29 Şubat 2024 Perşembe

EN İYİSİ BLOG

Son İnstagram fiyaskomla sosyal medyada en güvenilir ve en iyi platformun (şu an aklıma Türkçe sözcük gelmedi beyin yorgunluğundan) bloglarımız olduğuna karar verdim.  

Blog daha düzeyli ve İnstagram, Twitter, Facebook'taki gibi abuk sabuk videolar silsilesi resmi geçit yapmıyor. Twitter kullanıyorum ama pat! Memeli kadın (!) aniden önüme çıkıyordu bir ara! Bir değil, iki değil, üç değil herkes güya eleştirmek için Twitter'a yüklemiş, sayfayı kaydırdıkça onlarca memeli kadınla karşılaşıyordum! Gerçekten sinir bozucuydu. Memeli kadın da ne demeyin; başı kapalı (!)  bir zavallıydı, takipçi sayısı çoğaltmak için - hiç yüklemedim; işim olmaz - TikTok'ta video çekmiş, oradan da Twitter'a düşmüştü. Dediğim gibi başı kapalı 😁😂😅 bu kadın, kocasıyla 

"Aman ne yapsak da takipçimiz çoğalsa, belki ünlü oluruz, belki para kazanırız"

diye bildiğiniz "Karanlık taraf" a geçmişlerdi zaar. Yani takipçi, ün, para akıllarına düşünce, ahlâkları bacadan kaçmıştı. 

(Kaynak: İngilizce maalesef)

Neyse epeydir memeli kadından kurtuldum. Bir de AKP'nin 5- 6 yerden maaş, huzur hakkı alan haramzedeleri midir, babaları  uyuşturucu baronu mudur, ballı ihaleler alan müteahhit midir artık hangisiyse yine başları kapalı, simli, pırıl pırıl, uzun, rüküş elbiselerle, dirseklere kadar bilezik, boyunlarda 5 metre altın zincirlerle, ayaklı kuyumcu dükkanı olan, altın varaklı kahve fincanlarındaki kahveyi, altın varaklı, pahalı ama rüküş, oymalı, moymalı, çirkin koltuk takımlarda oturan misafirlere yavaş çekim salınaaaa, salınaaaa😁😂😂 ikram edenlerin videoları oluyordu. Onlar da az iğrenç değildi. 


Yeşil renkli kaynakta, "Selfitis hastaları düşük özgüvenlerini, ilgi çekme takıntısıyla dengelemek istiyorlar" diye yazıyor. 

Uzmanlara göre bu memeli kadın, ayaklı kuyumcu  kadınlar, başlarından aşağı paralar, Dolar'lar fırlatmak, "Ayyy kocacım bana külçe altın almışşşş!" cılar gibi internette sürekli kendi resmini paylaşmak, sürekli kendisinden bahsetmek bir hastalıkmış. Adı da Selfitis imiş. 😁 

Bu hastalıktan muzdarip olanlar 

"Aman beni beğensinler, aman ünlü olayım, ay ne çok takipçim oldu, kız artık ünlü sayılırım"

diyormuş.  Bu konuda iyi bir makale var. Altta yeşil renkli linke tıklarsanız ayrı pencerede açılır.

Selfitis hastalığı, kurtulma yolları
(Kaynak Türkçe)

Altta linkini verdiğim İngilizce makalelerden biri Psychology Today (Psikoloji Bugün)isimli dergiden. Sürekli selfi çekmenin insanın akıl sağlığını olumsuz etkileyeceğini, obsesif kompülsif davranış olduğunu, borderline, akut ve kronik hallerinin olduğunu yazmışlar. Daha pek çok şey yazmışlar da tercümeye üşendim. 

Çok şükür bu hastalıktan muzdarip değilim, 40 yılda bir resmimi paylaşırım, onu da silmişim, blog arkadaşlarımızla buluşmamızdı ki, resimleri de ben çekmemiştim zaten arkadaşlarım çekmişti. (Arada sırada resmini paylaşanları tenzih ederim) ama ishalinizi, reglinizi, nasıl ağda yaptığınızı da paylaşmayın yaaa ama bir kulaktan girip, ötekinden çıkıyor, tutmuş yazmış yine ağdayı şöyle ısıttım,  mermer tezgaha döktüm,  ay olmadı, şöyle oldu, böyle oldu, ay anacım ben bunlarla na yapacağım? Seviyorum yine de e, arkadaşım yani sevilmez mi? Selfitis ne iyileşmesi zor hastalıkmış. 

