplar yani Müslümanlar,
"Yahu
Allah kadınların çekici olduğu için kapanmasını emretmiş de,
erkeklere niye emretmemiş? Onlar da çekici?"
diye
masum bir şekilde düşünmüş, sormuş olabilirler de. Bilemiyorum
artık....
İşte
yakışıklı olduğu için sınır dışı edilen Arap gencinden bir
tanesi.
Türkçe
kaynak:
SAÇ
mı, GÖZLER, KAŞLAR, DUDAKLAR mı DAHA ÇEKİCİDİR ACABA?
Sahi
aklımı kurçalayan bir şey daha var: Hani saçları göstermeye
erkeklere çekici gelmesin mantığıyla yasak koymuş yaratıcımız
deniliyor ya, peki bir kadının kaşı, gözü, dudakları saçtan
daha az mı çekici, enaz saçları kadar çekici mi? Ben düşünüyorum
Divan Edebiyatı şairlerinin şiirlerinde yazdığı üzere yay gibi
kaşlar, ceylan gözler, gül dudaklar da enaz saçlar kadar cazip,
çekici olmalı. Yoksa bu şiirler, bu benzetmeler yapılmazdı.
Tövbe haşa koskoca Allah bunu bilmiyor olamaz. Peki neden dudaklar da
örtülsün, gözler de örtülsün dememiş sadece saçlarla kalmış?
Bu soruyu sorunca "Tamam işte Afganistan'da o yüzden yüzleri
de burka ile örtüyorlar, sen haklısın" diyeceksiniz. O zaman
da sadece türban takanlar Allah'ın emrini eksik yerine getirmiş
oluyorlar. Yüzlerini de peçeyle gizlemeleri gerekmez mi? Ne
dersiniz?
Ne demek istediğimi anlatamadıysam hala şöyle
söyleyeyim:
Yüce yaratıcı önce kadın diye bir tür
yaratıyor. Bu türü güzel yaratıyor, erkeğe göre 'güzel'
yaratıyor yani ya da erkeğe 'cazip' gelecek şekilde yaratıyor
mesela erkekten daha tüysüz yaratıyor ki, erkekler cazip bulsun
böylece aşık olsun, beğensin, evlensin. Saçını beğensin,
bacağını beğensin vs. Beğensin ki, evlensin ve Allah'ın emrini
yerine getirsin. Ama sonra sanki güzel yarattığı için pişman
olmuş gibi ki, Allah, pişman olmaz çünkü Allah insan değildir,
hata yapmaz, pişmanlık, hata insana özgü şeylerdir, Allah hata
da yapmaz, pişman da olmaz, çelişkiye de düşmez. Bunlar insana
özgü özelliklerdir. Hem "Yav seni çok güzel yaratmışım,
sen kapan, saçını ört, bacağını ört, yüzüne peçe tak"
der mi? O zaman ta başta güzel yaratmaz, çirkin yaratırdı.
Erkekler de kadınlardan tahrik olmazdı. E böylece herkes belki
eşcinsel olurdu. Bilemiyorum artık....
Toparlarsam
yukarıdaki örnekler gösteriyor ki:
1) Kapanmak kadını
tacizden de korumuyor. Tecavüzden de korumuyor. Hiçbir tecavüzcü
sapık 'şu kadına tecavüz etmeyeyim çünkü kapalı' demez.
2)
Küçük kız ve oğlan çocuklar, hatta bebekler de tecavüze
uğruyor. Hatta hayvanlar bile tecavüze uğruyor.
3)
Kapanmak kadın ve erkeğin birbirini çekici bulup, aşık olup
evlenin emriyle çelişiyor. Ve kapalı biriyle görmeden evlenmenin
sakıncaları oluyor. (sonradan mutsuz olmak gibi)
4)
Kadın çekici olduğu için kapatılıyorsa, erkeğin çekiciliği
neden kapatılmıyor? (Suudi Arabistan'ta yakışıklı bir erkeğin
"çok cezbedici" olduğu için sınır dışı edilmesi
olayı var.
5) Allah, merhametli ve mantıklı olduğuna
göre, kulları arasında niye kadın - erkek diye ayrım yapmış?
Niye 40 derece sıcakta kocası tiril tiril tişörtle gezen bir
kadın, bayıldı bayılacak bir şekilde giyinsin istemiş?
6)
Kadınların sadece saçları değil kaş, göz, dudakları da bir
erkek için pekala cazibeli, çekicidir. O zaman niye sadece saçları
kapatıyorlar?
Bu soruların cevabını bilen var mı
bilmiyorum. Ben mantık yürüterek şunu düşünüyorum: İnsanlar
faiz yasak olduğu halde, işlerine geldiği şekilde YORUMLAYARAK,
kılıfına uydurmuşlar. Benzer şekilde bu ayeti de işlerine
geldiği şekilde yorumluyor olamazlar mı?
Biraz
açayım: başta demiştim ya Kuran'da kadınların kapanmasından
başka konu yok mu? diye.
İşte mesela bu konulardan bir
tanesi FAİZ konusudur. Müslümanların kutsal kitabına göre faiz
almak da, vermek de haramdır. Allah yasaklamıştır. Hatta bir
Müslüman faiz alıp, veren bir iş yerinde çalışamaz. Bankada
çalışamaz. Altta Kuran'a göre faizin haram oluşuyla ilgili
pekçok kaynak bulmak mevcut ben google'da rastgele iki tane link
verdim. Araştırırsanız daha başka linkler de var.
Kaynak: faiz
ayetleri;
ve şuradan
Bank
Asya'nın açılış töreni...
Bulunanlar: Abdullah Gül,
Tayyip Erdoğan, Tansu Çiller
ve Fethullah Gülen
Şimdi
ben anlamıyorum Allah faizi yasakladıysa,
Müslümanların
BANKA ile ne alakası olur?
(Kar payı alıyorlar faiz değil
diyerek zekama hakaret etmeyin
faiz kar payı aynı şeydir.
Sadece işi kılıfına uydurmaktır. Üçkağıtçılıktır)
inanmayanlar
google'a "faizsiz bankacılık YALANI" yazıp
tıklasın
Kaynak çok, bilgilensinler. )
Gördüğünüz
üzere Kuran'da faiz almak, vermek KESİNLİKLE yasaktır. HARAMDIR.
Bu konuda pekçok kesin ayet vardır. Ama günümüzde Müslüman
ülkelerde faiz alınır da, verilir de. Kar payı adı altında.
Buna kendilerine göre yorumlama yapmışlardır.
"İşte
faizden o kasdedilmemiş de, bu kasdedilmiş"
"Banka
faizi kasdedilmemiş hem o zaman banka mı vardı canım?"
"
Faizcilik kasdedilmemiş, tefecilik kasdedilmiş"
"
O kelime faiz kelimesi değil başka sözcük anlamına
gelirmiş."
Müslümanız diyenler çatır
çatır BANKA FAİZİ yiyorlar, alıyorlar da, veriyorlar da. (Kredi
öderken faiz vermiyor musunuz?) Hatta El Ezher Üniversitesi "Faiz
haram değildir" diye fetva bile verdi. Allah'ın açıkça
haram kıldığına ve emrettiğine karşı çıktı yani. Mazallah
aynı şeyi bir başkası başörtüsü için yapsa, ertesi gün
hakkında ölüm fermanı
verilir.
Kaynak: http://www.gazetevatan.com/islam-da-devrim--banka-faizi-haram-degil-663-yasam/
(El
Ezher Üniversitesi'nin faiz haram değildir fetvası - Türkçe
kaynak)
Yani, sen Kuran'ın FAİZ ayetini kafana
göre yorumlayabiliyorsan, o zaman bu tesettür ayetini de kafana
göre yorumlayıp yorumlamadığını nereden bileyim? Ya da o zaman
başkası da tıpkı senin faizi kendi işine geldiği gibi
yorumladığı şekilde, başörtüsü konusunu da kendi işine
geldiği şekilde yorumlar ve mesela der ki, siz yanlış
yorumluyorsunuz, kapanmanın sebebi Suudi Arabistan'ın ÇÖL
iklimine sahip bir yer olmasıdır. Çölde de kum fırtınaları
olduğundan ve bu kum fırtınalarının ne zaman eseceği belli
olmadığından ERKEKLER bile kafalarını, burunlarına kadar
kapatarak dolaşırlardı. Tıpkı alttaki Tuareg kabilesi erkekleri
gibi. Hala da o şekilde dolaşıyorlar.
Ya da "İslam
dini yeni ortaya çıktığında, İslam düşmanları İslamiyete
geçen kadınları tanıyıp, bir zarar vermesin, öldürmesin diye,
kadınlar kendilerini başörtülerle kapatmaya başladılar. Böylece
hangi kadın Müslüman, hangisi değil uzaktan bilinemeyeceğinden,
İslam düşmanları onlara bir zarar veremediler. Başörtüsünün
sebebi budur." derse ne olacak? Ki, benim bildiğim böyle bir
peygamber hadisi de var. Ya da "Kadınların ziynetleri"
sözcüğündeki ziynetten kasdedilenin
"Kızım,
böyle boynun, göğsün KUYUMCU DÜKKANI gibi altın gerdanlık,
zincir, beşi bir yerde ile dolaşma. Ziynetlerini (mücevherlerini)
gizle. Şıkır şıkır (gerçekten de bilezikler, kolyeler yürürken
şıkır şıkır şıngırdar) teşhir etme. Hırsızları davet
edersin, seni keserler o beşi bir yerdeler için. Ört bari
üstlerini de şıkır şıkır dikkat çekme."
dendiyse?
Olamaz mı? Faizi istediğiniz gibi EĞİP BÜKÜYORSUNUZ da, ziynet
mücevher anlamına geldiği halde neden onu vücut organları olarak
tercüme ediyorsunuz?
Kum
fırtınalarından korunmak için
Tuareg kabilesi
erkekleri
günümüzde bile tesettürlüdür. Arap
çöllerinde
kafayı bu şekilde sarıp sarmalamadan
dışarı
çıkmak mantıklı değildir.
KAPANMANIN
MANTIKLI BAŞKA BİR NEDENİ:
O DÖNEMDE
PEYGAMBER(s.a.v)NİN
EŞLERİNİN CAN GÜVENLİĞİ
Bu
konuda uzman değilim ama yazanlara, anlatılanlara, okuduklarıma
göre o dönemde İslamiyet çiçeği burnunda bir din olduğundan ve
İslam karşıtlarının peygamber(s.a.v)in eşlerine bir kötülük
yapmaları tehlikesi varmış. Bu yüzden de yanlışım varsa
düzeltin, bir ayette "Peygamber eşleri, akrabaları dışarı
çıkarken örtünün ki, sizi tanımasınlar." diyormuş. O
zaman bu mantıklı bir sebep. Bu kadar önemli bir insanın eşi,
kızı, yeğenini öldürebilirler, kaçırıp fidye isteyebilirler
vs. Onlar da tanınmamak için yüzlerini, gözlerini, bu arada
saçlarını kapatacaklar.
Günümüzde peygamber
ailesinden kimse hayatta olmadığına göre bu sebepten kapanmaya
gerek kalmıyor. Ama kapanmak isteyen yine de kapansın buna bir şey
diyemem, öyle kendini rahat, huzurlu hissedecekse tabii ki kapansın.
Burada önemli olan insanın kendini rahat ve huzurlu hissetmesi.
Günah işlediğini düşünecekse de kapansın. Yeter ki,
kapanmayanlara "Siz de kapanın" diye baskı yapmasın.
Demokrasinin, kişisel hak ve özgürlüklerin çizgisini aşmasın.
Ben nasıl zorla "açıl" deme hakkına sahip değilsem,
kimse de bana zorla "kapan" deme hakkına sahip değil. Ha,
kutsal kitabımızda böyle emrediliyor derseniz de, o Allah ile
benim aramda, ona zaten karışamazsınız. Beni saçımı
kapatmadığım için yargılayacaksa, kınayacaksa, günah
yazacaksa, cezalandıracaksa Allah karar verir, insanlar
değil.
SAÇLARI KAPATMA ŞEKLİ ve
CAN
GÜVENLİĞİ
Ne alaka demeyin, sadece kadınların
değil erkeklerin de, daha doğrusu insanların başlarını uzun
şeylerle örtmelerinin hatta çok uzun etekli, cübbemsi kıyafetler
giymesinin günümüz teknolojisinde, günümüz uygarlığının
getirdiği koşullarda çok tehlikeli sonuçları da olabiliyor. Başörtüsü, şalı makinelerin dişlisine sıkışıp hayatını kaybeden çok işçi kadın var.
Bu
zavallı kadınlar başlarını çoğu işçi kadın gibi, can
güvenliği için özel olarak tasarlanmış standart iş bonesi' ile
kapatsalardı, sarkan, havalanan bir şey olmadığı için şimdi
hayatta olacaklardı. :(
Bir yaşanmış olay da benden:
Erkek yeğenime kışın soğukta kapüşonunu takmasını
söylemiştim, okulu çok uzaktaydı ve nezle, grip olmasın
diye...
"Kapüşonumu takınca caddeden karşıya
geçerken SAĞIMI-SOLUMU göremiyorum teyze"
demişti.
İnsanın gözünün görüş açısı hele karşıdan karşıya
geçerken çok önemlidir, bir milim bile fark eder. Bu yüzden de
kılık kıyafetin can güvenliğine de etkisi olur biz fark etmeden.
Burkayla caddeden karşıya nasıl geçer acaba o kadınlar? Sağını
solunu görmesine imkan yok! Madem kapanacaksın bari bere tak, bere
hem başı sıcak tutar, saçları kapatır, hem de görüş açısını
kapatmaz. Hem günaha girmezsin (öyle olduğunu düşünüyorsan),
hem de can güvenliğini tehlikeye atmazsın.
Yıllar önce
75'li yıllarda körüklü belediye otobüsleri vardı, yaşı yaşıma
yakın olanlar hatırlar. Hiç unutmam Kabataş'da otobüsten
iniyorum; kabanım ki, çok uzun da değildi, otobüsün körüklü
kapısına sıkışmıştı. Çok korkmuştum, can havliyle kuvvetle
çekince Allah'tan çıkarttım sıkışan kısmı yoksa otobüsün
altına sürüklenmem işten bile değildi ki, böyle kazalar
oluyor.
Uzun elbiseler, eteği uzun pardösülerle metroda
trene binmek - inmek, otobüse binmek inmek risklerle doludur,
pardösü ya da uzun elbisenin eteği sıkışabilir, canına mal
olabilir.
Ne giyerseniz giyin ama oraya, buraya, otobüsün
kapısına, metronun kapısına, fabrikanın makinasına sıkışmayacak
şekilde giyinmek gerekir. CAN GÜVENLİĞİ için. Şimdi
diyeceksiniz ki, Allah'ın emri mi önemli, can güvenliği mi?
Arkadaş Allah zaten kullarının - işçi kadın da Allah'ın kulu
değil mi?- can güvenliğini düşünür. Sonuçta o kadının belki
çocukları, belki karnında bebeği, belki eşi var, bir anası,
babası, ailesi var. Başını orası, burası, ucu, köşesi
uçuşmayacak, takılmayacak şekilde bir boneyle de örtebilir.
Akıllı olalım değil mi?
SAÇA / KAFAYA TARİHTE
VERİLEN
SİMGESEL / SEMBOLİK ÖNEM
Tarihin eski
çağlarından itibaren insanlar kafaya, saçlara çok önem
verdiler. Çok eski efsanelerde mesela yine Orta Doğu'da çok
bilinen, adına Hollywood'da filmler çekilen bir hikaye vardır
bilirsiniz: Samson ve Dalila. Samson, çok üstün güçleri olan
biridir ve efsaneye göre bu gücünü nereden alır biliyor musunuz?
