17 Haziran 2024 Pazartesi

DİNİ BÜTÜN TÜRBANLI BACIM

 

Her geçen gün 28 Şubat'ın ne kadar haklı, ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha anlıyorum. 

Bu ülkeyi de dinciler, türbanlılar düşman işgalinden kurtarmadı. Başta Atatürk, İnönü, Fevzi Çakmak gibi askerler ve onlara inanan samimi dindar Türk halkı kurtardı. Dincilere kalsa şimdi Fransız, İngiliz, Yunan, İtalyan işgali altında sömürge bir ülkeydik. Başımızda da uyduruktan bir padişah daha doğrusu sömürge valisi olacaktı. 

Kurmay zekâsı diye bir şey vardır. Asker, ileriyi görür, geleceği tahmin eder. Kimin ne olduğunu da iyi bilir ve ona göre tedbir alır. 28 Şubat'ta da 

"Aman dinciler, türbanlılar, İmam Hatipliler ülkenin başına gelmesin, yoksa ülkeyi mahvederler"

tahmin ettiler. Tahminleri doğru çıktı. Bir İmam Hatipli, zır cahil dincinin yüzünden ülke bu hale geldi.

 

 

16 Haziran 2024 Pazar

AMAN KİMSE BENİM BAYRAMIMI KUTLAMASIN

 Bunu sileceğim sonradan da  Bücürük'üm benim evladım gibiydi kimse bayram kutlaması bırakmasın sayfama sakınnnnnnnnnnnnnnnn

Sakın...sakın..... ben bayram filan yapmıyorum benim evladım öldü.

İYİ BİR AYAR

 

En çok 

"Hayatında Cin Ali'den başka kitap okumamış"

cümlesini alkışladım. Bu tipler oturduğum apartmanda ve mahallede bolca var. 20 yılı aşkın süredir akp denen suç örgütü ve hırsız çetesini başımızda tutanlar da en çok bu tiplerden çıkıyordu. Evlerine güle güle oturuna giderdim; gözüm bir Dostoyevski, bir Tolstoy, bir Balzac arardı ama ne mümkün. Duvarda asılı 'kutsal' kitap ve çocukların ders, dershane kitaplarından başka kitap olmazdı. 

Kollar dirseğe kadar bilezikli, başlar örtülü, müteahhit karıları, daha üç gün önce çayını içip, kısırını yiyip, kekini mideye indirdikleri kadının dedikodusunu yapardı! Bu kapalıların beş tık ötesi yani daha vahimlerini Müge Anlı vs. gündüz programlarında izliyoruz. 

Hepsinin temelinde kitap okumayan, cahil; Atatürk'ün ve 28 Şubat'ın kıymetini bilmemeleri yatıyor. 28 Şubat, bu adamcağızın tarif ettiği tipler yani Almanya'nın, Amerika'nın bizi kıskandığına inanan "hırsız ve ahlaksız dinciler" başımıza çökmesin yoksa ülkeyi mahvederler diye yapılmıştı.  

Not: Benim ayağımdaki ayakkabı da eski, saymadım kaç yıl oldu. Bir tek o cümlesine katılmadım. Yoksulluk ayıp değil; yeter ki, yoksulluğu kadere, Allah'a, dinlere bağlamasın insan. Yoksulluk varsa sebebi ülkenin kötü ve hırsızların elinde olmasıdır. SAKIN BU PAYLAŞIMIMIN ALTINA İYİ BAYRAMLAR FİLAN YAZMAYIN SİLERİM.....Bücürük'ümü kaybettim bayram mayram yok bana...

1 Haziran 2024 Cumartesi

HAYAT DEVAM EDİYOR

Sevdiklerimizi kaybetsek de hayat devam etmek zorunda. Bu tatsız bir gerçek değil mi arkadaşlar? Hem de çok tatsız. Okuyanların da çoğu benim hissettiğim gibi

"Hani annem? Hani babam? Hani kardeşim? "

diyecektir. Maalesef bu dünya böyle bir dünya. Sevdiklerimiz ömür boyu bizimle kalamıyorlar.  En son16 yıllık can yoldaşım Bücürük'ümün acısına rağmen hayat devam ediyor. Hayat çok kısa, bugün varız; yarın yokuz. Sevdiklerinize sarılın, ben şu an öyle yapıyorum. Bücürük'ün acısına tek başıma katlanmamam için eksik olmasın hemen kız kardeşim geldi, birlikte İstanbul'a gittik. Kardeşim, tatlış yeğenlerim, onların kedisi Miniş'le birlikteyim bir haftadır. Ne zaman evime dönerim bilmiyorum içinde Bücürük olmayınca.....😿 ama çok şükür ailem yanımda. Hepinize sevgiler. ♥ 


19 Mayıs 2024 Pazar

BÜCÜRÜK' üm GİTTİ

2009 yılında sokakta görmüştüm onu. "Sana anne diyebilir miyim?"
dedi. "seve seve" dedim.
Biberonla besledim. 