 Uzmanlar yazmış ya, bunlar övülmek ihtiyacı, onaylanmak ihtiyacı, kendini ÜSTÜN hissetme ihtiyacı duyarlar, kendilerini aşırı beğenirler (Bak: Narsizm belirtileri, onlar da kendilerinin çok önemli olduğuna inanırlar, o yüzden Kardashian vs. günlük hayatlarını 7/24 canlı olarak yayınlarlar, çok önemliler ya...) işte beni ilgilendiren bu  Selfitis hastalarının takipçileri artınca, Tayyip gibi narsizme yakalanıp, arkadaşlarına tepeden bakmaya başlamaları. 

Mesela bir sene önce olsa esprime  (bilenler bilir yazılarım esprilidir, hikayelerim Karpuz Apartmanı dahil komedidir, yani espriyi, şaka yapmayı, arkadaşlarıma takılmayı severim, arkadaşım değilse zaten takılam) kahkaha atacak  arkadaş, trip yapmış, takibe tenezzül etmemiş, bir havalar, bir havalar, hani arkadaştık yahu? :) Naçizane tavsiyem; bu dünya sizin çevrenizde dönmüyor, havalara girmeyin; iki tıklama için  arkadaşlarınızı harcamayın. Gerçi bloğun sapığını şikayet yazımda özellikle kadın blog arkadaşlarımdan çoğu sus pus oldu; harcadı beni; yorum sırasıyla Tatar Ramazan arkadaş, Nazlıcığım, Recep abim, Kitap Keşfi arkadaşım, Arzucuğum ve Deeptone arkadaşımdan destek geldi sadece. 

 Neyse konuyu dağıtmayayım, selfitis hastalığından ve sosyal medyadan söz ediyordum. İnsanlar ünlü olmak için ne yapacaklarını şaşırmışlar, kimi memesini açıyor, kimi botokslu dudaklarını büze büze 

"Çünkü çaldılaaaaoorr!"  diyor (AKP'li haramzede vardı lüks aracında öyle yapardı)

kimi görücü gelince damat adayının kahvesine yarım kilo kırmızı biber boca ederken video çekiyor, Mazallah sırf ünlü olacağım, takipçi sayım artacak derken uçurum kıyısında selfi çekerken ölenler var! Yapmayın, tıklayanlara bu kadar önem vermeyin. Onlar gerçek arkadaşlarınızın yerini tutmaz, ailenizin yerini de tutmaz.

Sonuç: En iyisi yine bloglarımız.  60'lı yıllarda, 70, 80 hatta 90'larda internet, cep telefonu ve sosyal medya yokken daha mutluymuşuz. Kitap okurduk, dergi okurduk, sinemaya giderdik, sohbet ederdik. Hele AKP yokken çok çok mutluyduk. AKP özellikle Tayyip'in 15 Temmuz kumpasından sonra insanlar sosyal medyada akrabalarıyla bile küstüler.

ÖNEMLİ NOT: Gezi bloğu olan, yemek bloğu olan, seyahat bloğu olan, normal normal fotoğraf paylaşan, ne bileyim arkadaşlarıyla toplanan, yaş günü kutlayan, kızıyla, bebeğiyle, annesiyle, sevdiği bir komşusuyla, kedisiyle selfi çeken,  kedisini, çiçeğini, kitabını, ev tamiratını, el işini, hobisini, kitabını, izlediği filmi, diktiği elbiseyi, güzel bir müziği, yemek tarifini, yaptığı yemeği vs. paylaşan arkadaşlarımı tenzih ederim. 

Kaynaklar: 

Paylaşmadan Duramama Hastalığı

Selfitis Hastalığı

Selfitis: Is this new normal or a disorder?

BBC - Selfi Hastalığı (Türkçe kaynak)


12 yorum:

  1. Fotoğraf paylaşma durumu artık normalleşti, fotoğraf paylaşmayanlara dinozor muamelesi yapılır oldu :) Neyse ki dediğiniz gibi bloglarımız var, buralarda emek verip yazan çizenler ve emek verip okuyanlar; biz bize adeta kendi evrenimizde gözlerden de uzakken gayet mutluyuz. :) Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fotoğraf ben de paylaşıyorum, Tayyip'in yaptıklarını ispatlamak için vs. ama bu farklı bir durum. Ben demiyorum, psikologlar diyor:) Sevgiler.

      Sil
  2. Merhabalar.
    Yazınızı okudum. "EN İYİSİ BLOG" saptamanıza yürekten katılıyorum. Gerçekten Blogger platformunun dışında Twitter, Facebook, Instagram vs. platformlarının tamamı bana göre de Blogger'in yerini tutamaz. Geçenlerde ağabeyimi ziyaret ettim ve bilgisayarında üyesi olduğu Facebook'una yapışan munzur görüntüleri gördüm. Aman Allah'ım, iyi ki bu platformlarla ilgili ne hesabım ne de faaliyetim var.
    Benim o taraklarda bezim olmadığı için, o platformlar bana göre değil. Bana Blogger yetiyor da artıyor bile...

    Self hastalığına gelince, bu konudaki fikir ve düşüncelerinize de aynen katılıyorum. Yazınızdaki sonuç bağlamınıza da aynen iştirak ediyorum ve kaleminize, yüreğinize sağlık ve mutluluklar diliyorum.
    Selam ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Abi,
      Evet gerçekten en iyisi bloglarımız. Telefon kullanma şartı yok, (İnstagram sadece telefonla resim gönderiliyordu şimdi değişmiş gerçi) Evet maalesef öyle sayfayı kaydırdıkça karşınıza istemediğimiz, sinirimizi bozan görüntüler geliyor.
      Çok teşekkürler güzel temennilerinize abim.
      Bil mukabele, selamlar, saygılar.

      Sil
  3. Bu konuda yazılmış iki yazıyı da okudum. Yazıları okurken yorumları da okurum genellikle. Yazmakla yazmamak arasında gidip geldim. Aslında yazılacak, söylenecek öyle çok şey var ki...
    Ben de bir İnstagram mağduruyum. Kazazede demek daha mı doğru olur bilemiyorum. Hayatım boyunca haksızlığa karşı çıktım ancak haklı olup da kanıtlayamamak insanın içini acıtıyor.
    Bir alandaki denetimsizlik bana hep Psikolojideki Kırık Camlar Hikâyesini hatırlatır. Denetimin çok zayıfladığı hatta bilinmediği alanlarda her tür denetimsiz, yasal olmayan işler çoğalacaktır elbette.
    Çok uzun bir hikâye. Ünlü edebiyat eseri "Gulliver Devler Ülkesinde'ki
    cüceler gibiyiz.
    Hiç üzülmemek lâzım. Ayrılmak, kurtulmak olmuş bence. Ama oralarda da çok değerli insanlar, güzel sayfalar var. Ancak bir avuç güzellik için tüm olumsuzluklara katlanmaya değer mi...?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa! Öyle mi? Hay Allah. Siz de mi hesabınızı geri alamıyorsunuz yoksa hacklendi mi? (ikisi de kötü) Ben Facebook hesabımı geri alamadım (çift koruma diye bir şey yüzünden güya hesabımı iyi koruyayım derken tam tersi oldu) Evet ben mesela Filiz Akın ya da Virgin River dizisinin oyuncularına bakıyordum. Yok, yok değmez inanın.

      Sil
  4. artık hayat bu bol görsel ve çok kısa okumalar izlemeler, uzun videolar bile izlenmiyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayat böyleyse, turp sıkayım böyle hayata. :)

      Sil
  5. Çok yaşa blog dünyası!! :))
    Selfi ile aram hiç iyi değil. Bir keresinde dağlardayken özendim, ben de çekeyim dedim. Fotoğrafa baktım, burnumu çekmişim. Güneş karşıdan bakıyor ya, gözlerimi de kapatmışım. Yok, boşver Nazlı, en iyisi bildiğini yap, dedim kendi kendime. :))
    Müthiş keyifli yazınızı kâh gülümseyerek kâh kaşlarım çatık okudum. Her bir cümleye de katılıyorum. İyi ki varsınız. ❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))Çok yaşasın hakikaten. Ben senin resimlerine bayılıyorum. Gezmiş görmüş gibi oluyorum, sen, kendini ön planda tutmuyor, gezdiğin, gördüğün yerleri çekiyorsun. Bu arada normal selfi çekenlere bir şey demiyorum ama cılkını çıkarttılar:) 7/24 de Kim Kardashian gibi ne yaptığını, ettiğini canlı yayınlamak ne?:)
      Çok teşekkürler Nazlıcım, sen de iyi ki varsın. ♥

      Sil
  6. Gerçekten en iyisi bloglarımız. Yazı linki paylaşıp kaçıyorum ben de sosyal medyadan.

    YanıtlaSil