Saçlarından! Ve bunu öğrenen Dalila (Delilah)bir gece adam
uykudayken makası alıp saçlarını keser. Tüm gücü yok olur.
Saç - kafa nedense hep sembolik önemler arzetmiştir çok eski
çağlarda bile.
Günümüz İngiltere'sinde kraliçenin
muhafızlarının kafasında alttaki gibi şapkalar vardır.
Turistler onlarla resim çektirir hatta.
Bu kadar uzun ve gösterişli
şapka neden insan takar? Daha heybetli gözükmek, gücün sembolünü
temsil etek için olsa gerek. Krallar, kraliçeler taç takar, ilkel
kabilelerdeki kızılderili reisleri bile kafalarına daha heybetli
olduklarının göstergesi olarak kartal tüyü, çeşitli
boncuklardan taçlar takardı. Kısaca saçlara, kafaya hep sembolik
anlam yüklenmiştir. Taçsız kral, kraliçe, lider olmadığına
göre saç, saç üzerine takılan, giyilen objeler bir
farklılık/güç/seçkinlik sembolüdür.
Anadolu'da
kadınların geleneksel giydiği yazma, yemeni gibi başörtüleri
ise güç sembolü, seçkinlik sembolü değillerdi, kadınların hem
dini olarak, hem de evde, dışarıda toz, yağ, çamaşır, bulaşık
gibi işler yaparken saçlarının kirlenmemesini aynı zamanda
yemeğe, yoğrulan hamura saç düşmemesini sağlayan çok pratik ve
faydalı bir şeydi. Uzun saçlı bir hanımsanız kışın
kazakların üzerinde, kollarında, yerde halılarda, kanepelerde saç
telleri görmenin ne kadar sinir bozucu olduğunu bilirsiniz. Saç
bir başörtüsüyle toplamak bu açıdan gayet faydalı ve
pratiktir.
SORUNUN BAŞKA BİR
BOYUTU
Allah, alemlerin yaratıcısıdır değil mi?
Alemler dediğimiz de uzay teleskobuyla baktığımızda trilyonlarca
yıldız, galaksi, gezegenden oluşuyor bunu biliyoruz. Bu
trilyonlarca gezegende yaşayan tek akıllı, canlılar herhalde
bizler değiliz. Öyle olsa Allah bir tek dünyayı yaratırdı.
Diğerlerini boşa mı yarattı? Dolayısıyla o bilmediğimiz, henüz
çok İLKEL olduğumuz için gidemediğimiz gezegenlerde bizden çok
farklı YAŞAM FORMLARI yani biçimleri olduğu şüphesiz.
Bunlar
uçabilen, ahtapot gibi kafadan 8 kollu, belki su altında yaşayan,
belki toprak altında yaşayabilen, belki oksijen değil bambaşka
bir gazla hava alan, çok garip görünüşlü, belki tamamen robotik
yani metalden ya da etten, kemikten olmayan çok ileri boyutta farklı
ve çok akıllı anında istediği yere ışınlanabilen, zihin
okuyabilen canlılar olabilir. Onların da kendi şehirleri,
düzenleri, kuralları var. Aile kuruyorlar, çoğalıyorlar,
bilmiyoruz belki barış içinde yaşıyorlar, belki savaşıyorlar.
Vücut biçimi olarak bize hiç benzemeyebilirler, peki onların da
dişi-erkek olarak ayrımları varsa, kendi kendilerine veya
bilmediğimiz başka şekilde üremiyorlarsa onlar da dişilerin
başını örtmesini isteyen bir din var mıdır? Şu koca
galaksilerde tanrının işi gücü kalmamış da yarattığı
canlıları dişi- erkek olarak ayırıp, dişilerin kafalarını
örttürmekle uğraşıyor olabilir mi gerçekten? Ya ben merak
ediyorum.
BAŞ KAPATINCA BAŞKALARINDAN DAHA AHLAKLI, DAHA
DÜRÜST, DAHA NAMUSLU OLUNMAK MÜMKÜN MÜ?
Hayır,
mümkün değil.
Başı örtülü olup; üvey çocuğuna işkence eden anneyi de gördük, anaokulunda minik çocukları döven, kaynar suyla haşlayan ama
başı örtülü kadınları da televizyon haberlerinde GİZLİ
KAMERA kaydında gördük.
Aşığını dolapta saklayan tesettürlü, kapalı, türbanlı Suriyeli kadın, evli, eşi de öyle
70, 80 yaşında değil, genç ama kocası işe gidince,
19 yaşındaki aşığını eve alıyor :) kocası da yakalıyor
!
Hep dediğim gibi türban, baş örtüsü, kapanmak,
uzun şeyler giymek, tesettüre girmek, ahlaklı ve namuslu olmaya
yetmiyor.
Demek ki, başı kapatmak insanı daha iyi, daha
namuslu, daha ahlaklı yapmaya yetmiyor.
Ama benim şöyle
bir düşüncem var:
Müslüman bir kadın da, bir erkek
de üzerinde görünmez harflerle "başına örtünce dini
bütün, iyi, ahlaklı, dürüst olursun" yazan bir kumaş
kavramına inanıyorlar. Sanki 'sihirli' gibi. Başına takınca
anında iyi ve dini bütün biri oluyorsun. Kapatmayanlar da
otomatikman kötü ve dinsiz oluyorlar.
Ama dini bütün
ve iyi bir insan olmak o kadar basit ve KOLAY mı?
Yani
gördüğüm kadınların çoğu "Başımı kapattım tamam olay
bitti ben artık çok namuslu, çok İYİ bir insanım muhteşemim"
diye rahatlıyor. Psikolojik olarak belki tatmin oluyor. Tabii sırf
eşi ihale alsın veya hükümete şirin gözüksün diye kapananları
saymıyorum.
Ev kadınısınız, kapalısınız,
kızartma yağlarının doğaya büyük zarar verdiğini biliyorsunuz
tutup üşenmeyip bu yağları biriktirip geri dönüşüm bidonuna
götürüyor musunuz?
"Ay üşenirim, üç çocuk,
dünya ev işi yapamam."
E ama iyi bir insan, iyi bir
kul, yaşadığı gezegene ZARAR vermemeli. Bu gezegeni ALLAH
yarattı. Ona zarar vermek Allah'ı üzmez mi?
Ya da cam
şişeleri çöpe atmak yerine cam şişe kumbarasına götürür
müsünüz? Üşenirsiniz. Ama bu da bir İYİLİK. İsrafı önlüyor
ve en önemlisi o camlar kırılınca, çöpleri karıştıran kedi,
köpek gibi canlıların dili, ağzı kesiliyor. Ben bunu gözümle
gördüm, ben çöpe kırık cam bardağı ,tabak atmam o yüzden.
Bir kedi bu yüzden yemek yiyemedi ve açlıktan ÖLDÜ:( Param yoktu
o dönem, hiç param yoktu ve maalesef kedi de insana yaklaşmayan
bir kediydi alıp veterinere de götürememiştim. :( Hala çok
üzülürüm.
Bakın ne düşünüyorum baş kapatmak
KOLAY bir - ibadet olarak alıyorsanız- ibadet türü. Herkes başını
kolayca kapatabilir. Uzağa gitmenize, yürümenize gerek yok. Cam
şişeleri, kızartma yağlarını götürmek ise kolay değil,
yürüyeceksiniz, yorulacaksınız. Demem o ki, iş gerçek iyilikler
yapmaya gelince, çoğumuz kaytarıyoruz, "başımı kapattım
benden iyisi yok" diye düşünüyoruz. Mesela dedikodu
yapıyoruz, Ayşe'ye gidiyor, çayını içiyor, kekini yiyor, sonra
Fatma'ya gidip Ayşe'yi kötülüyoruz, akşam da namaz kılıyoruz.
Böyle bir komşu tanıyorum o yüzden yazdım.
