23 Kasım 2020 Pazartesi

LAF SÖYLEDİ BAL KABAĞI

 Tanımam, etmem,  şarkıcıymış ve dizi oyuncusuymuş da, adı Öykü Gürman'mış.  Ettiği laf gazetelere geçmiş. :)

Demiş ki hanımefendi,  "İnançsız birinin vicdanlı olabileceğine inanmıyorum."

Kaynaksız yazı yazmam. Kaynağı altta linkte:

buradan

Ben de cevap veriyorum: Çüşşşşş! 

Bu arada kadıncağızın babası ateistmiş yani Allah'a inanmıyormuş, dinlere de inanmıyormuş (bazen dinlere inanmayıp, sadece bir yaratıcıya inanlar oluyor biliyorsunuz, Deist diyorlar)ve vicdansızın tekiymiş. Tamam da istisnalar kaideyi bozmaz. Senin babanı öyleymiş ama bu her ateist, her deist vicdansız, acımasız, kötü, ahlaksız olacak demek değil. Ahlak başka şey, bir dine inanmak başka şey. Namus başka şey, din başka şey. İkisi birbiriyle bağlantılı değil. Camiden çıkmazsın ama dünyanın en namussuz, en ahlaksız insanı da olabilirsin. Veya Allah'a inanmazsın, dinlere inanmazsın, içki içersin ama dünyanın en namuslu, en ahlaklı, en dürüst insanı da olabilirsin. Çünkü bunları bir mükafat beklentisi için yapmayacak kadar iyi, bir cezalandırma korkusu olmadan kötülük yapmayacak kadar ahlaklı ve namuslusundur.

Yani  diyor ki, " Herhangi bir dine inanmazsanız veya hem dinlere, hem de Allah'a inanmazsanız vicdanınız da olmaz. Her kötülüğü yapabilirsiniz."

Ben de diyorum ki:

Tam tersi, istisnalar dışında (istisnalar kaideyi bozmaz), sırf Allah korkusu, sırf X, Y, Z dini korkusu, sırf Cehennem korkusuyla iyi olmaya çalışmak iyi olmak değildir.

Yapabiliyorsan, X, Y, Z dinine inanmadan  hatta  dinlere, Allah denilen üstün bir varlığa inanmadan iyi, vicdanlı, ahlaklı, dürüst, namuslu, merhametli yani kendiliğinden iyi insan olabilmektir.

" Ay bugün kapıma bir kap su koyayım kediler için, Allah görsün, sevap puanı kazanayım!"

"Komşumun ışıl ışıl bilezikleri aklımı başımdan alıyor! Çalmak için can atıyorum ama yapmayayım Cehennem'de yanarım!"

Yani bir Allah, bir din olmasa her kötülüğü yapacak.  Kapısının önünde bir kedi veya köpek susuzluktan ölse bir kap su vermeyecek. Çünkü kazanacağı "sevap puanı" yok! 

İnsanlar yüz binlerce yıldır din adına, Allah adına birbirini boğazlıyorlar, "Allahuekber" diyerek kafa keserken videoya çekiyor, "Allahuekber" diyerek kendilerini patlatıp, şöyle 50 - 100 kişiyi öldürüyorlar.

62 yaşımı bitirmek üzereyim. Ne kadar üçkağıtçı esnaf ve komşum varsa % 90'ı  başı örtülü, namaz kılan, camiye gidenlerdendi. Üçkağıtçı ve sahtekar olduklarını kendileri de gayet iyi bilirlerdi. 

Eskiden internet yoktu bilmezdim. Anadolu halkı, başında takke, sakallı camiden çıkmaz tonton dedeleri, yazmalı şirin nineleri pek bir ahlaklı sanırdım. İnternet çıktı da o tonton dedelerin karanlık köşelerde köpeğe tecavüz ederken, ninelerin de bunları görüp ses çıkartmadığını öğrendim. 

Yine eskiden televizyon  yoktu kendi halinde, namazında, niyazında komşuların çok iyi insanlar olduğunu sanırdım. Televizyon çıktı, Müge Anlı çıktı da bu iyi insan sandıklarımın gerilim filmi, korku filmi  hayatları yaşadıklarını öğrendim:

"İftiraağğğğhhh!  Beni cinlerle korkuttuuuu!  Büyü var dedi! Muska var dedi.....ben yapmadım, o yaptı, tecavüz etmiş, öldürmüş, gömmüş!"

diye bağıran bu dış görünüştü camiden çıkmaz, oruç kaçırmaz tiplerde ensest, dayak, tecavüz ve cinayet dahil her korkunçluk mevcuttu.