Gözleri masmaviydi sonra yeşil oldu. Şu
güzelliğe bakar mısınız? 

Öyle küçüktü ki, terliğimin içine sığabiliyordu. 
Bu terliği ısıra, tırmalaya bir güzel haşat etmişti.

Kölemin ayaklarını ısırıp, tırmalamak en büyük hobim.

Nasıl keşfetmişse buradan su geleceğini biliyordu.

Yıllar geçti, Hindistan'ın balta girmemiş ormanlarındaki
 Bengal kaplanlarının minyatürü oldu. 

Ne bakıyosunuz leyn? Hiç şişko kediş görmediniz mi? 

 Sanki su kabı temiz değilmiş gibi musluktan su içmeye bayılırdı.

Yemekleri teftiş ederdi. 
Bücürük Şef, annesinin yaptığı Rus salatasına puan veriyor. 

En çok sevdiğim bu resmiydi. Teyzesi yıllar
önce çekmişti. Yüzü, yeşil gözleri, pembe burnu...
güzelliğine nazar değmesin diye hiç fazla resim paylaşmazdım
artık değmez. 😢😭

Kural: Patinle çekmeceyi aç,
içine gir, kazakları didikle. 

Tespihimi kim aldı leyn? Birazdan tek tek gelip
haraç keseceğim.

2009'un Nisan ayında 1 aylıkken annesi oldum.16 yılın sonunda, 2024 yılının 19 Mayıs gecesi ömrü son buldu. O, acılarından kurtuldu. Ben yıkıldım. Son gününde bile kum kabına gitti, küçük tuvaletini yaptı. Tertemiz gitti öteki dünyaya. İlk kedim de öyle gitmişti. Kedisi, köpeği, kuşu olmayan ne hissettiğimi anlayamaz. Sevdiği hırkasına sardım, gözyaşları arasında, kendi ellerimle yakınımızdaki boş arsaya gömdüm, yüzüne toprak atmak çok zor geldi. Umarım gittiği yerde çok huzurlu, mutludur, çimenlerde koşturuyordur. Sevdiklerimiz birer birer gidiyor. Ölüme çare yok ama şarkı ne diyor?  

"Elbet bir gün buluşacağız. Bu böyle yarım kalmayacak."

18 Mayıs 2024 Cumartesi

ŞEHNAZ'ım CANIM ARKADAŞIM

 


Şehnaz'ım, canım arkadaşımla ta blogcu.com dan blog arkadaşıydık. (16 yıldan fazladır) Sonra birlikte blogspot'a geçtik. Bir şekilde telefonlarımızı aldık ve telefonlaşmaya başladık. 

"Müjde, hatırlıyor musun blogcu'da sen nasıl kavga ederdin akplilerle, dincilerle?"

der; gülerdik. Kızını evlendirmişti, bir torunu olunca  "Kız, sen şimdi babaanne mi oldun?" diye gülmüştüm. Böyle gencecik babaanne olur mu diye. Bir gün İstanbul'a gidince tanışmayı çok istiyordum. Bloğu yıllar oluyor bırakmıştı şair arkadaşım. Facebook ve İnstagram'da takılıyordu. Çok güzel şiirler yazardı. Bayılırdım şiirlerine. Bücürük'üm çok hasta olduğundan ve bloğa veda ettiğimden sıkıntıdan Facebook'a biraz bakayım dedim ki, ne göreyim? Şehnaz'ım bu dünyadan göçmüş😢😢😢

İnanamadım. Hâlâ da inanamıyorum. Twitter'da profilime yazdığım gibi bu dünyadan nefret ediyorum. Sevdiklerimiz birer birer gidiyor. Daha tanışamamışken, ölüm haberini almak çok kötü bir duygu. O yüzden hep söylediğimi tekrarlamak istiyorum. Bu dünya kısa, kalp kırmaya değmez.  Vakit varken sevdiklerinize onları ne kadar sevdiğinizi söyleyin; küs olduklarınız varsa bir telefon açın, özür dilemedikleriniz varsa dileyin, yıllardır selamlaşıp hiç evine gitmediğiniz apartman komşunuza gidin. 

Şehnaz'ım canım arkadaşım, neredeysen mekânın Cennet olsun, huzur içinde ol, çok mutlu ol duygulu şiirlerin güzel şairi. ♥ ♥ ♥  

Not: Bu arada neden, niye olmuş hiç bilmiyorum arkadaşlar. Sayfasında en ufak bilgiye rastlamadım. Telefonunu çalınca da bu numara kullanılmamaktadır denildi.  :(  

17 Mart 2024 Pazar

KIZILCIK ŞERBETİ - LAİK - MUHAFAZAKAR ÇATIŞMASI

İlk sözü ünlü modacı Barbaros Şansal söylesin. Bu konuda muazzam araştırma yapmış; türbanın, başörtüsünün uzunluğuna, manasına, nereden hangi gelenekle, hangi dinle, hangi kültürle çıkış noktası olduğuna kadar hepimizden daha iyi biliyor. 