Ya da
hanginiz bir kediyi sokaktan kurtarmak, evine almak, onu ölene kadar
elinden geldiğince layıkıyla bakmak ister? Bir can kurtarır? Çoğu
kapalı kadın - bizzat sordum- istemedi. Kıl dedi, tüy dedi,
çocuğum var dedi, kocam istemez dedi, korkuyorum dedi, dedi de
dedi. Bıraktım evine almayı oturduğu apartmanın bahçesine
kediler için bir kap SU koyan insan çok az. Koyanlar genellikle
kapalı değiller, kapalı olup kedi bakan, su koyanlar da var. Yok
değil. Yani bir kadın "Kapandım çok mutluyum" deyince
ben ona "Kapandın çok mutlusun ama bu seni olumlu hangi
yönlerde değiştirdi? Eskisine göre daha mı yardımsever, daha mı
iyilik sever, daha mı paylaşımcı oldun? Artık eline pankart alıp
kaplumbağalara zarar vermeyin, köpeklere tecavüz etmeyin diye
yürüyüşe mi katıldın?" diye sorunca afallıyor. Ben
kapısına gitsem, foklar kürkü için öldürülmesin diye imza
istesem korkacak imza vermeyecek. Anlatabildim mi?....yani kapanmak
insana olumlu yönde bir şeyler katmalı. Bu var mı? Yoksa sadece
manevi olarak bir rahatlıyor musunuz? Siz yine aynı siz misiniz?
Ayşe'nin evine gidip çayını kekini içip sonra Ayşe'nin
dedikodusunu yapan siz? Başını kapatan ama komşusu kediye su
koydu diye o su kabını döken aynı kişi misiniz? Geçenlerde tüm
twitter alemi konuştu öyle bir kapalı kadını. Hatta videoya
çektiler kedilerin su kabını dökerken. Yani kapanınca bir anda o
su döken kadınken, merhametli, vicdanlı bambaşka birine dönüşüyor
musunuz? Kapanmak dinen iyi biri olmanıza yetmiyor, tacizi, tecavüzü
önlemeye yetmiyor. Psikolojik olarak bir rahatlama mı sunuyor
bize?
Günlük hayatta sabah kalkıp eşinizin, çoluk
çocuğunuzun kahvaltısını, öğlen yemeğini yapmanız, ev
işleri, bulaşık, süpürge, çarşı pazar, alışveriş bunlar
iyilik göstergesi değil ki, bunlar günlük hayatınızın normal
akışı.:) Bir evde toplanıp "huuuu!" çekenlere sordum
evinize bir kedi alır mısınız diye hiçbiri yanaşmadı. Nasıl
oldu bu demeyin, alt katımda toplaşıyorlar tüm apartman "Huuu!"
sesleriyle inliyor.
Ya da başı kapalı bir kadına
rastlıyorum sokakta minnacık çocuğunu çocuk ne yapmışsa bilmem
bir azarlıyor, bir kızıyor, "Gebertirim seni!" filan
diyor. Kaç kez şahit oldum. Kendimi zor tuttum müdahale etmemek
için. O çocuğu nasıl utandırıyor, aşağılıyor, korkutuyor,
özgüvenini sarsıyor. İleride başarısız bir birey belki hıncını
kediden, köpekten, kendinden küçüklerden alan bir psikopata
dönüşecek.
Yukarıda örnek verdiğim minik, küçük
iyilikler olarak gözükmesin hepsi de önemli şeyler, iyi insan
olmanın gerekleri, atık yağları dökmemek de, denize poşet
atmamak da, çöpe cam kırıkları koymamak da ama bunlar kadar
önemli çok iyilik var, iyi insan olma var mesela insanlara iftira
atmamak, işini iç yüzünü bilmeden atıp tutmamak, taraf
tutmamak, örneğin yıllarca bu kesim
"Namaz
kılanları ordudan atıyorlar"
diye yazdı, çizdi,
inandı. Sonra ne oldu o ordudan atılanların Fetöcü oldukları
meydana çıktı. Bu iftirayı atanların da, gazetelerinde
yazanların da, inananların da büyük kısmı türbanlıydı,
başını örtüyordu. Bunu kimse inkar edemez. E demek ki, hem
başlarını kapattılar, hem de kendi ülkelerinin ordusuna iftira
attılar. Peki bu günah değil mi? Başı kapatmakla çelişmiyor
mu? Bu iftira 'balyoz', 'ergenekon' gibi davalarda tavan yaptı.
Sonradan onların da "kumpas' olduğunu ve başı kapalı dini
bütün(!) Fethullah Gülen'ciler ve akp ile birlikte yapıldığını
öğrendik. Tabii birileri bunun tüm sorumluluğundan 'kandırıldım'
diyerek sıyrıldı.
Ülkesini düşman işgalinden
kurtaran, sıfırdan, yokluktan yepyeni bir cumhuriyet kuran,
kadınların üç kez 'boş ol' denince kapı önüne konmaktan,
ikinci sınıf vatandaşlıktan kurtaran, pekçok Avrupa ülkesinden
yıllar önce seçme-seçilme hakkı veren Atatürk'e nankörlük
etmek ve/veya nankörlük edenlere destek olmak da iyi değil kötü
insan olmak değil midir? Daha pekçok örnek verebilirim 6 ay maaş
almadığı, bitli, tahtakurulu yataklarda yattığı için isyan
eden binlerce işçiyi bir anda pkk'lı filan yapmak kötü bir
beynin ürünü değil mi? Madem bu işçiler pkk'lıydı yıllarca
nasıl yanınızda çalıştırdınız diye sormazlar mı?
Yani
sadece başı örtmekle iyi insan olunmuyor. İyi insan olmak daha
başka bir şey. İftira atmayacaksın, gözünle görmeden özellikle
iftira atmayacaksın. Hem başını ört, hem rahatlıkla, pervasızca
kendi ülkenin ordusuna iftira at. Bu ne iş?
Twitter'da
sıksık İmam Hatip okullarının ya da başka okulların
sınıflarında gizlice çekilen videolar görüyorum. Bu videolarda
başları örtülü kızlar bildiğiniz 'ayıp' hareketler yapıyorlar
kendi gibi başları örtülü kızlarla. Ben görünce şok
geçirdim. Hadi bunlar kişisel günahlar, kişisel ayıplar, yaşları
da küçük ;hadi görmezden gelelim, Allah ıslah etsin deyip
geçelim ama orduya atılan iftiralar kitleseldi ve atanların da
yaşları küçük değildi. Her yaştan insanı kapsıyordu ve o
insanlar sorsanız dini bütün insanlardı!
Demek ki,
başı kapatmak iyi insan olmaya yetmiyor. İyi insan olmak çok
farklı bir şey.
MÜSLÜMAN ve TÜRBANLI BACILAR
NEDEN AMERİKA, LONDRA, veya 10 KİŞİDEN 8'inin DİNSİZ veya
ATEİST OLDUĞU İSVEÇ'e YERLEŞİYOR?
Türban olayının
aklıma gelen her boyutunu incelemek, araştırmak istiyorum. Bir
boyutu da şu ki, türbanlı bacılar şeriatla yönetilen ülkeleri
bıraktım, Müslüman ülkeler dururken, laiklikle, demokrasiyle
yönetilen, su gibi içki içilen, su gibi içki satılan, yeniyıl
gecesi sokaklarda dans edilen, yılbaşı kutlanan, ateisti bol
Hristiyan ülkelere yerleşmeyi tercih ediyorlar.
Bir
haber daha vardı: Fotoğrafı eklemiştim ama sosyal medyadandı ve
söz konusu haberin kaynağı silinmiş. Foto da silinmiş. Ben
özetliyorum:
Türbanlı bacılar Amerika'dalar ve göçmen
almayacağım diyen Trump'ı protesto ediyorlar. Kızın elindeki
pankartta kırmızı kalemle"Trump'un eşlerinin 2/3' ü
göçmendi." ve altında maviyle de "Çoğu Amerikalının
yapmak istemediği işleri yapmak için göçmenlere ihtiyacımız
olduğunu bir kez daha ispatlıyor" yazıyor!