Allah'a ve herhangi bir dine inananların mantığı şöyle çalışıyor:

"Günah işleyeyim nasılsa Allah diye bir şey var.  Tövbe ederim,  affeder. Olmadı bir de Hac'ca giderim!"

Böylece gittikçe AHLAKSIZLAŞTIRAN bir sistem oluşuyor.

"Günah işlerim nasılsa Allah var, affeder."

Filmlere de konu olan, Amerikalı ünlü gangster Al Capone şöyle demiş:

"Çocukken her akşam Allah'a "Bana bisiklet ver" diye dua ederdim. Sonunda Tanrı'nın çalışma prensibinin bu olmadığını anladım. Bir bisiklet çaldım ve her akşam beni affetmesi için Tanrı'ya dua ettim."

O bile, dinlerin ve tanrının insanları ahlaklı yapmaya yetmediğini hatta tersine ahlaksızlaştırdığını keşfetmiş.

Bugün bakın dünya ülkelerine:

Hangi ülkede dinciler egemense, o ülkede insan hakları, demokrasi, kişisel özgürlükler, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları en alt düzeyde. Afganistan mesela! En dinci ülke ve en korkunç ülke! Tam bir Cehennem. İran: Zavallılar dinci mollalar yüzünden evlerine kapanmışlar, içki içiyorlar, esrar çekiyorlar, hap bağımlısılar. Dışarı çıkınca baş örtüsü takıp çıkıyorlar kimse anlamıyor. Irak'ın hali ortada! Libya'nın hali ortada. Suriye'nin hali ortada. Yemen keza. Pakistan felaket. Suudi Arabistan'a bizim dincileri zorla göndermek istesen gitmezler. 

Hangi ülkede ateistlerin sayısı bolsa, deistlerin sayısı çoksa, o ülkelerde insan hakları, demokrasi, kişisel özgürlükler, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları en üst düzeyde. O yüzden de Afganistan, Irak, Suudi Arabistan, İran, Suriye, Pakistan gibi dinci ülkelerden - denizlerde boğulmak pahasına - kaçıp o ateistlerin çoğunlukta olduğu ülkelere kaçıyorlar. 

Allah ve / veya dinler ile iyi insan, ahlâklı insan olmanın bir bağlantısının olmadığının en iyi örneği ismi lâzım değil ismi lâzım değil bir ülkenin en büyük hırsızı, en baş vatan haini kim diye sorarsanız ortaya çıkar. 



18 Kasım 2020 Çarşamba

İNŞALLAH ANAN 150 YAŞINA KADAR YAŞAR DA, ASLA KRAL OLAMAZSIN

 The CROWN (TAÇ) isimli Netflix dizisinin 4. Sezonunu seyretmeye başladım. 

Öncelikle, aman sakın kraliçelerin, prenseslerin yaşamına özenmeyin ha, o koskoca sarayda fareler cirit atıyor. E, kaç yüz yıllık mı, bin yıllık mı saray, orası, burası dökülüyordur. Doğal fare olması. Kraliçe de gördüğüm kadarıyla kedici değil. Hiç kedi yok ortalıkta fareleri yakalasın:) Köpekler var, atlar var malumunuz pek bi düşkünler ikisine de.  Umarım yakında fareler basar. :) Ayrıca o şatoların, sarayların için nasıl karanlık, kasvetli, ışık mı yok, güneş mi almıyor? Artık bilemiyorum anca Kont Drakula filan için uygun:)

Hayvanları seviyorlar sanmayın. Atlar ve köpekleri seviyorlar sadece. Rahat on köpek saydım belki daha fazladır.  Sırf o köpeklerin aylık mama, veteriner masrafları eminim normal İngiliz vatandaşının bir aylık maaşının on katıdır. 

Duvarlar geyik kafalarıyla süslü! Bizzat kraliçe ve kızı olacak şımarık avlara çıkıyorlar, kadının vaktiyle bir ördeği mi, kuşu mu, kafasını eliyle koparttığını okumuştum. Yani,  birkaç yabancı lisanı ana dili gibi konuşan, kültürlü, iyi eğitimli, uçak filan kullanan, entelektüel bu aile son derece acımasız kişilerden oluşuyor. Kendi ailelerinde  zeka özürlü, hasta beş akrabalarını da  tımarhaneye atmışlar, hiç ilgilenmiyorlar bile. O zavallılar da hâlâ ellerinde Kraliçe resimli bardaklar, kutular onları düşünüp mutlu oluyorlar! 

Ama alma mazlumun ahını o geyiklerin kafasını duvarlara asmaları, o zeka geriliği akrabalarına yaptıkları, Diana'ya çektirdikleri.  Hiç biri mutlu değil. Beter olsunlar. 