 İzleyenleriniz var mı bilmiyorum. Show Tv'de, Cuma akşamları, Kızılcık Şerbeti isimli bir dizi yayınlanıyor. Oldukça da izleniyor. Dizide laik, isterse içki içen, mini giyen bir aile ile muhafazakâr, türbanlı, namazında, niyazında iki aile var ve olaylar bu iki açık - kapalı aile arasında geçiyor.

Yaşım icabı eski Türkiye'yi yani 60'lı yılları biliyorum. İlkokula 1965'te başladım. Açık - Kapalı diye bir deyim yoktu çünkü o yıllarda kimse şu andaki gibi türban takmaz; kimse şu andaki gibi başını örtmezdi. Sadece yaşlı teyzeler, anneanneler, istiyorlarsa başlarını başörtüsü veya yazmayla örter, ya çene altından fiyonk yapar, ya çenelerine sıkıştırırdı. Genç kızlar asla kapanmazdı. Hele hele ilkokula giden çocukların başının örtülmesi, yüzüne peçe takılmalı (Benim mahalle yani Keçiören'de ilkokul öğrencilerinden bazıları peçeliler sanırım Afganlı vs.) filan asla yoktu. 

Bana inanmayan 60'lı yılların, 70'li yılların Yeşilçam filmlerindeki kalabalık dış sahne çekimlerine baksın. Mesela Galata Köprüsü'nde, Beyoğlu'nda, Boğaz'da yürüyen kadınlar, senaryo gereği bir üniversitede okuyan genç kızlara baksınlar.  Hiçbirinin başı kapalı değildir. O yılların en ünlü yıldızları olan Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Türkan Şoray da keza. Bazen araba kullanırken rüzgarda saçları dağılmasın, gözüne gelip kaza yapmasına sebep vermesin diye eşarp takarlardı sadece. 

GENÇ KIZLAR KOCAKARI GİBİ GİYİNİYOR

Türkiye'de kızların kapanması siyasal nedenlerle başlatıldı. Nasıl becerdilerse becerdiler. Birer, ikişer, üçer derken, baktım ki, çoğu kız yerlere kadar pardösü, kafalarında uzun başörtüleriyle kocakarı gibi giyinmeye başlamış. Bana kızacaksınız ama öyle. O örtüyü kafalarına geçirdiği an 20 yaş birden alıyorlar. Bildiğin "teyze" oldular. İhtiyarladılar. Üzülüyorum; insan bu hayatta bir kez 18 yaşında olur, bir kez 20'li yaşlarda olur. Gençlik, güzellik zaten 40'ta bitiyor. Gençliğinizin, güzelliğinizin kıymetini bilin. Ne öyle nine gibi, kocakarı gibi kapanıyorsunuz? 

Ben çocukken genç kızlar böyle giyinirdi. 
Mutlu, neşeliydi. 

Sonra böyle kocakarı gibi giyinip mutsuz oldular.
Kim der şu kız 18 yaşında?

Ya bunlar? Afganistan'daki kadınlar!

Bu kapalı işi, önce türbanla başlar, sonra yavaş yavaş "Oranı da kapat",  "Buranı da kapat" derken Parliament mavisi çöp poşetinde dolaşmaya başlarsınız. 

Veeee kızlar saçlarını kapatıyor ama makyajını da yapıyor. 😁 Bu konuda bloğumda kendi elimle çizdiğim  Dindar Hanım ile Akıllı Robot isimli çizgi dizim var. İşte onun bir bölümünde bu komik çelişkiyi şöyle çizmiştim:

Ne yapıyorsun dindar hanım?

Ruj sürüyorum akıllı robotcum.

Niye?

Güzel görünmek için.

Saçını niye kapatıyorsun?

Güzel görünmemek için.

Ne diyordum? Erbakan yüzünden toplumda 

KAPALI KADIN - AÇIK KADIN

gibi bir deyim oluştu. Düşününce bana komik geliyor. Kapalıdan kasıt saçı kapalı demek, açıktan kasıt da saçları açık demek ama sanki "açık" kadın denince, açıkların sokakta anadan doğma dolaşıyor gibi bir algı oluşturuldu. (Tabii bilerek, isteyerek, toplumu bölmek için)

Yazanın eline sağlık, evet, din dediğimiz şey bir
coğrafya ve zaman meselesidir. Binlerce yıl önce Aztek uygarlığında
yaşasaydınız, Güneş tanrısına insan kurban edecektiniz ve 
"İnanmasan da saygı duy! diyeceklerdi size.

Zamanla bu kapalı - açık konusu, ahlâki bir norma, ayrıma dönüştürüldü. Şöyle ki, kapalı kadınlar namuslu, ahlâklı, açık kadınlar namussuz, ahlâksızdılar! Öyle ya İslam dininin kutsal kabul edilen kitabının bir ayeti yani koskoca Tanrı kadınlara saçlarını kapatmasını emrediyorsa, ne hakla Tanrı'nın emrine karşı çıkardınız? Bu ünlü ayet Nur Suresi denilen bir ayetti ve hiçbir kadın sebebini sorgulamamıştı.

"Niye acabaAllah saçlarımızın görünmesinde ne gibi bir sakınca görmüş olabilir?" diye merak etmemişti. 

Ben, kâinatın bir yaratıcı varsa da, yoksa da, bir miktar akıl, zekâ ve beyin verilen bir canlı türü olarak; merak ettim ve Şu blog yazımda (tıkla)   kendi görüşlerimi, sebepleriyle, örnekleriyle uzun, uzun anlattım. Bloğumun da en çok okunan yazılarından biridir. Uzun olduğundan yavaş yavaş, günlere, saatlere bölerek okumanızı naçizane öneririm.

O uzun yazımı okumaya üşenirseniz, özetle şöyle demiştim:

1) Muhafazakârlar, saçları kapatmanın Allah'ın emri olduğuna inanıyorlar. Allah'ın emriyse;

2) Bu emrin arkasında yatan mantıklı bir sebep, gerekçe olmalı. Koskoca Tanrı, hiçbir şeyi durduk yere, öylesine, canı istediği için yasaklamaz yani "Yahu dur şu kadınlara gıcıklık olsun saçlarını örtmeden sokağa çıkamasınlar diyeyim." 😁😌😂demez. (Örneğin hırsızlığı yasaklamıştır çünkü kötü bir şeydir. Haksızlıktır, insanları mağdur eder, cinayetlere yol açar, düşmanlığa sebep olur, kötü örnek teşkil eder vs. daha da açabilirsiniz. Hoş, Tanrı yasaklamasa da insanlar hırsızlığı yine yasaklardı çünkü akıl ve mantık hırsızlığın kötü bir şey olduğunu bize öğretir.)

3) Bu emrin arkasında yatan mantıklı gerekçe belli ki; kadınların saçlarının erkek cinsi için tahrik edici olması. Şimdi bunu açıyorum:

- Yani, erkek, kadının saçından tahrik olacak, 

"Ay! Ne güzel saçları var! Dur şuna aşık olayım; eşimi aldatayım, eşimin saçları bu kadar güzel değil😁😁😂  ve eşini aldatacak;

"Ay! Ne güzel saçları var! Dur şuna tecavüz edip, öldüreyim. Kim bilecek?"

diyecekti. O yüzden de sevgi pıtırcığı Tanrı'mız kadınları erkeklerin şerrinden korumak için saçlarını kapatmasını emretti. 

Bu kadar basitti. 

Bu durumda, saçını kapatmayan kadın da

Saçım açık olsun da Ayşe'nin kocası bana aşık olsun; kadını kocasından ayırayım."

ya da

"Saçım açık olsun da, erkekler tahrik olup bana tecavüz etsin çünkü ben orospuyum, aranıyorum."

oluyordu! 

Şimdi buraya kadar hemfikir miyiz? Hemfikirsek, şimdi durumun mantıksızlığını ve çelişkilerini yine madde madde anlatmıştım:

1) Kadının saçları tahrik unsuruysa, gözleri, kaşları, dudakları, yanakları daha çok tahrik edicidir. Tanrı neden, yüzünüzü, gözünüzü, dudağınızı da peçeyle kapatın dememiş? Üstelik saçını kapatanlar, yüzlerini, gözlerini, dudaklarını rujla, rimelle, maskarayla, allıkla, bin türlü şeyle erkekler için tahrik edici hale getiriyorlar. Hop! Tanrı'nın emrinde çelişki ve mantıksızlık kabak gibi ortaya çıktı. Peki koskoca Tanrı çelişkili, mantıksız emirler verir mi?

2) Kadının saçları tahrik unsuruysa, tecavüze uğrayan erkek çocukları ne yapacağız? Koskoca Tanrı, erkeklerin tecavüze uğraması için niye tedbir suresi yazmamış? Hani erkeklerin türbanı? Yine Tanrı'nın emrinde çelişki, eksiklik ve mantıksızlık çıktı mı? Koskoca Tanrı çelişkili, eksik, mantıksız karar alır mı?

3) Kadının saçları erkek için tahrik unsuruysa, bebeğe, kendi kızına, kendi bacısına, baldızına, yengesine, kendi yeğenine, kuzenine, kediye, köpeğe tecavüz eden orospu çocuğu erkekler için koskoca Tanrı niye bir tedbir suresi göndermemiş? Onları kurtaracak bir başörtüsü ayeti yok mu? Hop! Yine eksiklik, çelişki, mantıksızlık. Tanrı böyle çelişkili, mantıksız şeyler yapar mı? 

