21 Ocak 2026 Çarşamba

YEŞİM (ROMAN) 38. Bölüm


Yeşim, derse gireceği için, yavru kediyi alıp bir koşu dershane önünde bekleyen şoförün yanına gitti, heyecanlı heyecanlı kediciği Serdar'a vermesini, onun ne yapacağını bileceğini söyledi. Yaşlı, babacan adam


"Hanım kızım, bak o manyak Zerrin'i yakalamadılar, bana çok tembih ettiler dershanenin önünden ayrılma diye"


dediyse de, Yeşim


"Biliyorum Hayrettin amca ama zaten dersteyim; o manyak okulun içinde bana bir zarar veremez; sonra tekrar ders var. O zamana kadar da nasılsa kediyi bırakıp gelirsin"


diye çok ısrar edince, adamcağız da yavruyu alıp gidip tekrar okula geldi. Evdekiler de yeni misafirin karnını doyurup, ona yer yaptılar. Yeşim teneffüsde Büşra sandığı Zerrin ile bol bol sohbet etti. Yavaş yavaş ortak kedi sevgisiyle arkadaş oldular. Bazen Zerrin, kıza, bazen de Yeşim, ona çay bile ısmarlıyordu. Annesi, dul eşinden bağlanan aylıkla kızını asla harçlıksız okula göndermiyordu. Keremlerin evinde fatura ödeme, yemek masrafı filan da olmayınca, bol bol para biriktirmeye bile başlamıştı.


Yeşim, Serdar'ı ne kadar çok sevdiğini, onunla aslında ta ilkokulda arkadaş olduklarını, buz gibi göle nasıl attığını ve yakında nişanlanacaklarını saf saf Zerrin'e anlattı. Tabii, Yeşim'in bu anlattıklarının kızın canını ne kadar çok yaktığından ve intikam hissini tetiklediğinden haberi yoktu. Zerrin'e dönerek sordu:

Şey, senin de var mı erkek arkadaşın Büşracığım?"

"Yok valla. Ben senin kadar güzel değilim, gözlerin çok güzel, lens değil değil mi?"

"Sağ ol, yok lens değil, anneme çekmişim onun gözleri de yeşil ama sen de çok güzelsin. Kendine haksızlık etme."

"Teşekkür ederim." diyen Zerrin, elinde bıçak, o yeşil gözleri oyduğunu, kızın acıyla çığlıklar attığını hayal ediyordu.

Günler geçti. Nihayet nişana bir hafta kala, davetiyeler basıldı. Yeşim, dershanede Zerrin'i görünce, kalpli, çiçekli, iki yüzük resmi olan şık davetiyenin olduğu kurdelalı zarfı kıza uzattı.

"Nişan davetiyem Büşracığım. Gelirsen çok sevinirim. Aydan Hanım'ların evinin bahçesinde yapılacak. Hem Miniş'i de görürsün. Çok tatlı, pofuduk oldu. Bizim sarmanla da iyi anlaşıyor."

"Aaa! Çok teşekkür ediyorum Yeşimciğim. Tabii ki, mutlaka gelirim."

"Dur sana adres ve konum atayım."

"Tamam canım."

***


Günler geçti; Yeşim ile Serdar'ın nişanına bir gün kalmış ama Fatma, kızının öz babası Metin'e davetiye göndermemişti.

"O kim oluyor ki? Kızımın bir tane babası var o da rahmetli eşimdi." diyordu. Yeşim de aynı fikirdeydi. Ancak Serdar'ın babası Kerem,

"Fatma bacım, haksızsın demiyorum, haklısın ama Metin, kalp piliyle yaşıyor. Kızının mürüvvetini görsün bence. Bir şey olursa, pişman olup, üzülmeyin diye söylüyorum yine de sen bilirsin."

deyince Fatma;

"Metin'in kalbine pil mi takılı Kerem Abi?"

diye sordu. Adamın bizzat ricasıyla, rahmetli eşinin eski patronuna artık "Abi" diyordu. E, sonuçta dünür olmuşlardı. Hanım, bey gibi resmi sıfatlar çok soğuk kaçıyordu.

"Evet, iki yıldır pille yaşadığını biliyorum."

Böyle olunca Yeşim de, Fatma da inat etmediler ve Kerem, bizzat giderek davetiyeyi kızın biyolojik de olsa öz babasına ulaştırdı. Kendisini davet etmeyeceklerini düşünen adamcağız, zarfı görünce o kadar sevindi ki, bir an tüm yaşananları unuttu.

"Keşke yıllar önce korkak davranmayıp, Fatma'ya ve karnındaki bebeğe sahip çıksaydım. Şimdi ne oğlum ölecek, ne de öz kızım aranan bir suçlu olacaktı. Hepsi benim kabahatim...."

diyen adam bin pişmandı ama son pişmanlık fayda etmiyordu. Eşine söylemedi. Partiye tek başına gidecekti.



Nihayet nişan günü geldi.

Aydan Hanım'ın terzisi, Yeşim için su yeşili, şifon bir nişan elbisesi tasarlamıştı. Aynı renk topuklu ayakkabıları da şıklığını tamamlıyordu. Eve gelen kuaför, kızın siyah saçlarını zarif bir topuz yaptı.

Zerrin hâlâ yakalanamadığından, güvenlik her önlemi almıştı. Davetiyesi olmayanlar bahçe kapısından içeri alınmıyordu. Serdar, hayatını kurtaran Feridun'a davetiyeyi eliyle vermişti. Nişan saati yaklaştıkça gıcır gıcır Mercedes'ler, cipler, avluya sıra sıra dizilirken, özel dedektifimizin orası burası yamalı arabasını gören diğer davetliler bıyık altından güldüler; ancak Feridun, IQ'sü yüksek biri olarak en doğrusunu yapıyordu. Her an bir suçluyu takip ederken arabayı çarpabilir, mahsus onlara toslayabilir ya da kötü adamlar kendisini sıkıştırabilirdi. İkide bir arabasını tamire verecek hali yoktu. Ama her zamanki salaş, fitilli kadife pantolon yerine siyah takım giymiş, şık bir kravat takmıştı, piposu elindeydi, malikâneye girene kadar biraz daha tüttürecekti. Adamı görenler dedektif değil; ressam veya mimar sanıyordu.

O sırada Yeşim'in cep telefonu çaldı, ekrana baktı. Tanımadığı bir numaraydı. Şüpheyle açtı.

"Alo?"

"Yeşimciğim, benim Büşra. Canım yaa, sorma telefonumu kaybettim. Telefonu kaybedince sizin evin konumunu, adresini de unuttum. Aklımda kaldığıyla bir otobüse bindim ama yanlış yerde inmişim. Şu anda bilmediğim, tek tük evlerin olduğu, dağ başı gibi bir yerdeyim, burada küçük bir market var oradan arıyorum ....sizin ev nerede acaba? Yürüye yürüye bulabilir miyim? Taksi filan pek geçmiyormuş da buralardan..."

"A! Hay Allah! Sen konum at canım. Ben buraları bilmiyorum ama Serdar'la gelir seni alırız. Hangi market? "

"Kardeşler Market. Ay! Sağ ol canım. Marketin önünde bekliyorum."

"Tamam canım, hemen geliyoruz. Öptüm."

Yeşim'den istediği yanıtı alan Zerrin'in yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi. 

38. BÖLÜMÜN SONU

Not: 40. Bölüm FİNAL bölümü olacak arkadaşlar. Dolayısıyla, hikayenin sonuna sadece iki bölüm kaldı. Bu iki bölümü fazla ara vermeden peş peşe yayınlayacağım. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder