20 Mayıs 2019 Pazartesi

BEGONVİLLİ EV - 11.Bölüm



Bu bölümde talihsiz ailenin başına büyük bir felaket gelir. Boncukgiller'in anneleri artık yoktur. Bir kriz, Mürüvvet'in çektiği çileler, yetersiz beslenme ve sigarayla yıpranmış kalbini vurur. Artık iki kız koca dünyada yalnızdır.

16 Mayıs 2019 Perşembe

BEGONVİLLİ EV 10. Bölüm SENİ SEVİYORUM, DUY BENİ



"Neden kötülerin cezasını hep biz çekiyoruz?"


10. bölümde mahallelinin Hüseyin'in iftirasıyla gaza gelip  Mürüvvet'in evini taşlayıp, camlarını kırdıktan sonra olanları okuyacaksınız. Mürüvvet, bu olaydan sonra oradan da taşınmaya karar verir. Gül, ise Samet kendisine kalacağı için mutludur. Ebru ise kötülerin cezasını hep kendilerinin çektiği için isyanlardadır. 



13 Mayıs 2019 Pazartesi

GÜLE GÜLE DORİS DAY

Doris Day'in 97 yaşında vefat ettiğini az önce okudum. Öncelikle huzur içinde uyusun, mekanı Cennet olsun. Yaşlanıp, sinemadan elini ayağına çekince sıkı bir hayvan sever ve hayvan hakları savunucusu olup, bisikletine atlayıp sokak sokak yardıma muhtaç, zor durumda kedi, köpek aradığını okumuştum; hatta sokak hayvanları için vakıf kurmuş. 

Doris Day denince aklıma sevimli kadının romantik komedileri geliyor. Hep hanım hanımcık, iyi kız rolleri oynadı. Zaten kötü kadın rolü ona yakışmazdı. Öyle bir rol verseler seyirci isyan ederdi sanırım.


doris day ile ilgili görsel sonucu

Saç şekli hep aynıydı. Sarışın, mavi gözlüler soğuk olur ama o soğuk değil sıcacıktı, sevimliydi hele bir sesi vardı ki, çok güzel ve güçlüydü, güzel şarkılara imza attı ve sesinin güzelliği ile birçok filminde şarkı da söyledi. Bu yönüyle bizim Emel Sayın'a benzetirim. Ya da Emel Sayın ona benziyor desem daha doğru olur yaş itibarıyla. 

Velhasıl çocukluğumun Hollywood'un efsanelerinden bir yıldız daha kaydı. 😢

Şu anda o Hollywood'un altın yıllarından çok az yıldız kaldı. Kirk Douglas var ki, 100 yaşını geçti, daha dün eski bir Western filmini izledim. Clint Eastwood yani İyi, Kötü ve Çirkin'in iyisi var. Bu iki isim de yaşayan efsane gerçekten. Keşke böyle muhteşem yıldızlar hiç gitmese diyor insan ama mümkün mü? Frank Sinatra ve Elizabeth Taylor gittiğinde zaten o altın çağ kapanmıştı. 

Ben mi çok eskiye bağlıyım bilemiyorum ama şimdi öyle oyuncular yok. Öyle güzel filmler de yok. Bence öyle yani. Ben vampirli, zombili filmleri sevmiyorum. Şimdi de güzel filmler oluyor ama tek, tük. 

Sinatra'yla çok hoş bir filmi vardı. Young at Heart diye. Şimdi yeniden bir araya geldiler. 
Güle güle Doris Day, sesi güzel, yüzü güzel, kalbi güzel kadın.

12 Mayıs 2019 Pazar

BEGONVİLLİ EV



Bu linke tıklayarak okuyabilirsiniz


Biliyorsunuz Wattpad'da yayımladığım hikayemin linki çalışmaz olmuştu. 

Kendi çabamla yeni bir link buldum. İnşallah bunun da başına bir şey gelmez.

Her Pazartesi, yeni bölüm yayımlayacağım. Ne kadar tıklanırsa, kitap ve akabinde tv dizisi olma şansı o kadar artar. Kendi imkanlarımızla kitap bastırmak çok büyük maddi külfet. Yayınevlerinin ise burnu Kaf dağında. O yüzden desteğinizi bekliyorum ve okuyacak / tıklayacak olan herkese çok teşekkür ediyorum. 😊 

7 Mayıs 2019 Salı

AKP'li ZİHNİYETİ TANIYIN

Tam 61 yaşındayım. Bunca yıl şunu öğrendim: Bu dünyada solcu, sağcı, şu partili, bu partili, dinci, minci YOK arkadaş. 

Bu dünyada sadece İYİLER ve KÖTÜLER var.

Vicdanlılar ve vicdansızlar var.

Ve kimin ağzından din-iman-oruç-namaz düşmüyorsa istisnalar dışında en kötüler, en üçkağıtçılar, en nankörler onlardan çıkıyor.

Seçimleri iptal eden zihniyeti o kadar iyi tanıyorum ki, o zihniyet bizlere uzak değil. 

Bakın şimdi birebir yaşadığım anılarımı anlatacağım.  Bakın ben komşum dediğim bir AKP li zihniyet yüzünden neler çektim. İşte seçimi iptal ettiren bencil, kötü zihniyet bu zihniyettir. Birebir aynısıdır.  AKP'nin ençok bu zihniyetten oy alması da bir tesadüf değil. Bunlar sadece kendi çıkarlarını düşünen,  BENCİL, son derece KÖTÜ, VİCDANSIZ insanlar.  

2017 yılının sonbaharıydı ekim, kasım şu an hatırlamıyorum. Sabah tam çay içeceğim telefonum çaldı. Arayan alt kat komşum. Pek bi (!) dindardır kendisi ve hep malum kişiye oy atar. Anladınız kime oy attığını.

"Müjde hanım, sabaha kadar ağladım. Bahçedeki yavru kedinin ayakları tutmuyor, sürüne sürüne yürüyor, ne olmuş bilmiyorum, sabaha kadar ağladım. Ne olur onu sizin doktora götürelim.


Arkadaşlar, aksilik tam da o ay param bitmiş, niye bitmiş? Sokağımızda soğuktan neredeyse donmuş; üzerinde göbek kordonu ve plasentası iki bebek köpek bulup, tedavi ve yuvalanana kadar masraflarını üstlenmiştim. E tabii kendi evimin masrafları, doğalgazım sadece ayda 500'ü geçiyor! İnanmayana fatura gösterebilirim. kısacası beş parasızdım! Ancak peynir, zeytin, ekmek, çay, makarna işte idare ediyorum; üç aylığımı alana kadar. Kadına bunu söyledim:

" Fatma hanım, siz de gördünüz (evet o da şahitti o bebek köpekleri götürdüğüme, gözüyle gördü, hatta elinde tuttu yardım etti ben eve gidip bir kutu alıp onları koyana kadar) daha onlara olan borcumu yeni kapattım. Beş param yok."

Şöyle cevap verdi:

" Eşim ikramiye alacak; kombimizi yeniletecektik. Kombiye vermeyiz, kediye veririz."

Bakın; bana söylemese ben ne bilirim eşinin ikramiye alacağını? Ben ne bilirim kombisini mombisini? Yani inanmayan savcılığa başvursun aramızda geçen bu konuşmayı çıkartsın. İzin benden. Ben izin veriyorum. 

Düşündüm, bir kombi neresinden baksanız enaz 2000 lira eder. Daha ucuza kombi yok. O zaman kabul ettim. Yetmezse, ben üç aylığımı alınca kalanını tamamlarım nasılsa diye düşündüm. 

Sonra ne yaptı biliyor musunuz?

Eşim kabul etmedi diyerek kombi parası işi yattı! Oradan buradan topladığı bir miktar para buldu,  eksik olmasın başka iki komşum da üzerine para koydular. Zarzor kedinin MR'ına bile yetmedi. Kalanı ve ameliyatı, tüm diğer tedavileri vs. ben borçlandım! Hepsi benim üstüme kaldı. Kredi çektim ki, hala üç aylığımdan kesiliyor o kredi.

Maddi borç ödenir arkadaş. Nitekim üç aylığımı alınca tüm borcumu kapattım. (vet. kliniğe, doktorlara olan borcumu kapattım yoksa krediyi daha üç yıl mı, dört yıl mı ödeyeceğim)

Dahası var. Bana demişti ki,

"Müjde hanım, ben bunu Lokum gibi yapmam, iyileştirsinler, evimde bakarım, merhem neyim sürülecekse eşim sürer."

Oh! Yaşasın! Harika! Kombi sözünü tutmadı ama en azından kedicik iyileşince evine alacak! Bakacak! Kulaklarıma inanamıyorum!

Sonra ne yaptı biliyor musunuz?

"Kaynanam var evde, kaynanam gitsin sonra alırım. 15 gün daha kalsın orada."

