Bu bir iç döküş yazısı olacak. Yazarak, kendime bir çeşit terapi yapmış hissedeceğim sanırım. Ben, şu son on günde bir buçuk kilo verdim ve çok yıprandım.
Şimdi tam karşımdaki 60'lı yıllardan kalan köhne apartmandaki Suriyeli birilerinin önce alıp; sonra sokağa attığı yavru kedilerden bir tanesini merhametimden evime aldığımı, ismini Ciciş koyduğumu biliyorsunuz. Hatta ishal olunca, nazar değdi diye resimlerini kaldırmıştım. Nazara inanıyorum.
Yazımın başlığı başkalarının sorumsuzluğunun cezasını çekişim; çünkü öyle. Ben, başka insanların sorumsuzluğunun, vicdansızlığının cezasını çekiyorum.
Şimdi ilk kez, 93 yılında bir kedimiz oldu. Prenses'ti ismi. 2009 yılında,18 yaşında kaybettim. Apartmanın bahçesine gömdük ve üzerine gül ağacı ektik.
Kedinin ölümü zordur, sancılıdır. Öyle pıt diye aniden gözlerini yumup gitmiyorlar. Önce yemeden, içmeden kesiliyorlar. Kusmalar...en güzel mamalara burun kıvırıyorlar. O koşup oynamalar bitiyor, insan gibi devamlı uyuklar, halsiz bir hale bürünüyor ve bu günler sürüyor, çaresiz elinizden kayıp gitmesini izliyor ve acı çekiyorsunuz. Bu acıyı da kedisi, köpeği olanlar bilir.
O yüzden Prenses'ten sonra başka kedi almak istemiyordum. Aynı acıları yeniden yaşamamak için ama gelin görün ki, sokakta daha bir aylık bir kediyi görünce dayanamadım. Onu da TOKİ'lerin oradaki gecekondularda oturan ve ilkokula giden bir kız çocuğu, yine sorumsuzluktan gelip oraya koymuştu. Güya alıp yuvalandıracaktım ama olmadı, ismini Bücürük koydum. Bloğuma ismini veren Bücürük, ikinci kedim olarak, tam 16 yıl bana minik bir evlat ve can yoldaşı oldu.
Onun da gidişi çok zor oldu, kusmalar, halsizlikler, günlerce yemeden içmeden kesilmesi ve kaçınılmaz son. Bana evlat acısı yaşattı.
Onu da gömmek çok zordu, çok yıprandım. Bu süreçte yaşlandım da tabii ki. Bücürük'ten sonra sözümü tuttum. Tekrar eve kedi almadım. Elime kağıt, kalem alıp hesap ettim tam 31 yıl kum temizlemiştim. Artık yeter kum temizlemeyeceğim dedim. Hatta çok güzel, üç renkli bir yavruyu geçici olarak aldım. Çok uğraştım ve çok iyi bir aileye yuvalandırabildim. Yoksa az kalsın bana kalacaktı. Aynı acıları ve aynı filmi yine yaşama korkusu başlayacaktı.
Neydi bu korkularım? Kusmalar, ishaller veya hiç tuvalete çıkamamalar, mutfak tezgahının üstüne dolan kedi ilaçları, kedi destekleyici gıda ürünleri, biberonlar, şırıngalar, kabızlık giderici kedi macunları, kaç saatte bir kustuğunu yazdığım kağıtlar, kaç gündür yemek yemediğini yazdığım kağıtlar....endişeden kulağım kusma sesinde uykusuz geceler...
Ve aynı zorluklar: İstanbul'a kız kardeşime gidememek, kedimi yalnız bırakamamak, ya yangın çıkarsa (mesela kız kardeşimin oturduğu apartmanın çatı katında yangın çıkmıştı) ya bir şey olursa diye endişelerle yaşamak...her gün kum temizlemek, tüm ihtimama rağmen balkondan düşme tehlikesi (Bücürük düşmüştü çok hareketli ve yaramaz olduğundan neyse ki, kırık çıkık olmamıştı), veteriner ziyaretlerinde arabada sürekli ağlaması, çok korkması, o ağlayıp durdukça, üzüntüden, gerginlikten, hani çocuğunuza aşı yaptırırsınız, bebektir anlamaz ve ağlar o ağladıkça siz yıpranırsınız ya, aynı o duyguyu, o ruh halini yaşamak.
Yani kediyle yaşam çok güzeldir, mırıl mırıl size sokulur, minik bebeğiniz olur ama çok da zordur.