Şimdi
bu pankarttaki yazıyı ben anlamadım yani bu kız, "Biz
türbanlı Müslüman bacılar, Hristiyan ve laik Amerika'da onların
yapmadığı pis işleri yapmaya razıyız yeter ki, bizi buradan
göndermeyin" mi demek istiyor ki, galiba öyle. İyi de madem
Müslümansın, ne işin var Hristiyan, laik, çoğu ateist, su gibi
içki içilen, yılbaşı kutlanan bir ülkede?
Her
yıl başı, bizdeki türbanlı bacıların bir kısmı "Kahrolsun
laiklik, Yılbaşı kutlarken geberenlere üzülmedim, oh olsun,
canıma değsin" diye twit atarken, erkekleri de sokakta Noel
Baba görüp temsili olarak tutuklarken, bu türbanlı bacıların,
şeriatla yönetilen huzurlu ülkeleri varken, her Ocak ayında
sokakların ışıl ışıl Noel ağaçlarıyla ve Noel Baba'larla
dolu olduğu, içkinin su gibi içildiği, dans edildiği Amerika' yı
seçmelerini anlayamıyorum. Mazoşist mi bunlar? Laik, içki içen,
yılbaşı kutlayan birinin Amerika sevdasını anlayabilirim. Ama
kendine Müslüman diyenlerin Amerika rüyasını anlayamıyorum.
Anlayan varsa anlatsın ne olur. Bunun türbanla bağlantısını
kuramıyorum ben siz kurabiliyor musunuz? Hem kapanayım, hem de
Amerika'da yaşayayım. Nasıl bir çelişki bu?
İkinci
örnek: Türbanlı, kapalı Müslüman kadınlar İsveç'ten gitmek
istemiyorlar.
Bir aydan fazla süredir İsveç'in başkenti
Stokholm'de oturma eylemi yapan bir grup mülteci böyle diyormuş.
Ben de yeni öğrendim. Yazı oldukça uzun ve ayrıntılı. Ben
sizler için kısaca özetleyeceğim. Tamamını okumak isterseniz en
altta link verdim.
Eylemcilerin başı Fatma Kavari imiş
ve havaların güzel olduğu Ağustos ayından beri arada şehir
değiştirerek İsveç hükümetinin onları wikipedia'ya göre
%99.9' unun Sünni Müslüman Afganistan'a sınır dışı etmek
istemesini protesto ediyorlarmış. Şimdi İsveç, her 10 kişiden
8'inin dinsiz veya ateist olduğu bir ülke. Başka bir deyişle
dünyanın en az 'din' inancı olan ülkesi. (dileyen
araştırabilir.)
The
Localse' nin muhabiri, bu Müslüman Afganistanlıların içine
girip, onlarla bir süre vakit geçirmiş, dertlerini, amaçlarını
anlamaya çalışmış.
"Bana kuşkuyla bakacaklarını
tahmin ediyordum ama iyi davrandılar, hemen çaylar geldi, Afgan
usulü çay içtiler."
diyerek bunu uzun uzun tarif
etmiş (Afgan usulü diye tarif ettiği, bildiğimiz kıtlama çay
içmek) Neyse efendim, sonra bunu grubun sözcüsü olan 17 yaşındaki
Fatma ile tanıştırmışlar. Fatma iki yıldan beri İsveç'te
olmasına rağmen çok iyi konuşuyormuş. Afgan asıllı olmasına
rağmen hayatının çoğu başka bir Müslüman ülke olan İran'da
geçmiş. Konuştuğu başka biri, Hüseyin Akbari (ya da
Ekberi)
"Afganistan'ın birçok bölümünde
hala Taliban hakim, müzik yasak, müzik yapan çocukları bile canlı
bombayla öldürüyorlar. Afganistan'da demokrasi yok."
diyor.
Bir başkası "İsveç'te sürekli öldürülme korkusu olmadan,
güven içinde yaşayabileceğim" diyor.
Feyzi
ismindeki kişi "Buraya gelmemizin sebebi para, ev, yiyecek
değil, Afganistan'da yiyeceğimiz, evimiz var ama özgürlük ve
güvenlik yok. Buraya bu yüzden geldik."
Fatma,
"Birçok genç insan Afganistan'a geri gönderilmektense intihar
etmeye kalktılar. Tüm bunlar beni etkiledi ve onların sözcüsü
olmaya karar verdim."
diyor.
Kaynak:
https://www.vice.com/en_us/article/7x3dve/meet-the-teenage-girl-who-led-thousands-in-protest-against-swedens-deportation-of-afghan-refugees-v25n3
Fatma
"İran'dayken ayrımcılık ve şiddet gördük, o zaman İsveç'e
gitmeye karar verdik. Protestomuzun sonuç vermesi uzadıkça,
iyimserliğim de azalıyor, sonuç alamazsak açlık grevi yapmaya
gideceğiz. Afgan hükümeti hiçbir şey yapamaz, İsveç hükümeti
bir şey yapmak istemiyor, İran hükümeti kesinlikle bir şey
yapmaz." diye de ekliyor.
Benim makaladen anladığım
kadarıyla durum belirsiz.
Fotoğraflarda gördüğünüz
gibi kadınların hemen hepsinin başı örtülü, belli ki, hepsi
Müslüman ve Müslüman bir ülkede yaşamayı istemiyorlar. İsveç'e
Hristiyan bir ülke ama yapılan araştırmalara göre her 10 kişiden
8'inin dinsiz veya ateist:))) Batı dünyasındaki 'enaz dindar'
ülke:)) Bu Müslüman protestocular, Müslüman Afganistan'ı değil,
ateistlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşamak istiyorlar
çünkü kendi ülkelerinde laiklik, özgürlük, demokrasi, can
güvenliği yok.
Bu yazıyı " Laiklik kötüdür,
hilafet istiyoruz, şeriat istiyoruz" diyen, 3 - 4 yaşındaki
bebelere din eğitimi vermek isteyen, her okulu İmam Hatip okulu
yapmak isteyen herkese okutmak lazım.
Ha, ben İsveç
hükümetinin yerinde olsam bir tekini bile almazdım. Merhametten
maraz doğar. Bunlar şimdi böyleler, yarın bir gün - buraya
yazıyorum -
"Sizin İsveçli kızlar başı açık,
açık saçık geziyorlar, ortalıkta öpüşüyorlar, üstsüz
güneşleniyorlar, bizi günaha sokuyorlar. " ve / veya "
Ben filan kafede çalışıyordum ama peçeliyim/ türbanlıyım/
makyaj yapmıyorum diye beni işten attılar şikayetçiyim"
demeye
başlayıp İsveç'lilerin huzuru bozmaya başlarlar. Demedi demeyin.
Adam mecbur sanki kapalı çalıştırmaya! O kafeye gelen
kadın/erkek müşteriler fıstık gibi, açık, saçık giyinmiş
kızları görmeye geliyor, ne yapsın seni? Müşterilerini mi
kaybetsin? İflas mı etsin? Madem şeriat istemiyorsun, ülkende kal
ve ülkene laiklik, demokrasi, özgürlük getirmek için mücadele
et.
Soruyorum türbanlı bacılar, Müslüman erkekler
İsveç'te, Amerika'da, Hollanda'da işiniz ne? Niye şeriatla
yönetilen Afganistan, Suudi Arabistan, Pakistan gibi Müslüman
ülkelere gitmiyorsunuz?
Kaynak ve makalenin tamamı: The
Local Se
The
Local Se, İsveç yerel bir haber sitesi.
İsveç'te her
10 kişiden 8'i dinsiz veya ateist, dünyanın en az 'dindar' ülkesi
İsveç.
Kaynak
the local se
BİR
TÜR KAST SİSTEMİNE Mİ DÖNÜŞÜLÜYOR?
Hindistan'da
bir kast sistemi olduğunu ta ortaokul yıllarında okumuştuk.
Zenginler, fakirler, daha yoksullar, işçiler vs. kast sistemi vardı
ve yoksullar hakir görülürdü, zengin-fakir birbiriyle evlenemezdi
filan. Bunu kitaplarda okuduk, filmlerde izledik.