Hiçbir sobanın, kombinin yeterince ısıtamayacağı taş şatolarda kalpleri de taşlaşmış. Kraliyet ailesiymiş, asilmiş, mavi kanmış pöh!  Ayaklansın İngilizler de, başlarına yıksınlar saltanatı, sarayı, şatoyu inşallah.:) Asalet filan da sahte! Birbirlerini boynuzlayıp duruyorlar, aile arasında eğlenirken en belden aşağı fıkraları anlatıp kahkaha atıyorlar. Normal Türk ailesi değil aile içinde bunu anlatmak duysa yüzü kızarır. (izlediyseniz ayılı fıkra)

Kraliçenin kız kardeşi var ki evlere şenlik, erkek delisi, gelmiş 50'li yaşlara, jigololar tutuyor filan, rezil oluyor gazetelere çıkıyor. Yüzme havuzlu şahane evlerde partiler veriyor. Kimin parasıyla? İngiliz halkının vergileriyle! Charles denen godoşu hiç yazmıyorum. Diana'nın ahı çıkar inşallah.

Dördüncü sezonda Diana'lı bölümler vardı. Allah'ım kızcağızı nasıl kıskandılar! Bir çekememezlik! Allah için kızda yıldız ışığı var.  Çok sevilidiği için hem kocası, hem görümcesi, hem kaynanası, artık diğer kimlerse hepsi kıskançlıktan çatır çatır çatladılar. Zaten biliyorsunuz sonunda kadıncağızın başını yediler. 

Sahi, minicik çocuklarını da yatılı okula göndermeleri yok mu? Lan sanki karı, koca doktorsunuz, evde bakacak anneanne, dede filan yok! El kadar oğlanların ne işi var yatılı okulda? Koskoca Andrew'e bile neler yapmışlar? Zaten sübyancılık ülkede tavan! Kiliselerde neler yapmıyorlar? Hiç mi korkmuyorsunuz? Normal okula gitsin, gelsin işte. Yok anacım bunlarda akıl da yok kendilerini akıllı sanıyorlar ama. 

Ha şimdi asıl meseleye gelelim:

Zavallı İngiliz halkı, vergileriyle sayısını bilmediğim şatolarda, saraylarda, av köşklerinde, villalarda, yüzlerce dönümlük malikânelerde  hiçbir halta yaramayan bu asalak aileyi gelenek diye yüz yıllardır besliyor!  Vatandaşlar da işsizlikten iş bulma kurumu önünde kuyruğa giriyorlar.

İngilizlerde de bir Mustafa Kemal Atatürk çıkması lâzım ki, bunlardan kurtulsunlar.

"Yeter canım, saltanat sürdünüz, yerlere kadar eğilip reverans yapmayacak artık kimse size, bundan böyle cumhuriyet var, aile şaşaası, tantanası bitti. Hindistan sömürgelerinden, Afrika'dan  çaldığınız elmaslar, zümrütlerle dolu taçlarınız, mücevherleriniz de devletin olacak"

desin. Ama nerede o günler? Bildiğim kadarıyla İngiltere'de, Avustralya'da hatırı sayılır bir kesim

"Yetti artık bunların saltanatı, siktir olup gitsinler."

diyormuş.  Bak kaynak altta (İngilizce) Haberin fotoğraflarından birinde, beyaz üzerine mavi Republic (Cumhuriyet) yazan tişörtlü bir erkek, yoldan geçenlere cumhuriyet hakkında broşür dağıtıyor:

İngiltere'de saltanat karşıtları

Ve demiş ki, 

"Harry'nin, Megan'ın evliliği umurumda değil."

Hele Avustralyalılar çok haklı. Ne zaman İngiltere bir ülkeye savaş açsa, hiç ilgileri olmasa da Avustralyalıları ateşe atıyorlar. Çanakkale'ye zavallı Anzakları sürdükleri gibi. Eee, Kraliçelerinin asil İngiliz askerlerine bişicik olmasın.  

Bakalım, belki bir gün bir Atatürk çıkar onlarda da, atarlar sırtlarından bu gereksiz aileyi. 

Unutmadan  dizi olarak  dört dörtlük bir dizi.  Kraliçenin kara gözlü olmasından başka eleştirebileceğim yanı yoktu. Dört bölümü de çok severek izledim. Beşinci bölüm çekilirse, ömrüm olursa onu da izlerim.

Son sözüm:  İnşallah anan 150'ye kadar yaşar da, asla sen kral, Camilla da kraliçe olamaz.



9 Kasım 2020 Pazartesi

TOPUNUZUN KÖKÜNE KİBRİT SUYU

Deprem olur:  Allah yaptı. 

Sel olur: Allah verdi.

Madende göçük olur:  Madencinin kaderi.

Ekonomi çöker:  Allah sonumuzu hayır etsin.

Din ile devlet işlerini o yüzden ayırın. Laiklik o yüzden gereklidir diyoruz. Lan, 7 sülalenizi ............................., o zaman hepiniz istifa edin. Allah yönetsin ülkeyi. Ne milletvekili, ne bakan, ne cumhurbaşkanı. 


8 Kasım 2020 Pazar

1922 KAN VE KÜL

 


1922 KAN  VE KÜL'ün yazarı,  Gökçe Doğan, aynı zamanda Sapiens Yayınları genel yayın yönetmeni. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi, Tarih bölümü mezunu. İkiz annesi olan Doğan, geçmişin bilinmezliğine hayran bir yazar.  O yüzden romanda da tarihi bilinmezlikler var. Gizemli tarikatların, İngiliz ajanlarının peşinde olduğu sırlar var. Ana kahraman, bir kafeden çıktığında kim olduğunu bilmediği birileri tarafından kaçırılmaya çalışırken, yine kim olduğunu bilmediği biri onu korur.  Gerisini kitabı alıp siz okuyun. Çok heyecanlı, gayet sürükleyici bir kitap. Dan Brown okuyormuş gibi hissettim ben. 


Arka kapak yazısı


6 Kasım 2020 Cuma

EKONOMİ KÖTÜ DİYENİN AĞZINA KÜREKLE VURULUR

Kim diyor la, ekonomimiz kötü diye? Çöktü diye? Ekonomimiz o kadar iyi hatta süper ki, Somali'nin IMF'ye olan  3 MİLYON DOLARLIK borcunu ödemişiz. Bir ülke,

" Aaa, koy cüzdanını,  Bak Allah'ın adını verdim, ödetmem. Bu da benden olsun"

diye ödüyorsa o ülkenin ekonomisi kötü filan değildir. Süperdir, uçuyordur. 

Biz burada markete gidince üç, beş parça şeye 50 lira ödüyoruz. Ucuz olan bir domates, makarna kaldı. Domates de sokak satıcısında ucuz markette ucuz değil. Hava soğudu kombileri yakmaya korkuyoruz. Bunlar Somali'nin borcunu ödüyorlarmış. Bu işin altında nasıl bir hinlik yatıyor, ne b...k yiyorlar bilmiyorum artık. Bildiğim bir şey varsa Allah cezasını versin bu akepe'nin. Kendi ordusuna kumpas kuran, Kozmik Oda'sını sahte suikast komplosuyla düşmana açtıran vatan hainlikleri, Atatürk ve ulusal bayramlara, Türk adına düşmanlıkları, ülkeyi Fettoşla si...meleri, sonra "Kandırıldık" deyip sıyrılmaları, kendisinden başka herkesi Fettoşçu diye yaftalaması, milletin a.....na koyanlarla bir olması, pkakalılara devlet televizyonda mesaj okutması, açılımı-saçılımı, askerleri Suriye, Libya, Irak'ta boşu boşuna şehit ettirmesi (neye yaradı o bilmem şu kalkanı harekatı, bilmem bu harekatı onca şehit? Suriye'yi mi aldık? Ayrıca niye alalım bağımsız bir ülkeyi? Manyak mıyız biz? Suriye'ye savaş mı açtık? Komşumuz, Müslüman bir ülkeye?)  imar affıyla yıkılacak binalara ruhsat vermeleri, Ekrem İmamoğlu'nun kazandığı seçimi KABUL ETMEYİP yeniden seçim yaptırmaları! 50 kere eğitim sistemini yapboz değiştirmeleri, sınav sorularını çalmaları, hastaneleri tarikatlara, üfürükçü, cinci hoca tipli manyaklara teslim etmeleri, ülkeyi Suriyeli, Afganlı, Somalili, Libyalı sığınmacı, mülteci kampına çevirmeleri, Türkan Şoray'dan, Erol Evgin'e, rahmetli Tarık Akan'a kadar kendisinden olmayan herkese düşman olan kindarlıkları, hainlikleri, adam kayırmaları, tarımı bitirmeleri, dereleri HES ile kurutmaları, Atatürk'ün ormanını yıkıp saray yaptırmaları, (Ankara'da başka yer yokmuş gibi) , üç kuruşluk maskeyi, kolonyayı dağıtmayı bile beceremeyen beceriksizlikleri, velhasıl  hainliklerinden burama geldi. Sürüm sürüm süründüğünüzü görmeden Allah canımı almasın.


Kaynaklar:

BBC

Milliyet

Onedio

Yeni Şafak