Arkadaşlar, öyle rahat '15 gün daha kalsın" dedi ki, sanki kedi bedavaya belediyede bakılıyor! Özel klinikte kedicik; (belediyeye versek öldü derlerdi zaten )15 günlük yatış, tedavi, ameliyattan çıktığı için ithal pahalı mamalar, ithal bağışıklık sağlayan paste denilen macunlar vs. veriliyor, her gün muayene ediliyor, kumu temizleniyor, el bebek gül bebek ve hepsini ben üstleneceğim, gayet rahat 'sen ver' diyor bana! Beni çok zengin mi sanıyor anlamadım ben halbuki geçmişte faturalarımı ödemek için  evdeki bir dolu eşyamı sattığıma tanık olmuş bu kadın da, kızı da...) 

Daha sonra da

"Eşim kıldan, tüyden nefret eder, evde kedi istemiyo, beni zorlamayın."

Sanki sabah çay içerken ben telefon etmişim! Ben onu zorlamışım! Arkadaş işte oruç tutan, namaz kılan hatta her ay 'huuu! huuu!' diye kendi gibi tiplerle zikir çekip, akp'ye oy atan kadın bu.

Dahası var:

Kedicik o arada omuriliğinden ameliyat oldu, ameliyat başarılı geçti, fizik tedaviler, ilaçlar, yürümeye başladı, tam iyileşecek almadığı için minicik kafeste depresyona girip tekrar hastalandı mı! Doktorlar "Ev ortamında daha çabuk iyileşir" demişti. O gün sözünü tutup evine alsaydı, hastalanmayacaktı. Bir gittim ki, kedicik serumlar, ishal, ateş, enfeksiyon....mahvolmuş! Her şey başa dönmüş! Onca emek heba oldu, ölecek diye ağlaya, ağlaya eve döndüm. 

Bunlar hep 'ah'.  Öyle çok 'ah'ımı aldı ki haberi yok. 
Hem benim, hem o kedinin ahını aldı.


Bitmedi, benim kendi kedim var, abimin iki kedisi var, kız kardeşimin kedisi var ve başka şehirde (İstanbul'da). Kediyi alacak kimsem yok! Düşün, düşün, düşün ta ilkokul arkadaşım geldi aklıma. O da çok uzakta oturuyor. Ankara'yı bilenler için söylüyorum ben Keçiören Aktepe'deyim, arkadaşım ta İncek'te. Hani Üsküdar - Pendik gibi uzaklık! Arabam yok; bu kadın sözünü tutmayıp, tüm masrafı üstüme yıkması yetmiyormuş gibi (ben onun yüzünden kredi çektim o yıl) ;kediyi de ortada bıraktığı için, belim ağrıya ağrıya (o ara tam da bel ağrısına tutuldum, kendime MR çekildi ağrıdan ölüyorum bilen bilir)otobüslerde Keçiören - İncek gidip geliyorum, arkadaşıma yalvarıyorum ne olur kediciği bari sen al diye....

O da din, iman, Umre'ye giden bir tip! O da üç katlı bahçeli villada oturduğu, kedisi olmadığı, kedileri sevdiği ve hem eşi, hem kendisi emekli olduğu halde 'bunu burada köpekler parçalar' bahanesiyle kediyi almadı mı!? En sonunda aylarca hem benim, hem doktorların emekleri heba olmasın diye abim kediciğe sahip çıktı. Ortada bırakmadı. İki kedisi olmasına rağmen onu aldı. İsmini Tırmık koydu.

Bitmedi bu sefer de abimin ilk kedisi İnci, yeni gelen kedi yüzünden depresyona girip hastalandı mı! Doktoru az kalsın ölecekti korktuk! dedi. Düşünün! 

Yetmedi, ikinci kedisi de bu yeni gelen kedi yüzünden eve girmeye korkmuş! Sonunda da kayboldu ve gitti gelmedi! El bebek gül bebek baktığı ikinci kedisi kayıp hala:(

Bir ara Tırmık, yeni iyileşen İnci'yi pat diye itekleyip pencereden düşür! Gece karanlıkta İnci kayıp! Yine ağlıyoruz, yine perişanız! Mucize kabilinden ertesi gün evi bulmuş. :(

Bitmedi, doktorunun "Ameliyat oldu aman merdiven bile çıkmasın yoksa başa döner" dediği kedicik, abimin evi balkonlu olduğundan balkondan düş! 5 - 6 gün kaybol! İnanın altı gün ağladım, yine perişan olduk. Umudu kesmiştim ki, mucize kabilinden geri geldi. Ya geri gelmeseydi, köpeklere yakalansaydı, araba ezseydi veya balkondan düşüp yine felç olsaydı? Hepsi bu alt kat komşumun yüzünden olmayacak mıydı?

Velhasıl tüm bunları bir çırpıda anlattım ve belki sizler okurken fenalık geçirdiniz ama 6 - 7 ay 'AH!" ettik ailece; ta İstanbul'dan kızkardeşim bile çok üzüldü. İnci ölecek diye kahrolduk. Yeminle 6 - 7 ay yüzümüz gülmedi arkadaşlar. 6- 7 ay az zaman mı? 6- 7 ay yüzümüz gülmedi. Uyku uyuyamadım sabahlara kadar o ilk günlerde tüm masrafı üstüme yıktığında 'Ben ne halt edeceğim? Nasıl altından kalkacağım?" diye. Saçlarımı yoldum:( Hem ben, hem abim dünya maddi masrafa girdik ama asıl manevi olarak çok zor günler geçirdik. Şu an yazarken inanın o günleri hatırladım Allah bir daha yaşatmasın öyle maddi, manevi sıkıntı. :(  

Tüm bunların sebebi işte o komşumdur. Sorsanız din, iman, oruç, namaz, zikir hepsi bunda. Ve sonunda gittim, alt katımda oturuyor, bu yazdıklarımı tek tek yüzüne de söyledim. Evet, aşağı indim, çaldım kapısını, bu sizin okuduğunuz her şeyi, ama her şeyi, hepsini yüzüne söyledim. Ve dedim ki

"Sizi hiç affetmeyeceğim Fatma hanım. Beni üzüntüden kanser ettiniz."

Aldığım cevap:

"Yapmayın Müjde hanım; benim vicdanım rahat."

Hah gördünüz mü? Vicdanı rahatmış! Aslında olan şu: Kadının vicdanı yok. O yüzden rahat. Olmayan şey tabii rahat olacak. 

İşte ha bu kadın, ha Tayyip. Bunların zihniyetleri hep aynı.  Hep AYNI.  Bakın kadın yaptığı hiçbir şeyden sorumluluk hissetmediğini gördünüz. Her şeyde sorumluluğu başkasına attı. Kaynanasına attı. Kocasına atttı. Tayyip yani AKP zihniyeti de aynı, 17 yıldır ülkeyi yönetir ama hiçbir kötülükten sorumlu değildir. Tüm kötülüklerin sorumlusu bunun kaynanası ya da kocası gibi Fetö veya dış güçler veya 'papaz Brunson' veya PKK. dır. AKP nin zihniyetinin hiç suçu yoktur! Sütten çıkma ak kaşıktır! Biber 12 lira mı oldu? Sorumlu kaynanası / kocası ay pardon dış güçler! Ezana savaş açtılar vs. abuskabuk!!! 

Kanser ettin beni, 7- 8 ay yüzümüz gülmedi, neler neler çektik senin yüzünden diyorum ne diyor? "Vicdanım rahat" işte tipik AKP zihniyeti. Hiçbir şeyi kabul etmiyor kadın! Etmez de. Çünkü son derece bencil, hep kendi çıkarını, kendi menfaatini düşünüyor. Başkası ezilsin, başkası ödesin, başkası kediyi alsın baktırsın, tedavi ettirsin, kedi başkasının evini kıl, tüy yapsın, onun evini yapmasın, çünkü onunki ev, benimki 'ahır'! Onun evinin koltukları mobilyası kıymetli, ben samanların üzerinde oturuyorum! AKP zihniyeti de bu, kendi sarayda otursun, belediyede bankmatik memurları işe gitmeden maaş alsın, Halk Ekmek müdürü 30 000 küsur maaşa doymasın ama başkaları evine soğan götüremesin ve bu çarka teker sokacaklar seçimi kazanırsa iptal ettirsin! Bu öyle bir BENCİL zihniyet ki, yumurtasını pişirmek için komşusunun evini yakar. Ve "vicdanım rahat" der. O denli! İç Anadolu mu? Yozgat mı? Korktum yeminle! Korkun siz de. Acayip insanlar bunlar.


Bunlar sadece kendilerini düşünen bencil, vicdansız, kötü insanlar. Kötülüklerini de din, iman, oruç, namazla maskelerler. Hala onunla aynı apartmanda oturuyoruz, mecburen yüzyüze bakıyoruz, mecbur oluyor konuşmak zorunda kalıyorum yine kedilerle ilgili, su koymakla, mama koymakla vs. bu vicdanı rahat (!!!) kadını ASLA affetmeyeceğim ne bu dünyada, ne öteki dünyada. Konuşuyor olmam, yüzyüze baktığımdan yoksa affetmiş değilim. 

Ha, bir de bu kadın yüzünden Yozgat'lılardan korkar oldum. Yozgat'lıyım demesin kimse bana. Arkama bakmadan kaçarım. 

Daha bir dolu böyle yaşadığım olay var hepsi de dinci dediklerimdi. Yazacaktım ama üşendim.
Gerçekten dindar, kul hakkından korkanları tenzih ederim.