Şimdi
de sanki bir tür 'türbanlı kast' sistemi oluşturuluyor. Bu
sistemin ardındaki düşünce sanırım şöyle:
"Biz
türbanlılar saraylarda yaşarız, biz her şeyin en iyisine
layığız, biz elit / seçkin zümreyiz, biz sınavlara girmeyiz
sınav soruları bize önceden verilir, tüm ihaleler bizim
kocalarımıza verilir, ülkenin tüm zenginliğine biz sahip oluruz
/ olmalıyız. Güç bizde artık."
(Sanırsınız ki,
Fethullah Gülen'i 'muhterem hoca efendi hazretleri yapıp, sümüklü
mendillerini saklayanlar biz laiklerdik!)
E, hani ülke
krizdeydi - yok yok bunların lideri 'bizde kriz yok' dedi doğru
galiba onlarda kriz yok, ülke krizdeymiş ama zaten ülke soyulduğu
için krizdeyiz ve soyanların krizde olması beklenemez. Birileri
fakirleşecek, yoksullaşacak ki, diğerleri zenginleşsin!
BİR
BAŞKA BOYUT DAHA: ÜLKEYİ KUTUPLAŞTIRMA ARACI OLARAK BİRİLERİ
KASTEN mi BU SORUNU KÖRÜKLEDİ?
Birileri ki, bu birileri
ülkede kutuplaşma olsun, açan - kapatan kadınlar birbirine düşman
olsun diye bu konuyu özellikle körükledi, istismar mı
etti?
Başını kapatan kadınlara sokakta sataşmalar,
"Burası İran değil" demeler acaba maksatlı ve önceden
planlanmış mıydı?
Sizin başınıza gelmemiş olabilir
ama başına gelenler var, iyi biliyorum hatta yaşanmış örnek
verecektim ama arkadaşım "Boşver abla, yazma" dediği
için yazmadım.
Şimdi de şort giyene tekme atanlar,
mini etek giyene "Mini giyersen tecavüzü hak edersin"
diye yazı yazan gazeteci bozuntuları yok mu? Bunlara belki birileri
para veriyor böyle şeyler yapın diye. Dolayısıyla bir kesim, bir
kesime düşman oluyor. Bu düşmanlık nefrete, intikam hissine yol
açıyor. Yoksa normalde ve normal zekalı bir vatandaş sokaktaki
kadınlara sataşmaz. Ben çocukken yani 60'lı ve 70'li yıllarda
böyle bir sorun hiç yoktu. Türban diye bir şey de yoktu. Sonradan
Erbakan döneminde icat edildi. Bunu yaşayarak gözlemledik.
Anneler, teyzeler, nineler çene altından başörtüsünü bağlardı.
Yüzyıllarca da o şekildeydi. Hatta Türkan Şoray'lı eski
filmlere bakın bazen o bile rüzgarlı havada eşarbını bağlar,
çene altında fiyonk yapardı. Kimin haddine kimse bir şey demezdi.
Ayrım yoktu çünkü. O zamanlar ne mutluyduk şimdiki gençler
bilmez. :(
Burada eğer maksatlı değilse sataşanların
psikolojisini de anlıyorum korkuyorlardı. Gerçekten İran gibi
olmaktan, bu sefer de herkesin zorla kapatılma tehlikesinden
korkanlar vardı ama ben hep şöyle düşündüm: Türban yasağı
tam tersine baskıcıların işine yarar ve yaradı da. Böyle bir
yasak olmasa belki AKP başa bile gelmeyecekti.
BİR
GÖKDELENİN 18.KATINDA OTURUP, BALKONA ÇIKARKEN SAÇLARINI
KAPATMAK
Şimdi bu yazacağım sonradan aklıma
geldi.
Benim çocukluğumda yani 60'larda ve 70'lerin başlarında
teyzeler, anneler, nineler başlarını yine örter ama sokağa
çıkarken örterlerdi. Evde açarlardı, balkonda filan da. Evde de
başını açmayanlar vardı mesela rahmetli anneannem evde de başı
kapalıydı sanırım iş yaparken (o zamanlar daha elektrikli
süpürge icat edilmemiş)özellikle süpürge yaparken ortalık toz
oluyor, saçlar toz olmasın, yerlere uzun uzun saçlar dökülmesin,
yemek yaparken, hamur açarken, salça yaparken içine saç düşesin
diye sanırım böyle alışkanlık olmuştu.
Şimdi
gökdelenin 18. katında oturan kadıncağız,
"Ya
aşağıda sokakta erkekler saçımı görürse_"
endişesiyle
balkona çıkarken de saçlarını kapatıyor. Yahu 18 kat aşağıdaki
bir erkeğin ta 18. kat yukarıdaki kadının saçlarını görmesi,
bakması nasıl bir şeydir? Yani gözleri çok iyi gören biri bile
olsa, hayalmeyal görür. Ayrıca insanlar sokakta kafaları
apartmanların balkonlarına baka baka mı yürürler? Böyle
yürürlerse düşerler bir kere. Zaten ülkede kaldırımı bıraktım
asfaltlar bile yamruyumru, eğribüğrü, biraz bakmadan yürü,
ayağın takılır, kendini yerde bulursun.
Şimdi bir ev
kadını günde kaç kez balkona çıkar? Ooo, sayamam yıkamak için,
çamaşır asmak için, bir şey çırpmak için, bir şeye bakmak
için (sebzeci, kapı çalan biri vs.), çiçek sulamak için,
balkonu yıkamak için. Her seferinde saçını kapat balkona öyle
çık. Bunun zorluğundan geçtim, psikolojik olarak insanın
psikolojisi bozulmaz mı? Yani her an
"Balkona saçımı
kapatmadan çıkarsam ya sokaktaki erkekler benim saçıma bakarsa?
Ya günaha girersem?"
korkusuyla yaşamak insanın
psikolojisini bozmaz mı? Çünkü böyle düşünmek sokakta gelip
geçen tüm erkeklerin potansiyel tehlikeli sapık olduğu anlamına
da gelir. Normalde sokakta gelen geçenler ise yine yakın hatta
bitişik apartmanlarda oturan insanların belki eşleri, belki
babaları, belki dedeleri....yani komşuları! Dolayısıyla
komşularından korkarak yaşamak kötü bir duygu. İnsan
komşusundan korkmamalı, güvenmeli.
Ayrıca, ben erkek
olsam sokakta yürüyorum evime gideceğim veya evimden işime ya da
ekmek almaya gidiyorum yani aklımın ucundan geçmez kafamı
kaldırayım, balkonlardaki komşularımın eşlerinin, kızlarının
saçlarına bakayım!!!! Böyle biri varsa ölsün daha
iyi.
Sürekli korku, endişe, gerginlik 'ya saçımı
ta sokaktan biri görürse?" gerginliğiyle yaşayan bir kadında
huzur kalır mı? Kadınlara niye böyle bir korkuyu, huzursuzluğu,
tedirginliği yaşatıyorsunuz? Sonuçta kendi evinin balkonu...kendi
evinin bir bölümü...insan kendi evinde rahat, huzur içinde
olamayacaksa nerede rahat edecek? Balkon sokak değil ki, evimizin
bir bölümü...Ben bu kısmı sevgili, sevdiğim bir komşumda
görünce üzüldüğüm için ekledim. Kendimi onun yerine koydum,
günde belki 30 kez balkona çıkıyorum, her balkona çıkarken
panikle saçımı örtmek, korkuyla, endişeyle yaşadığımı
düşünüp üzüldüm:(
SOSYAL MEDYADAKİ BAŞÖRTÜSÜ
' challenge' OLAYI
İlk kez 2016 yılında yazdığım bu
yazıyı, yıllar içinde güncelledim, ilaveler yaptım. Şu anda
yıl 2019 ve sosyal medyada çoğu zorla ya da baskıyla, kimisi de
isteyerek başörtüsü takan kadınlar başörtülerini çıkartmaya
başlamışlar.
Yazımın en başında dediğim gibi bu
bir 'başörtüsü takma' yazısı değil. Tam tersine isteyen başına
ne isterse taksın yazısı. Ama takarken de sorular sorabilsin.