Şimdi bir rezalete gelelim:

Burada  Kızılcık Şerbeti dizisinden, internetten bulduğum bir görüntü paylaştım. Şöyle ki, izlediğim bir bölümde (kaçıncı bölüm olduğunu hatırlamıyorum ama Nilay'ın saçlarını kapatmaya karar verdiği bölüm) kayınvalide Pembe, gelini Nilay'a 

"Şimdi, Nursena'nın eşi Umut gelince onun yanında da başını açamazsın"

demişti. Yani, bu cümlenin manası 

Mazallah! Başını açarsan, kızımın eşinin yani Umut'un sana gözü kayabilir! " oluyor! 

Bunu en, en, en kibar biçimde yazdım. Ekşi Sözlük'tekiler olsa daha vahim bir cümle kurarlardı. 

İyi de bu nasıl bir kepazelik? Nasıl bir rezalet? Lan akraba olmuşsunuz, biri Pembe'nin oğlunun karısı, öteki yine Pembe'nin kızının kocası. (Birbirlerinin nesi oluyorlar bilmiyorum bilen varsa yazsın. Akrabalık terimlerimiz çok fazla ve hepsini bilmiyorum)Bu ikisi aynı evde karşı karşıya gelecek, yemek yiyecek, iftar açacak ama Mazallah, Nursena'nın kocası Umut'un, Nilay'a sarkma (!) potansiyeli var! Düşüncenize, zihniyetinize turp sıkayım. Hepiniz sapık mısınız ailece? O yüzden mi o saçlar böyle sımsıkı kapanıyor? Akrabalara bile güvenemiyorlar! Kapanacağınıza köprüden atın kendinizi bence! Ay böyle yaşanır mı? Ben yaşayamam şahsen.


"Ay, başımı kapatayım da Nursena'nın kocası Umut beni .......!"😁😁

Umut da bunu duysa herhalde aşağıdakini derdi:
"Neeeee! O yüzden mi benim yanımda
başını örtüyorsun? Puuu! Allah sizin belanızı vermiş!"

 4) Suudi Arabistan, Mısır, Afganistan, Pakistan, Irak, vs. gibi kadınların çoğunun "kapalı" olduğu ülkelerde de kadınlara tecavüz ediliyor. Türban takmak, burka giymek, çarşaf giymek kadına tecavüzü önlemiyor. Yani koskoca Tanrı'nın tedbiri bir halta yaramıyor. İşe yaramayacağını bile bile niye saçlarını kapattırsın?  

5) Diyelim ki, saçlarımız erkekleri tahrik ediyor. Peki bu durumun yani erkeğin sapıklığının cezasını niye biz kadınlar çekiyoruz? 40 derece sıcakta saçlarımızı rüzgarın püfür püfür esintisinden, oksijenin iyileştirici, saçları havalandırıcı, kokmasını engelleyici gücünden, D vitamininin sağlığımıza faydasından mahrum ederek Tanrı, erkekleri değil kadınları cezalandırıyor? Niye böyle bir adaletsizlik, haksızlık yapsın? 

6) Saçları kapatmanın namus, ahlâk simgesi olmadığını da polis kayıtları, gazetedeki cinayet haberleri, Müge Anlı programları bize ispatlıyor. Ne bir kadın saçları açık olduğu için orospu, ne de bir kadın saçları kapalı olduğu için namuslu oluyor. Namus da, ahlâk da karakterle ilgili bir konu. Saçları açık olup beş vakit namaz kılan, oruç tutan da var; saçları kapalı olup; sevgilisine kocasını öldürten de. Sonuçta namus soyut bir kavram, başörtüsü ise kendisine namus gibi soyut bir kavramın yükletildiği kenarları 1 metre olan bir kumaş.  Kızılcık Şerbeti dizisinde bir tek bu konuyu hakkıyla vermişler. Şöyle ki, Görkem diye bir karakter var. Dr. Jeykıll & Mr. Hyde gibi gündüz başka, gece canavar değil ama gündüz türbanında, hanım hanımcık takılıyor, gece bara gidip adam kaldırıp, yatağa atıyor, tek gecelik ilişki yaşıyor! Yani türban bir maskedir diyorlar ve gerçekten de öyle. İstisnalar ise kaideyi bozmaz.

7) Eşcinsel erkekler, erkeklere aşık oluyor. O halde erkeklerin de namuslarını korumaları için saçlarını örtmesi neden emredilmemiş? Bu yine mantıksızlık, çelişki. Tanrı da mantıksız, çelişkili kararlar vermez. Bu Tanrı'ya hakaret olur.

Bu konuda Twitter'da ünlü bir hesap var. 

İsmi: Aklın Gözü Twitter

Aklın Gözü arkadaş, dinlerle ilgili öyle bir paylaşım yapmış ki, uzun uzun güldüm:

ZEUS - ARTEMİS - EROS

" Eski çağlarda Zeus baş Tanrı'ydı,  Artemis Tanrıça'ydı, Eros da Aşk Tanrı'sıydı.

 Günümüzde Artemis klozet markası,  

Eros prezervatif, 

Zeus da don markası oldu. 😁😂😂

Yalan mı? Değil. 