Velhasıl iki kedi gömdüm artık bir üçüncüsünü kaldıramam, tekrar aynı zorlukları, aynı acıları yaşamak istemiyorum derken, tam 2 yıl, 3 ay kedi almamışken; bir Suriyeli kadının sorumsuzluğu ve vicdansızlığı yüzünden, şu an sabahın 5' inde - ezan okunmaya başladı - uykusuz oturuyorum ve bu yazıyı yazıyorum. Ciciş, çok kötü ishal oldu, pirinç suyuyla geçtiydi ama tekrar başladı, bu sefer pirinç suyu etki yapmadı ve doktor probiyotik tavsiye etti. FortiFlora dedi. Telefon açtım yakınımda hangi veterinerde FortiFlora var diye. Çok yakınımdakinde yoktu, biraz uzakta vardı. Gittim, aldım, geldim. Onu verdim ama aniden halsizleşti, sanırım dokundu. Akşamdan sabaha kadar yemedi, içmedi, sonra öğlen iyileşti. Koştu, oynadı, iştahı yerine geldi, ishali de geçti tam sevinmişken, dün akşam kusmalar başladı. Bir değil tam üç kez. Akşam 10.30'da kustu, 02. 30 da yine kustu, 04.00 yine kustu.
Ben niye bu acıyı yaşıyorum yeniden?
Başkasının evinde dünyaya gelen kediye ben sahip çıktığım, acıyıp merhamet ettiğim için başıma geliyor bunlar.
Madem kedi aldın niye kısırlaştırmıyorsun? Hadi kısırlaştırmadın dünyaya gelen yavrulara niye kendin bakmıyorsun? Niye sokağa atıyorsun? Bana sorup mu aldın bu anne kediyi?
"Nasılsa karşı apartmanda salak bir kedici teyze var, oraya koyarım yavruları da, annesini de o baksın" mı dedin?
Muhtemelen öyle dedi. Bu kediciği ben alır almaz önce Bücürük'ün vet. kliniğine götürdüm. Tam dört gün orada kaldı, tedavi oldu, işte iç, dış parazit aşıları yapıldı. Piresi varmış giderildi. Herpes virüsü çıktığı için antibiyotikler vs. yapmışlar, göz damlası her gün damlatmışlar. Dünya paralar verdim sen niye bunları yapmadın? Çünkü sen
"Ben niye kedi için paramı harcayayım? Salak mıyım? Başkası yapsın"
diyen bir sorumsuz asalaksın.
Yanlış anlamayın, onun için harcadığım para yani maddiyat en, en, en son düşündüğüm şey. Helali hoş olsun. Veteriner hizmetleri öyle böyle değil çok arttı, her şeyin fiyatının artması gibi ama minik can paradan daha önemli. Kaldı ki, değil o, bu yaşıma kadar kaç tane sokak kedisini aylarca tedavi ettirdim. Arka iki ayağı felç olan Pofuduk, başına ne geldiğini anlamadığımız yaralarla bulduğumuz Lokum, gözüne pisi pisi otu battığı için bir gözü kapanan Oğluş...hepsine helali hoş olsun. Salçalı soğanlı, peynir, zeytinli ekmek ve çayla karnımı doyurdum yine de borcumu son kuruşuna kadar ödedim. Artık 68 yaşında sıramı savdım diye düşünüyorum, artık başkaları elini taşın altına koysun diye düşünüyorken, yine niye ben başkası yüzünden maddi olarak zorlanayım? Hayat zaten pahalıyken, ancak ay sonunu getirirken hem de.
Niye ben daha Bismillah kedi eve geleli ancak on gün olmuşken uykusuz gecelere kalayım? Niye daha bebek kedi ölecek mi bunu da mı gömeceğim diye ağlamaklı olayım? Kaç gündür bir makarna yapamadım onun ishaliyle uğraşmaktan. Her kum kutusuna gidişini takip ettim, beraber gittim, yanında bekledim, elimde tuvalet kağıdı, her seferinde poposunu temizledim, gerekirse patilerini ılık suyla yıkadım, internette oku, oku, yavru kedi ishaline ne iyi gelir diye aramaktan...vet. kliniklere "Sizde filan probiyotik var mı?" diye sormaktan. Bir yandan da yuva aramaktan. Oraya buraya telefon açmaktan. İyileşse de bir on yıl sonra yine kusmalar, yine hastalıklar, yine aynı acıyı niye tekrar yaşayayım? Ben değil miydim bir daha eve kedi almamaya karar veren? Ben biliyordum başıma gelecekleri ama bu kadar erken beklemiyordum. Bücürük, Prenses en az 10 yıl kusmadılar. Eğer ki, vücudunda kedi Herpes yüzünden hep böyle olacaksa ben nasıl dayanacağım yıllarca? Ben, on günde yıprandım. Hasta bakan bunu anlar. O kadar minik ki, bakmaya kıyamıyorken, neden böyle oldu?
Ama işte başkalarının sorumsuzluğunun, vicdansızlığının cezasını çekiyorum. Bakın bu ilk değil; daha önce oturduğumuz apartmanın bahçesine kaç kez yavru kedi bıraktılar. Geçen ay bir kutu içerisinde tam beş yavru kedi bırakmışlar. Bir oğlan çocuk var,
"Ne yapayım ben bunları?" dedi.
Ben de yakında vet. klinik var oraya götür dedim. Götürmüş sonra galiba bir aile almış ama pek inanamadım çünkü söylerken gözlerini başka tarafa kaçırdı.
Yıllar önce yine kutu içinde daha gözleri açılmamış iki yavru kedi bıraktılar. Sonra aynı şekilde iki yavru kedi daha. Bunları şansım vardı yuvalandırdım. Hatta ilk kutudakileri ne yapacağımı düşünürken aldığım ilk, tuşlu küçük telefonu kaybettim ve bulamadım. Hâlâ hatırlarım.
"Bahçeye yavru kedi bırakmayın, burası kedi barınağı değil, kendiniz sahip çıkın. Kendiniz tedavi ettirin, kendiniz bakın. Bakmayacaksanız, başkalarının üstüne atmayın. Ben zengin birisi değilim, Olsam bu kıytırık mahallede oturmam. Bana sorarak mı kedi alıyorsunuz? " diye bahçeye yazı mı asayım?
Yeminle depresyona girdim. Gün ışısın, vet. kliniğine gideceğiz. Aynı filmi tekrar izler gibiyim. Yine hastalıklar, yine kusmalar, yine kan almalar, yine hastane köşelerinde endişeli gözlerle, ağlamaklı gözlerle bekleyişler ama daha bu kedi 15 yaşında değil, 17 yaşında değilken üstelik...
O Suriyeli kadın - adını bilmem- her kimse, bana öyle büyük bir kötülük yaptı ki, haberi yok.
Sadece bana kötülük yapmadı, bir anne kediyi, yavrularıyla sokağa terk etti. Diğer yavrular ve anneye ne oldu bilmiyorum. İşte birini ben aldım ve durum anlattığım gibi.
Keşke bu dünyaya gelmeseydim. Saat altı yirmi beş geçiyor, hava aydınlandı, dördüncü kez kustu :( ben ağlamaklıyım ve koşup, oynarken, hiçbir şeyi yokken neden böyle oldu diye kafamı patlatıyorum. Ben niye 68 yaşında bu endişelerle, huzursuzlukla, korkuyla yaşamak zorundayım? Bir huzur içinde olamayacak mıyım? Gece iki kez vet. kliniği aradım. 24 saat açık olduklarını biliyorum. Eksik olmasın çok ilgilendiler, bir şey mi yuttu acaba diye sordular? Oyuncağı, topu, saç tokası filan....
Ortalıkta düğme, minik toka, saç bandı, ip bırakmıyorum (önceden tecrübem var), buzdolabım eski tip buzdolabı, arkasında boydan boya teller var ve en altında içinde su olan minik bir kısım var, sık sık buzdolabının arkasına giriyor o suyu mu içti? Mutfak dolabı altlarına giriyor orada eskiden düşmüş bir migren hapı veya asprin mi yuttu? Endişe...endişe..korku.... migrenim başladı. (Diyeceksiniz ki, mutfağın kapısını kapat! Buzdolabının arkasına, mutfak dolabı altına giremesin. Mutfağımın kapısı yok! (vaktiyle söktürmüştüm çok küçük mutfak diye), buzdolabım da mutfağa sığmadığından antrede! Yani mani olamıyorum. :(
Yazıma Güncelleme:
Sabaha karşı yazdığım yazıyı şu an akşam 22.00 güncelliyorum. Ciciş, yazıyı yazdıktan sonra yine kustu. Toplam altı kez kustu. Sabah hastanenin yolunu tuttuk. Parvo diye bir virüs varmış. Bağışıklığı çok düşmüş. Kan değerleri çok kötüymüş. 750 gram kediciğe her gün antibiyotik, serum verecekler acaba nasıl dayanacak? Onu güzelim ev yaşamından sonra vet. hastanenin soğuk, hasta kedilerle dolu kafeste kumu, mama kabı, suyu aynı yerde bıraktığım için bana küstü, sırtını döndü. Yine perişan oldum. Halılarda koşup, oynayan, zıplayan, top oynayan Ciciş bir anda ne hale geldi. Yıkıldım. Zor bir hastalıkmış. Üstelik minnacık kedide hem Herpes, hem Parvo aynı anda iki virüs birden var. Dayanacak mı, iyileşecek mi vet. ablası bile bilmiyor.
Ve tüm bunlar bir Suriyeli kadının sorumsuzluğu, vicdansızlığı yüzünden oldu.