Kimse de kimseye baskı yapmasın. Şimdi o kadınları eleştirenler
oluyor. Niye çıkartıyorlarmış?
Yahu size ne? İster
takarlar, ister çıkartırlar. Günahsa da onlarla Allah arasında.
Siz niye karışıyorsunuz? Yok Fetö'ymüş, yok Metö'ymüş. Ne
alaka?
SIKI - SIMSIKI -
Ayrıca düşündüm de
çıkartmalarının sebebi çok ama çok basit bir nedenden dolayı
bile olabilir. O çok basit neden başörtmenin kafalarında
yarattığı kaçınılmaz 'sıkılık' hissi.
Bunu
erkekler - saçları kısa olduğu için- anlayamazlar. Saçınızı
uzatın ve önce
1- Sıkı bir topuz yapın.
2- Sıkı bir
bone takın
3- Sıkı bir türban takıp boyundan, enseden sıkı
sıkı bağlayın.
24 saat bu şekilde dolaşmak insanın
başına inanın ağrılar sokar, migreni varsa tetikler, (doktorlara
sorun sıkı topuz, sıkı toka, sıkı bere migrene yol açıyor)
ben mesela asla sıkı bir şey giyemem, kafama sıkı bere takamam,
sıkı kazak giyemem, boğazlı kazak giyemem, sıkıyor! Sıkı
çorap giyemem, rahmetli annem çorapları sıktığı için lastik
kısımlarını keserdi. Bol olacak, sıkmayacak ki, sıkılmayayım.
Sımsıkı çorap lastiği kan dolaşımını engelliyormuş.
Bu
kadar basit. Kafada tam üç sıkı aşama gerektiren bir şey
yapılıyor. Zaman içinde bu sıkılık gerçekten insanı sıkıp,
bunaltabilir. Hele yaz sıcağında. Bu arada aç parantez saçları
böyle uzun süre sıkı sıkı kapatmak toz kokutur. Diyeceksiniz
ki, koskoca Allah bunları düşünmemiş mi? Valla benden 1 000 000
000 misli iyi düşünmüştür sonucta ben kulum, o Allah da; onları
ahirette Allah'a sorarsanız. Günahsa da Allah ile kul arasında
size ne? İsteyen kafasını kapatsın, istemeyen kapatmasın.
Kuran'da öyle yazıyor diyenlere de, valla dini siteler bile
Kuran'ın orijinalinin olmadığını yazıyor. Dolayısıyla o
yıllarda güvenilir arşivleme, yazma, saklama, cd, flahshbellek,
kaset, teyp, kayıt cihazı, defter bile icat edilmediğinden başına
neler gelmiş bilmiyoruz ki, açıp bakalım gerçekten koskoca
yaratıcı tüm işi, gücü bırakıp kadınların saç ve kaş
kılları için ayet göndermiş mi, göndermemiş mi
diye....bilemiyoruz, muamma.....
Rahmetli
anneannelerimizin, ninelerimizin ise baş örtüleri böyle sıkı
sıkı ve üç aşamalı değildi. Tek seferde eşarp / baş örtüsü
/ yemeni/ yazma takarlardı, boldu, kafayı sıkmazdı, o yüzden
sıkılmaz ve 'ay çok sıktı, çıkartıyorum"
demezlerdi.
SAÇ ÖRTMENİN DİNLE İLİŞKİSİNİN
YARATTIĞI
- YARATABİLECEĞİ SONUÇLAR
Kadınların saçlarını
örtmenin dinle ilişkisi, dinen haram / günah / yasak olması, kimi
erkeklerin
"Bu kadın niye başını örtmemiş? Dur
şunun yüzüne kezzap atayım da görsün gününü."
diye
düşünüp o düşüncesini eyleme geçirip, kadınların yüzüne
asit atarak, hayatlarını karartmasına da sebep olmaktadır ve
çeşitli İslam ülkelerinde (Afganistan, İran, Hindistan
vs.)"yeterince iyi örtünmediği" için yüzü kezzapla
yakılan kadın sayısı az değildir. İngiltere gibi laik,
demokratik, kadınların nispeten özgür olduğu ülkelerde bile
oraya mülteci olarak giden Müslümanlar yine bu insanlık dışı
yöntemi sürdürüyor ve İngiltere'de asit atma vakaları oldukça
çokmuş.
Bunlardan bir tanesi: İran'lı Marziyeh
İbrahimi
Yüzüne
'yeterince iyi örtünmediği' için kezzap atılan bu kadıncağızın
olayı kısaca şu: Dişçiye gidecek, randevu almış, trafik çok
sıkışık ve arabayı kendi kullanıyor, araba durmuşken camı
açıyor ve bir saniyede ne olduğunu bile anlayamıyor yüzünden
bir yakıcılık! Bundan sonrası bir kabus, yemek yemesi, içmesi
bile mümkün olmuyor kimi kurbanların ağızları, yemek boruları
hasar gördüğü için, ileride asidin etkisi geçse de ruhsal
yıkıntı ömür boyu sürüyor, güzel bir kızken artık
insanların yüzüne bakmaya korkacağı ve acıyacağı birine
dönüşüyor. :(
Örnek olarak yüzlerce, binlerce örnek
yazabilirdim ama yazı zaten uzun sadece bu kızcağızı örnek
gösterdim. Bir ara evlenmiş ama evliliği çok kısa
sürmüş.
SAÇ
DIŞINDA KAPANMAK
ve
KADINLARDA OSTEOPOROZ
(kemik
erimesi) TEHLİKESİ
Güneş ışınındaki D vitaminleri,
erkekler için de ama ençok kadınlar için hayati, çok önemli.
Bunu çocukken, genç kızken, genç yaşlardayken bolbol almak
lazım. Yani genç kızsınız bol bol kolunuz, bacağınız,
diziniz, poponuz (kalça, femur kemikleri en sık kırılan yer),
sırtınız (çünkü omurilik orada) hatta mümkünse bir şekilde
kalçalarınızı her güneş gördüğünüzde güneş ışınlarına
maruz bırakmalısınız. Deniz kıyısındaysanız o şekilde
değilseniz başkalarının sizi görmeyeceği bir yer ayarlayıp o
şekilde güneşleneceksiniz. Yoksa ne mi olur?
Söylüyorum
hiç şaka yapmıyorum: Benim gibi 60 yaşında kemiklerinizin
şiddetli aksırma ya da banyoda, odada düşme sonucu kalçanızı
kırabilirsiniz. Annem kırdı ve o yüzden hayatını kaybetti.
Kemikleri sağlam olsaydı daha 80'ine kadar yaşardı
belki.
Yapılan istatistiklere göre (hastanelerde yapılan
çalışmalar) 60 ve üstü kadınların mutlaka kalçası kırılıyor,
kırıldıktan sonra bir kısmı daha ilk haftada ölüyor, yarıya
yakını ölmüyor ama bir daha yürüyemiyor ve yatağa bağlı
kalıyor. Kalçasını kıranların hemen hepsi bir yıl sonra öteki
kalçayı da kırıyor. (Bunları için tek link vermedim. Google'da
osteoporoz, gizli hırsız kemik erimesi, kadınlarda kalça kırığı
vs. yazın tıklayın, özellikle hastanelerin, tıbbi sitelerin
makalelelerini, istatistiklerini okuyun, İngilizceniz varsa kaynak
daha çok)
Ben tesettürlü olmadığım halde
aptallığımdan güneşten yararlanmadım. Şimdi her gün ödüm
kopuyor kalçam kırılırsa ne yaparım diye. Ayağımı kırsam
hadi alçıya alınıyor çaresi var ama kalça öyle değil. Çünkü
menopozdan sonra kadınların kemikleri erimeye başlıyormuş. Öyle
yoğurtla, D vitaminiyle filan yetmiyor. Güneş ışını şart.