Kızılcık Şerbeti dizisinde  laik karakteri temsil eden Kıvılcım, 

"Ben kimsenin kapanmasına karşı değilim"

diyor. Ben karşıyım. Niye kapansın yahu? İşte yukarıda madde madde mantıksızlıklarını, çelişkilerini saydım. Koskoca Tanrı mantıksız, çelişkili, garip emirler emretmeyeceğine göre, zaten tüm dinler de akıl hastalığı, masal, efsane, rivayet olduğuna göre, niye bir genç kız, kendisini kocakarıya benzetsin?

BAŞÖRTÜSÜNE SAYGI -  LAİKLİĞE SAYGI 

Saygı duymamı istenilen şey dört kenarı 1 metre olan bir kumaş parçası. Ben insanlara saygı duyarım (o da saygıyı hak ediyorsa) kumaşa niye saygı duyayım? 

Abuk sabukluğa, akıl hastalığına niye saygı duyayım yahu? Kıvılcım, keşke benim gibi biri olsaydı. Onlar  abuk sabukluğa saygı duydukça, hiçbir genç kız neden hayatının baharında kocakarı gibi giyinmek zorunda olduğunu anlayamayacak. Evet, genç kızların ihtiyar kocakarı gibi giyinmelerine taktım. Yine Kızılcık Şerbeti dizisinden bir örnek veriyorum:


Bu, dizideki Mihri karakterinin başörtülü hali


Bu da Mihri'yi canlandıran oyuncunun (Gizem Yanık)
yaşına göre, normal giyinmiş ve
kocakarıya benzemeyen hali. 

Bakın; binlerce yıl önce Güney Amerika'da yaşasaydınız genç kız iseniz İnkaların, Azteklerin sunaklarda Tanrı'lara kurban edilecektiniz ve ona saygı duymamı isteyecektiniz.

Hela taşının Allah ile konuştuğunu söyleyen birine mesela niye saygı duyayım? Deli miyim? Duymuyorum.

Nihat Hatipoğlu Ramazan sohbetinde "Boynuzlu hayvanlar ahiret günü boynuzlarından ötürü sorguya çekilecek" demişti. (Hiç unutmuyorum, arşivi varsa üşenmeyen bulur, izler) Hayvanı boynuzlu yaratan Allah! Kendisini koruması için boynuzlu yaratmış. Niye sorguya çeksin? Hayvan demez mi "Beni boynuzlu yaratan sensin, neyi mi sorguya çekiyorsun?" Ha şimdi bu geri zekalılığın nesine saygı duyayım?

Sayfamda dinlerin akıl hastalığı olduğunu ispatlayan bir dolu polis kayıtlarına geçmiş, haberlerde yer almış, videoları olan örnek var. Şuradan tıklayabilirsiniz Tüm bunları okuyup saygı duyanınız var mı? Mesela tarikat liderinin çişini içip, bokunu yiyip ölenlere  inanmasam da saygı mı duyacağım? Hiç de duymuyorum. 

Tüm dinlerin ritüelleri vardır, Hristiyan Haç çıkartır, bebeği vaftiz eder, Yahudi kafasına takke takar, hiçbirine saygı duymuyorum. Çünkü deliliğe saygı duyamıyorum. Geri zekalılığa tahammül yok. 

Bloğumda çok yazı yazdım bu konuda. Umarım bir kişiyi ikna edebilmişimdir. İkna olmayanlara tavsiyem bulundukları şehirdeki ruh ve sinir hastalıkları hastanesine giderek "Peygamber" hatta kendisini "Tanrı" (Twitter'da bir psikiyatr doktorun hastasıymış) sananlarla konuşsun.  Boğaziçi mezunu stajyer psikolog bana aynen şöyle demişti:

 " Her gün bir sürü peygamberle konuşuyorum" 😁😁😁

Peygamberlerin dolayısıyla dinlerin nasıl ortaya çıktığını hâlâ da anlamazsa kendisinde bir IQ (zekâ) sorunu vardır.

Ha, yine de gökyüzünde, görünmez ama yüce, sevgi pıtırcığı bir varlığa dua edebilirsiniz bakın buna saygı duyarım; ben de dua ediyorum. Yani tam olarak akıllı sayılmam. Namaz, oruç filan ona da saygı duyabilirim ama gencecik kızların ve çocukların kafasını kumaşla örtüp, kocakarı gibi giyinmesine hiçbir zaman saygı duyamayacağım kusura bakmayın. Saygı duyamayacağım derken sokakta görünce onlara saldırıyorum sanmayın😁😁😁 Manyak değilim; en sevdiğim komşum da türbanlı. Benim deist olduğumu da biliyor. Üzülüyorum; keşke açsa saçlarını,  rüzgarda salsa, oh mis! Kısa kollu da giyse, dizinin azıcık üstünde mini de giyse, ayağında stilettolar, bir gören dönüp bir daha baksa ama işte dinlere inandığı için yapamıyor. 

Bir de sırf bu başörtüsü yüzünden ülkeyi AKP'nin eline düşürdüler? Bugün ülke sığınmacı işgali altındaysa hep bu başörtüsü abuk sabukluğu yüzünden oldu. Mis gibi ülkeydik, ne başını örten vardı, ne bir şey. Yüzyıllar sonra tarih kitapları;

"Türkiye, 60'lı, 70'li yıllarda mis gibi bir ülke iken bir başörtüsü sorunu çıkartıp, ülkeyi mahvettiler, ülke çöktükten yüz yıllar sonra kimse bu abuk sabuk başörtüsü sorununun nasıl başladığını hatırlamadı bile."

diye yazacak ve "Kumaş" yüzünden çöken ülke olarak Guinnes rekorlar kitabına geçeceğiz.



ORUÇ TUTANA SAYGI -  YA TUTMAYANA SAYGI? 

Başörtüsüne saygı konusunda önemli bir tespitim var. Bunu aslında herkes biliyor ama dile getirmiyor. Yaşım icabı 2000'li yılları gayet iyi hatırlıyorum. O yıllarda 

"Üüüüü! Başörtüsüyle bizi üniversiteye almıyorlar, İmam Hatiplileri üniversiteye almıyorlar. İnanmasan da saygı duy."

diyenler, 23 yıl sonra AKP ile gücü ellerine alınca, 

"Sokaklarda kızlar krop (büstiyer gibi bir blüz) giyiyor! Kızlar neredeyse çıplak geziyor! İğreniyorum!"

diye sosyal medyada (Twitter'da bol bol görürsünüz) ciyaklıyorlar. 

FİLENİN SULTANLARI KAFİRDİR

(fotoğrafın altındaki yeşil renkli cümleyi tıklayınca link açılır)

Dünün mağdurları, dünün "Başörtüsü için saygı duy" diyenleri  voleybolcu kızlarımıza camilerde 

Bunlar filenin sultanları değil. Kâfirdir. İzlemek günahtır, ahlaksızdır "

diyorlar. Orospu demeye getiriyorlar! (yukarıdaki yeşil renkli linkte haberi var) Başörtüsüne saygı duy diyen TV kanalları, voleybolcu, basketbolcu kızların kollarını, bacaklarını buzluyor/ mozaikliyor. 

Ramazan gelince üniversite kantinleri kapatılıyor, yemekhaneler kapatılıyor. 

"Ben oruç tutuyorsam, sen de yemek yemeyeceksin!"

oluyor.

Yani:  Siyasal İslamcı, elinde güç yokken, sevgi pıtırcığını ve mağduru oynar;  eline güç geçince mini eteğine, kısa kollu giysine, kropuna (bak aşağıdaki resim, crop, krop), yaz günü şortla gezmene, voleybolcunun koluna, bacağına takar, kendisi oruçluysa, sana yemek yedirtmez kısaca laikliğe saygı duymaz. Oruç tutana saygı beklerken, oruç tutmayana saygı duymaz. Onu da aç bırakmak ister. Kısaca siyasal İslamcıya elini veren, kolunu kaptırır. Örnek: İran, Afganistan. 70'li yıllarda mini etekle gezen İranlı kızlar şimdi başörtüsüz, Afganlı kızlar ise burkasız dışarı çıkamıyor. 


"Türbanıma saygı duy."


"Mihriciğim sen de cropuma saygı duy."



???!!! Krop mu? Ama bu çıplaklık, günah!
Nasıl saygı duyayım?"


Peki bundan ne sonuç çıkartmalısınız?  Sizden saygı beklerken, size saygı duymazlar. (Duyanları tenzih ederim; istisnalar kaideyi bozmaz.)

AZİZ NESİN ve 28 ŞUBAT HAKSIZ MIYDI?

Aziz Nesin'in söylediği  ( İmam Hatiplileri üniversitelere alırsanız yarın, öbür gün hakim, savcı, doktor, rektör olup, laikliğin altını oymaya ve laiklere yaşam hakkı tanımamaya başlarlar) demişti. 

Aziz Nesin haklı çıktı. Nasıl mı?  Uzun saçlı, kulakları küpeli, şortlu delikanlılar, mini etekli, kroplu genç kızlar, sevgi pıtırcığı ve mağduru oynayan türbanlı genç kızlara destek oldular. Sonra ne oldu? O türbanlı genç kızlar üniversitelerde okudu, hakim oldu, savcı oldu, rektör oldu, bakan oldu ve 23 yılın sonunda geldiğimiz nokta 

"Kızlar krop giyiyor! Kadıköy'de herkes şortlu, büstiyerli! Çıplak görmekten iğrendim! Filenin sultanları değil kâfir!"

demeye başladılar. Ramazan'da üniversitelerin yemekhanelerini vaktiyle onlara destek olan küpeli, uzun saçlı, şortlu gençler aç kalsın, yemek yiyemesin diye kapattılar. Kadın haklarıyla ilgili kararlara "Red" oyu verdiler, tarikat tecavüzlerine "Bir kereden bir şey olmaz" dediler. Diyen nasıl biriydi? Krop giyen, şort giyen biri mi? Hayır. Türbanlı bir kadındı. Yani 23 sene öncesinin mağduru, sevgi pıtırcığıydı. 

Aziz Nesin de, 28 Şubat kararları da işte bugünleri görmüştü. O yüzden de gayet haklıydılar. İmam Hatip mezunlarına ülke emanet edilmezdi. Edilirse Tayyip'in yaptığını yaparlardı. Diyeceksiniz ki, İmam Hatip mezunu türbanlı kız doktor olmasın mı? E, zaten dinen onun erkeklerle tokalaşması yasak; erkek hastanın çıplak tenine, orasına burasına nasıl dokunacak? Olmayıversin. Olunca "Ben sadece kadın hastaları muayene ederim" mi diyecek? 😁😁😁 Ya da İmam Hatip mezunu, türbanlı hukuk okuyacak, bakan olacak, milletvekili olacak ve "Bir seferden bir şey olmaz" mı diyecek? İşte o yüzden dincilerin ülke yönetimine girmemesi gerekir. 

TÜM SÖYLEDİKLERİMİ UNUTUN,
TÜRBANLILAR DA ÜNİVERSİTE OKUSUN

Haaa! Ama tüm söylediklerimi unuturum. Ne zaman ki, türbanlılar 

"Ben türbanımla doktor da olurum, hiç tanımadığım, akrabam olmayan erkek hastaya sonda da takarım, poposuna iğne de yaparım; gerekirse hayat öpücüğü de veririm, 23 yılın sonunda bize niye tepkili olduğunuzu Filenin Sultanları,  "Bir kereden bir şey olmaz" cı milletvekilleri, 30 yerden maaş alan türbanlı bakanlar, Gazze, Gazze deyip de İsrail'e  gemi gemi ticaret yapanları gördük, dersimizi aldık. Bundan sonra Ramazan'da hiçbir okulun yemekhanesi kapatılmayacak, sokakta, dolmuşta kimse bir genç kızın şortuna, kropuna (büstiyer), mini eteğine karışmayacak, karışana büyük cezalar verilecek, mağdurken gelip zalim olduk ama bundan sonra ne biz sizi mağdur edelim; ne siz bizi. Artık laik - muhafazakar çatışması bitti. Bitsin! Biz laiklere, oruç tutmayana, mini giyene, Filenin Sultanları'na saygıda kusur etmeyeceğiz, gücü ele geçirince kimseyi zorla kapatmaya çalışmayacağız, siz de bizi rahat rahat üniversitelere alabileceksiniz ve bu dediklerim takiyye değil. İnandığımız kutsal kitap üstüne, namusumuz, şerefimiz üzerine yemin ediyoruz."

derse, ben de tüm söylediklerimi unuturum. Ülkeyi resetleriz. Sil baştan; her şeye baştan başlarız. Bir daha kimse kimsenin türbanla üniversiteye girmesine, kimse de kimsenin mini eteğine, büstiyerle sokakta gezmesine, dekoltesine, oruç tutmamasına, Ramazan'da sigara içmesine karışmaz. Yani, Finlandiya gibi oluruz. Bizim mahallede sorun çıkmaz ama dincilerin böyle değişeceğini pek sanmıyorum.

SON SÖZ

2002 yılından bu yana, ülkemizi muhafazakâr (!) bir parti yönetiyor(!) Ne halde olduğumuzu yaşayarak görüyorsunuz. Bir video vardı Twitter'da bulsam paylaşacaktım türbanlı bir kadın " Bıktım, ülkeyi ateistler yönetsin artık dinciler yönetmesin!" diyordu. Kadının burasına gelmiş. Bulursam eklerim.

Siz, siz olun, laikliğin kıymetini bilin; niye derseniz; laik olmayan ülkelerde yaşayanlar çoluk, çocuk lastik botlara binip, ardına bakmadan laik Avrupa ülkelerine kaçarken dalgaların arasında boğulup köpek balıklarına yem oluyor. 

Kadının "kapanması" daha doğrusu erkek dinciler (120000 tane peygamber olduğunu iddia eden insanın hepsi de erkek! Ruh ve Sinir hastaneleri yatan koğuşu peygamber dolu inanmayan psikoloji öğrencisi olup orada staj yapana, hastanenin başhekimine, uzman psikiyatristlerine, hemşirelerine bizzat hastaların kendisine sorsun; kendisin Allah sanan da varmış) tarafından "Kapatılmasına" ve tüm dinlerin akıl hastalığı olmasına ilişkin çooooooooook uzun ama beyin açıcı yazılarım da alttaki iki linkte. (İkisi de bu blogdaki yazılarım,  dindar hanım ile akıllı robot dizisi de bu blogda mevcut)


KADIN, SAÇ, TÜRBAN

TÜM DİNLER AKIL HASTALIĞIDIR