Kollar kapalı, bacaklar kapalı bunu yapamazsınız. 70 hatta 65
yaşını görmeden ölmek istemiyorsanız, bir şekilde vücudunuz
her gün bolca ve güneş ışınlarının dik geldiği yani öğle
saatlerinde güneş banyosu yapacaksınız. Elin buruş buruş
İngiliz, Fransız kocakarıları 80 yaşında o yüzden kumlarda
cıbıldak yatıyor, sizin zannettiğiniz gibi 'teşhirci sapık'
olduğu için değil. Hepsine doktorları tavsiye ediyor. Bizim
kocakarılar ise hastanelerin ortopedi bölümlerinde kalça
kırığından yatıyor!
Yani, kapanmak kadınların
sağlığı için sakıncalı. Kapansanız bile her gün belli
saatlerde bir şekilde o güneş ışınını almalısınız. Allah
size onu nimet olarak, şifa olarak vermiş. Üstelik bedava!
Derseniz ki,
"Ben ilaç alırım, kemik erimesini
iyileştirir."
Ah bacım, keşke öyle bir ilaç olsa
da, bir koşu eczaneye gidip alsam, korku içinde yaşamasam. Kemik
erimesinin hele hele geç kaldıysanız yani yaşınız 60'lara,
70'lere geldiyse çaresi YOK.
Ayrıca çok pahalı bir hastalık.
Dvit, kalsiyum sandoz gibi nispeten ucuz olanlarından bahsetmiyorum.
Mesela 'denosumab' var enjeksiyon olarak yılda iki kez uygulanıyor. Ateş pahası.
Velhasıl yazımın başında bir kadın başına ürban veya ne istiyorsa taksın ama soru da sorabilsin
demiştim. Ve yazımın sonuna geldiğimde şunu da ekleyeyim: Giyim,
kuşam hem mevsim şartları gereği bir zorunluluk, hem de ahlaki
kavramlar açısından bir mecburiyettir. Kimse yazımdan "Tamam
o zaman anadan doğma dolaşalım sokaklarda" gibi bir anormal
sonuç çıkartmasın. Tersine kadınlar için her zaman "hanım
hanımcık" tabir edilen giyim şeklinin en güzeli ve en
doğrusu olduğunu düşünürüm. Denize girerken bile zarif bir
kadın hanım hanımcık, edepli bir mayo seçmesini bilir. Ha siz
'haşema' yı da tercih edebilirsiniz. Ama bence suya her tarafı
kapalı girmek pek akıl karı değil. (a'ların üzerine imla
işareti koymayı bilmiyorum). Giysilerle, mesela pantolon gömlekle
banyo yapmak gibi tuhaf geliyor bana.
Ne çok şey yazdım
içimden geçen. Bir dolu da link / kaynak gösterdim şaşırdığım
olaylara. En şaşırdığım da bir kedicik, bir köpekcik patikleri
kesilirken, ağlarken, öldürürülürken, altı aylık bebeğe
tecavüz edilir öldürülürken, atom bombası atılırken, insanlar
gaz odalarında öldürülüp, fırınlarda yakılırken hiç
karışmaması, yardıma koşmaması ama saçla, kılıkla,
kıyafetle, kaş alıp almama gibi sudan şeylerle ilgilenen bir
tanrı olduğu düşüncesi.
KAPANMAK , TÜRBAN = NAMUS
DEĞİLDİR.
KAPANMAK, TÜBAN = AHLAK DEĞİLDİR
ÇAYA
ŞEKER ATMA GÜNAH !
AAAA! Diyeceksiniz
Yıllar önce
yaşanmış bir olaydı. Okuyunca,
dinci denilen kesimin ve dinin gerçek amacının ne olduğu çok iyi
anlaşılıyor. Yani insanlar işlerine gelince çaya şeker atmanın
da günah olduğunu söylerler.
Velhasıl, bunları
düşünmek gerekir. Bakın ne diyeceğim:
Şimdi, adamın
biri eline bıçak alsa, küçük oğlunu yere yatırsa,
"Rüyamda
Tanrı ile konuştum, oğlumu kurban edeceğim"
dese
konu komşu 155'i ararlar; polisler gelir:
" Sakin
ol! At elindeki o bıçağı! Bıçağı yere bırak! Çocuğun
yanından çekil! Yat yere! Yat yere! "
derler.
Ellerini kelepçeler ve önce karakola sonra akıl hastanesine
götürürler.
Değil mi? Ama binlerce yıl önce insanlar
bunu gayet normal karşılamış, adama da peygamber demişler! Çünkü
o zaman psikoloji / psikiyatri bilimi yoktu.
Ben
düşünündüm ve şu sonuca vardım:
Problem kadının
saçında değil, problem erkeğin kafasında.
Ben, bir
insan olarak rüzgarın saçlarımın arasında dolaştığını
hissetmekten, o ferahlığın getirdiği mutluluğu yaşamaktan
dolayı memnunum zaten kâinatı yaratan bir yaratıcı varsa da
hiçbir insanı rüzgarın saçlarının arasında dolaşmasını
hissetmesinden, bu mutluluktan mahrum bırakmak istemez. İnsanların
bir kısmını mahrum bırakmayı hiç istemez herhalde yani kadınlar
"üvey kul" değilse. Niye üvey kul olalım yahu?
"Hatırlıyorum bu adamı, ablamla okuyordu kızı, kızın saçlarını keserdi, hep perukla gezerdi kızı, okulda bir de kızlarına sulandığı gibi duyumlar almıştık. O zaman çok sansasyonel bir haber olmuştu Hatay'da"
Ben de cevap olarak kadınların saçlarına düşman olmanın altında erkek sapkınlığının yattığını ve bu yazımı okumalarını önermiştim hatta.
Gerçekten de babanın iki kızını öldürmesinin altında kendi sapıklığı yatıyormuş. Kızının saçlarını kesmesi, tıpkı Hristiyan dininde rahibelerin de saçlarının besleme gibi neredeyse kulak hizasında kesilmesindeki ve yine bizim dincilerdeki saç düşmanlığının sebebi aynı: Kadınların saçını bir "fetiş" olarak bir seks göstergesi olarak tahrik olma ve kendi azgınlıklarını hatırlatmasıdır. Uçkurlarına sahip olamayacaklarından korktukları için de saçları kestirmek, kestiremezse kapatmakla çare bulur yani kendi sapıklıklarının cezasını kızların güzelim saçlarını kestirip, çirkinleştirerek kızlara ödetirler.
Benzer ve yaşanmış, filmlere konu olmuş, FBI, psikiyatri raporlarına kaynak olmuş gerçek bir olay vardı. Amerikalı, seri katil Ted Bunny de hep uzun saçlı kızlara musallat oluyor ve hep bu uzun saçlı kızları (ki, bazıları çocuk yaştaydı) öldürüyordu. Filmi izlemiştim, uzun saçlı kız çocuk görünce peşine düştüğü sahneyi hatırlıyorum. Pislik adamın kaç kadını öldürdüğü tam olarak bilinmiyor ve elektrikli sandalyede idam edilmişti. Google'a Ted Bunny yazınca bol bol kaynak bulabilirsiniz.
Yani, erkeklerdeki bu kadın saçı fetişi / kadın saçı takıntısı yaygındır. Kimi erkek, kadının ayağından tahrik olur, ayak fetişidir, çoğu da demek saçından tahrik oluyor. Eskiden de "peygamber" olduğunu iddia eden (120 000 erkek peygamber olduğunu iddia etmiştir, akıl hastanelerinde yüzlerce kişi - yine çoğu erkek- peygamber olduğunu, Allah ile konuştuğunu iddia eder, en son AKP'li bir kadın da peygamber olduğunu iddia etmişti) erkekler tesadüfen kadınların saçlarından tahrik olmuş olmalılar ki, "Tanrı'yla konuştum, böyle istedi" diyerek kadınların saçlarını örttürme gibi bir sonuç ortaya çıkmış.
Çok uzun bir yazı oldu ama umarım aydınlatıcı olmuştur. Sonuç olarak ben diyorum ki,
problem kadının saçında değil; problem kıskanç erkeklerin kafasında.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder