5 Ocak 2026 Pazartesi

DÜNKÜ PAYLAŞIMIMI KALDIRDIM

Arkadaşlar kusura bakmayın, yorumlarınız gitti. Benim için her yorum çok değerlidir ancak şu sebepten kaldırdım:

Belki milyonda bir ihtimal de olsa dün anlattığım gerçekten bir çaresizlik durumu olabilir ama hâlâ da %100 ispatı yok çünkü her şeyi klonluyor, sesleri, görüntülerin sahtesini yapıyorlarsa, (yüz yüze gelmeden emin olamayacağım.) Gerçekse söz konusu olayı isim - soyadı belirtmemiştim ama bir de gerçekse, "Beni anlatmış" demesin diye yine de kaldırayım dedim. Gerçi bloğumu bilmiyordur ama ne olur; ne olmaz. İnternette hiçbir şey gizli kalmıyor. Bir şekilde görür, isim- soyadı olmasa da "Bu ben olabilirim" der, üzülür. Hiç üzmek istemediğim; çok sevdiğimdi çünkü.

Var ya inanın dün sabaha kadar bu olay yüzünden uyuyamadım. İçim hiç rahat etmedi. Ya sahte değilse, ya doğruysa diye. Copilot'a tekrar tekrar çeşitli olasılıkları, şüpheleri sorup ondan cevaplar aldım. "Deep fake voice", "Caller ID spoofing" gibi hiç bilmediğim sahtecilikler anlattı. Cep telefonumun şifresini değiştirmemi ve Whatsapp'ı iki aşamalı doğrulama koymamı hatta cep telefonumu parmak iziyle açmayı tavsiye etti. Onları yaptım ama parmak izi olayını beceremedim. Belki telefonumun numarasını değiştiririm. En iyisi bu olacak sanırım. Hatta keşke siber güvenlik uzmanı bir tanıdığım olsa sorsam; en iyi onlar bilir. Yani mesela telefonumuz nasıl klonlanıyor?  Yorumlarınız gittiği için tekrar kusura bakmayın.

Yani yine de dün yazdığım üzere cep telefonuyla veya e- maille, blog yorumuyla sizden kediler için vs. veya başka şey için para istersem sakın inanmayın. Ben değilimdir. 


Not: Caller ID spoofing: 
Arayan kişi, kendi telefon numarasını gizleyerek, karşı tarafın ekranında başka bir numara gösterir !  Mesela telefonunuz çalar ekranda "filan banka" veya  "falan kişi" ya da "filan kargo" yazar ama aslında o GERÇEKTEN O BANKA veya GERÇEKTEN O KİŞİ DEĞİLDİR! 

Arayan kişi (yani dolandırıcı) sizin gördüğünüz numarayı İSTEDİĞİ ŞEKİLDE DEĞİŞTİR!  Yani siz  annenizle görüştüğünüzü sanırken, aslında dolandırıcı ile görüşüyor olabilirsiniz. Bu durumda yapmanız gereken tek şey yakındaysa bizzat annenizin evine gidip "Anne beni sen arayıp para istedin mi?" diye sormakmış. 

Ayrıca bu dolandırıcılar annenizin veya herkesin SESİNİ, GÖRÜNTÜSÜNÜ ele geçirip, taklit edebiliyorlarmış! 








31 Aralık 2025 Çarşamba

TÜM BLOG ARKADAŞLARIMA MUTLU YILLAR DİLERİM

 




Korkmayın, bana bir "Mutlu yıllar arkadaşım" demekle Katolik olmazsınız, Hristiyan olmazsınız. 😂😂😂

Ben, kutlamıyorum Yılbaşını; çünkü 31 Aralık 2007 günü, Ankara'da İbn-i Sina Hastanesi'nde yoğun bakımda yatan annemin yanında geçirmiştim yılbaşı gecesini. Sadece ben değil,  "reanimasyon" bölümünde, komadaki eşini bekleyen eczacı hasta yakını Gülsün Hanım'la hastane arkadaşı olmuştuk. O gece o da benimle birlikte eşinin yeni yılını hastanede kutladı. (Fikir benden çıkmıştı) O eşinin yanına, ben de maskemi, eldivenimi takıp annemin yanına girdim. Uyumuyordu, o gece yeni yıl olduğunu, yeni yılda iyileşeceğini, evimize, Prenses'imizin (kedimiz)yanına gideceğimizi söyledim, başını sallıyordu, çok mutlu gülümsüyordu ama olmadı. Birkaç gün sonra kaybettik. Galiba 7 Ocak'ta. İşte o günden sonra Yılbaşı kutlamıyorum. Gülsün'ü çok merak ettim. Birbirimize telefon vermemiştik. Yıllar sonra sordum, ettim ama bulamadım. İnşallah eşi iyileşmiştir. Çok gençti ikisi de.

Şimdi niye kutluyorsun derseniz, blog arkadaşlarımı kutluyorum, kendimi değil. Yobazlara inat, şöyle şampanyalı video seçtim. ABBA'nın şarkısı ve sevimli kedicik de bonus.😂🎄İçen içsin, yılbaşı ağacı süsleyen süslesin, dans eden etsin; kimsenin eğlencesine, içkisine limon sıkmam. Senede bir gün eğlensin, mutlu olsun insanlar. İnsanların eğlenmesi, mutlu olması sizi rahatsız etmesin. Ediyorsa, kusura bakmayın ama siz kötü birisinizdir. Muhtemelen herhangi bir akrabanızın sizden daha yüksek maaşlı işini veya daha güzel olan arabasını da kıskanıyorsunuzdur. Gelin vazgeçin bu kötü huylardan 2026'da. Kimseyi kıskanmayın, kimsenin maaşında, işinde, arabasında gözünüz olmasın, kimsenin mutlu olmasına da karışmayın. Bakın kendiniz de daha mutlu, huzurlu olacaksınız. 

Bu arada Twitter'da biri demiş ki, "Nuh'un aşuresini yiyorsunuz, İbrahim'in kurbanını kesiyorsunuz da, İsa'nın Noel'inden ne istiyorsunuz? İsa üvey peygamber mi?" 😂😂😂😂😂😂

2026' da dünyaya barış gelsin, Rusya - Ukrayna savaşı sona ersin. Tüm arkadaşlarıma önce sağlık sonra huzur, mutluluk ve en önemlisi Tayyip'siz, AKPMHP'siz bir yeni yıl diliyorum. ❤️❤️❤️🎄🎄🎄🙏🙏🙏




25 Aralık 2025 Perşembe

YEŞİM (ROMAN) 36. Bölüm

Şimdi dedektifin yapması gereken bir şey daha vardı ve bu çok zordu. Kötü haberi Zerrin'in babasına verirken içi acıdı.

"Metin Bey, maalesef bahçıvanınızı da kızınız öldürmüş. Çetin'in adamları her şeyi itiraf ettiler."


"Ne? Emektar bahçıvanımızı kızım mı öldürmüş? Aman Allah'ım! Ölseydim de bunları duymasaydım. O zavallı kadıncağızın yüzüne nasıl bakacağız?"

"Öyle düşünmeyin Metin Bey, sizin bir suçunuz yok, herkes kendi hatalarından, kendi günahlarından sorumludur bu dünyada."

diyerek teselli etmeye çalışsa da, adam bir baba olarak yıkılmıştı.

BİR AY SONRA

Aradan bir ay geçti. Yaz bitti. Polis de, Feridun da artık Zerrin'den Yeşim'e bir tehlike geleceğini düşünmüyorlardı. Ancak kız hâlâ yakalanmamıştı da. Serdar'ın babası genç kıza dönerek şöyle dedi:

"Kızım, polis ne derse desin içim rahat değil, bu manyak kız hapse girene kadar seni bırakmayız. Babana da söz verdim. Bu arada eşimle düşündük, böyle boş oturma. Resim öğretmeni olmak istiyormuşsun. Seni burada iyi bir dershaneye yazdıralım. Şoför seni arabayla götürür, arabayla getirir. ÖSS sınavına hazırlan. Artık bu yaz kaçtı ama gelecek yaza hazır olursun."

Yeşim de, annesi de çok sevinmişlerdi. Ne diyeceklerini, nasıl teşekkür edeceklerini bilemediler. Serdar'ın dedesi Sadullah Emin de kızı, torunu gibi seviyor ve ona "Cesur kızım" diyordu.

"Evet ya, hemen yazıl dershaneye cesur kızım. Yaptığın resimleri görüyorum çok güzel. Çok yeteneklisin. İyi bir resim öğretmeni olacaksın. Vakit kaybetme. Ne derler? Erken kalkan yol alır."

Böylece Yeşim yeniden dershaneye yazıldı. Evde de bol bol ödev yapıyor, test çözüyordu. Aileyi ve annesini mahcup etmemeye kararlıydı. O yüzden tüm arkadaşlarından iki misli çok çalışıyordu. Zerrin ise saklandığı evde hâlâ öğrenci numarası yapıyor. Kitaplarla evden çıkıyor, sokaklarda dolaşıyor, sinemaya gidiyor, yemek yiyor sonra yine elinde kitaplar okuldan gelmiş gibi eve geliyordu. Kardeşinin mezarını ziyaret etmek istiyor ama polis tuzak kurar korkusuyla gidemiyordu.

Yeşim'le annesi, akşamları Emin ailesi ile birlikte sofrada çok güzel vakit geçiriyorlardı. O kadar birbirlerine alışmış, o kadar kaynaşmışlardı ki, akraba gibi olmuşlardı. Bu arada çok hoş bir şey oldu. Sarman hamileydi. Herkes şişmanladı sanıyordu. İlk Fatma anladı:

" Kız, Yeşimmmm! Bu Sarman hamile!"

"Ne? Aa! Sahi mi anne?"


Bahçede birçok kedi vardı. Dolayısıyla garip bir durum değildi. Doğum yaklaştıkça Yeşim'in yaptıkları ve annesinin sözleri herkesi gülmekten yerlere yatırıyordu.

"Kız Yeşim! Loğusa yatağı neyim de yap bari. Tövbe tövbeeee. Aydan hanımcığım şu Yeşim'e bişi söyleyin, sizi dinler, dershaneye gecikecek, varsa yoksa Sarman ve doğacak olan bebeleri!"

"Ahahahaha! İlahiiii Fatmacığım ay çok yaşayın ikiniz de e mi?"

Sadullah dede de az muzip değildi

"Doğum olsun loğusa şerbeti de isterim ben cesur kızım."

diye tutturdu.


Sonunda Sarman, tam üç yavru dünyaya getirdi. Üçü de anneleri gibi sapsarıydı. Yeşim, isimleri Aydan teyzesinin, Kerem amcasının ve Sadullah dedesinin koymasına karar verdi. Onlar da "Portakal", "Limon" ve "Minnoş" koydular. Anne olan Sarman, bebeklerini ihtimamla koruyor, bir saniye yanından ayırmıyordu. Yeşim de bol bol resimlerini çekiyordu.

Her şey çok güzeldi. Ama en hoşu, Serdar ile Yeşim arasındaki yakınlaşmaydı. İlk günler birbirleriyle didişen, iğneleyen, zıt giden iki genç, zamanla kaynaştılar ve birbirleri olmadan yapamamaya başladılar. Sanki birbirleri için yaratılmışlardı. Yeşim bazen cadılığı tutup delikanlıyı kızdırsa da, bunu genellikle onu başka kızlardan kıskandığı için yapıyordu. Halbuki, Serdar'ın gözü Yeşim'den başka kızı görmüyordu. Ondaki naiflik, masumiyet, sevimlilik sosyetik çevresindeki kızlarda yoktu. Hele zümrüt gözlerine bakmaya doyamıyordu. Aydan ve Kerem de çok mutluydu. Binnur'a olan tatsız düğün olayından sonra oğullarının yüzünü Yeşim güldürmüştü. Kız herkese iyi geliyordu. Evin neşesi olmuştu.

Her şey çok güzeldi ama acaba böyle güzel kalmaya devam edecek miydi?

Sarman'ın yavruları büyürken ve bir aşk filizlenirken, iki genç nihayet utangaçlıklarını atarak birbirlerine açıldılar ve durumu ev halkından gizlemek istemeyip birbirlerini sevdiklerini kendi ebeveynlerine de söylediler. Serdar, bu konuda pek sıkıntı çekmezken, Yeşim'i görecektiniz; aman nasıl utana sıkıla itiraf etti. Yanakları pespembe kızardı. Fatma, 19 yaşındaki kızının büyüdüğünün farkındaydı ve onu anlayışla karşıladı ama

"Ah, be kızım, bizim durumumuz malum, ya seni oğullarına lâyık görmezlerse, hadi gördüler ya konu komşu ne der diye düşünürlerse? Buraya taşınmakla kötü mü ettik acaba? Ateşle barut yan yana durmaz. Yakışıklı çocuk, sen güzel genç kızsın. Ben zaten hissediyordum bir şeyler. Ya şimdi ters tepki verirlerse, valla utancımdan kahrolurum. Onların iyiliklerine, misafirperverliklerine ihanet etmiş gibi hissederim. Valla hemen tası, tarağı neyim toplar Soma'ya döneriz. Bak sen de öyle ağlayıp, zırlama sakın. Davul bile dengi dengine demişler kızım. "

diye evhamlanınca, Yeşim'in nehir gözleri taşacak gibi dolu dolu oldu. Ancak, sonrasında Aydan hanım, aşağıdaki konuşmayla Fatma'nın içini rahatlattı.


"Aşk olsun Fatmacığım, onlar eski Yeşilçam filmlerinde kaldı, konu komşudan bize ne? Aşka saygı duymuyorlarsa kendileri bilir. Hem daha önce sosyeteden kız alıyorduk da ne oldu? Serdar'ın gitarını parçalanmış gördüğümde

"Eyvah biricik evladım elden gidiyor!"

diye o kadar üzüldüm ki, hani bunalıma girer, intihar filan eder diye. Aklıma çok zengin bir ailenin oğlu gelmişti. Çocuk aşk yüzünden depresyona girdi, bir duyduk ki, uyuşturucuya başlamış. Öyleleri zaten zengin tiplerin etrafında dolaşır, bir fırsat kollarlarmış. Polis, çocuğun annesine öyle söylemiş. Kaç kez hastaneye yatırdılar, kaçtı, sonunda - Aydan hanım kulağını çekip, tahtaya vurdu- bir gün aşırı dozdan gitti. Yıkıldı ailesi, ne para, ne pul, geri getirebilir mi? Şükür Serdar öyle tuzaklara düşmedi. Gitti o sevdiği göl kıyısına, gitarıyla, derdini sulara döktü yavrum. Yani Fatmacığım, Yeşim'i sevdik biz, hem güzel, hem karakterli bir kız, çok hanım kız; tüm ülke hayran oldu ona. Çocuklar sevmişler birbirlerini. Ne kadar güzel. Hem ben kadere inanırım. İyi ki, karşılaştırdı kader bu iki güzel çocuğu. Birbirlerine ne kadar yakışıyorlar. "

Ve böylece iki ailenin büyükleri

"O zaman bize yakışan bu işin adını koymak olur çocuklar."

diyerek olaya el attılar ve

"Madem birbirinizi seviyorsunuz, şimdilik aile arasında bir nişan yapalım, okulun bitince de evlenirsiniz." dediler. 

36. Bölümün sonu

21 Aralık 2025 Pazar

YENİ TAKİPÇİLERİME DUYURU

Sevgili takipçilerim, beni takip eden blogları geri takip etmeye çalışıyorum ama bloglarınıza tıklayınca, bloğunuz yani sayfanız değil; takip ettiğiniz blogların listesi açılıyor. 

Eskiden yani çok eskiden böyle değildi. Takipçilerimin profiline tıklayınca, o takipçinin bloğu  yani ana sayfası açılırdı, paylaşımları görülürdü ve "takip et" seçeneğine tıklayarak, biz de bizi takip eden bloğu kolayca geri takibe alırdık.

O yüzden ya bir yorum bırakın, (yorum bırakınca, galiba bloglarınızın ana sayfası açılıyor ) ya da kendi kendinizi takibe alın, takip listenizden sizi o şekilde takibe alayım. 

Sizi takip etmediğimi sanmayın. Bu nezaketsizlik olur ama işte ulaşamıyorum blogger'ın bu tuhaflığı yüzünden. Ulaşamayınca geri takibe de alamıyorum. :(  Çok uzun süredir bu böyle, bugün bu duyuruyu yapayım dedim.

MÜSLÜMAN YILBAŞI KUTLAMAZ



Her yılbaşı aynı şey: Müslüman Yılbaşı kutlamaz. 
 
Ya, sen kutlamazsan, kutlama. Kutlayana niye karışıyorsun? Ay! Sanki silah zoruyla evini basıp, yılbaşı ağacı süsletiyoruz. 

Eskiden yoktu böyle keyfimize turp sıkanlar. Kimse, kimsenin kuruyemişine, yılbaşısına karışmazdı. Televizyonda yılbaşı ağaçları süslenir, kadehler kaldırılır, Zeki Müren, Emel Sayın şarkılar söyler, insanlar dans eder, dansöz çıkardı. Ne ahlak bozuldu, ne din elden gitti. Ne olduysa AKP geldikten sonra bozuldu. 


Bu nedir arkadaş? Her sene yaşadığımız. Hristiyan da Ramazan kutlamaz ama kutlayana karışmaz.

Belki benim hoşuma gidiyor ışıl ışıl çam süslemek? 365 günde bir gün kuruyemiş yiyip, (bu pahalılıkta kuruyemiş nasıl alacaksak artık?) içki veya meşrubat içip, tatlılar yemek, yeni bir yıla umutlarla, dileklerle, dualarla girmek? Ya, başkasının eğlencesine niye maydanoz oluyorsun? Hani bu İslam dini hoşgörü diniydi? Kaldı ki İsa'nın doğum gününü kutlasam kime ne? Bu İsa da koskoca peygamber değil mi? Tutup her gün 124. 000 peygamberin sırayla doğum gününü kutlarım size ne?

Bu arada, Müslüman yılbaşı kutlamaz ama yılbaşı kutlanan, Noel kutlanan, sokaklarda su gibi içki içilen, eşcinsellerin evlenebildiği, domuz etinin haram olmadığı, laik, Hristiyan ülkelere koşa koşa kaçar.


G...tün yiyorsa sayısal loto vs. dahil şans oyunlarını yasaklat da göreyim.

Ben başka, özel nedenlerden ötürü 2007'den bu yana Yılbaşı kutlamıyorum. Yeni yıl yemeği yapmıyorum. Evde ne varsa o. Makarnaysa makarna, Bir şey yoksa, çay - kahvaltı ama sizler bunlara inat süsleyin çamları ışıl ışıl. Benim yerime de bir güzel Yılbaşı kutlayın. Tombala da oynayın. Bir gece olsun stressiz keyifli bir gün geçirin anacım. Anlaştık? 😂

Sahi, hepinize, tüm blog arkadaşlarıma şimdiden AKP'siz, MHP'siz, DEM partisiz bir yeni yıl diliyorum. Hepsi sandığa gömülsünler inşallah. 

2026' da tüm güzel dualarınız kabul olunsun, tüm güzel dilekleriniz olsun, sağlık isteyen sağlığa kavuşsun, iş isteyenin iyi bir işi olsun, atama bekleyen atansın, ev isteyenin evi olsun. Tüm kötülükler, olumsuzluklar, bu pahalılık, bu kuraklık ve bu hükümet, bu sevmediğimiz siyasetçiler 2025'te kalsın. Bir daha gelmesinler. Deist, deist Amin diyorum. 😊🙏😊🌸🐱


12 Aralık 2025 Cuma

YEŞİM (ROMAN) 35. Bölüm

Zeki, allak, bullak oldu.  Feridun, otopsi konusunda arkadaşına emri vaki yaptırdığını düşünüp; içi rahat etmemiş; bir uğramak istemişti. Hem de eğer hazırsa, raporun sonucunu bir an önce öğrenmek istiyordu. Zerrin'in babası vakayı tekrar ona verince, otopsiye neden olan gelişmeyi, Serdar'ın verdiği ipucunu polisteki sadık dostundan öğrenmişti. Olay gününün kamera görüntülerinden Zerrin ile hemşirenin kayıtlarına da ulaşmıştı. Ancak, kadın her şeyi inkâr etmiş, kıza depresyon ilacı verdiğini söylemişti. Otopsiye o yüzden gerek görmüşlerdi.

Sarılıp, kucaklaştı iki eski dost. Fakat nasıl derler hani? Zeki'nin yüzü “yüz”, gözü, "göz" değildi, Feridun bir tuhaflık olduğunu hemen anladı. Adam alnında boncuk boncuk terlerle

"Şeyy, şeyyy, abicim ya boşuna endişelenmişsin, doğal ölümmüş."

derken gözleri kapılara, pencerelere bakıyordu. Bir türlü adamla göz teması kuramıyordu ki, böyle birisi değildi. Yalancıları ele veren en önemli şey yalan söylerken karşısındakinin gözlerine bakamamaktı ve Feridun bunu iyi biliyordu ama bilmemezlikten geldi.  

"Hmmm....hay Allah! Seni de yok yere meşgul ettim desene. O psikopat, şımarık, zengin kızının bir cinayet daha işlediğine neredeyse emindim. Yine de  sağ ol. Ne diyeceğim; şu  olayı inşallah alnımın akıyla çözeyim; Boğaz'da rakı- balık keyfi yapalım. Benden olmak şartıyla."

"Tamam abicim, sağol, ne zaman istersen."

diyen Zeki hâlâ çok tedirgin ve korkmuş gibiydi. Birbirlerine "Hoşça kal" dediler. Feridun tam kapıdan çıkacaktı ki, Zeki, dayanamadı. Yalan söyleyemeyecekti. Feridun'un kolunu tuttu. İşaret parmağını dudaklarına götürerek "sus" işareti yaptı. Masasındaki minik radyonun düğmesini çevirip, müzik açtı. Sonra cep telefonunu alıp videoyu adama gösterdi. Feridun, sarışın mavi gözlü Svetlana'nın ve annesinin kopyası minik kızın korkuyla açılmış gözlerine, maskeli adamlara baktı. Videoyu dinledi. Zeki, alçak sesle fısıldadı:

"Abicim, odamı da dinliyor olabilirler mi? Bilemiyorum. Durum bu. Bahçıvanın gerçek raporu şu flashbellekte. İnsülin vermişler yani cinayet. Her zamanki gibi sezgilerin haklı çıktı. "

Feridun alçak sesle

" Tamam. Korkma. En doğrusunu yaptın. Odanı dinlediklerini sanmam. O kadar profesyonel insanlar değiller bunlar. Kendilerini Mafia sanan kıytırık bir çete. Yine de döndüğümde özel bir cihazla böcek var mı yok mu diye kontrol ederim. Sen, sahte raporu ver. Bir şeyden şüphelenmesinler; hatta rahatlasınlar ve karınla, kızını bıraksınlar. Videoyu bana yolla. Sakın merak etme. Eşine ve kızına bir şey olmasına izin vermem. İçin rahat olsun."

"Sağ ol....sağ ol....abicim ...sağ ol."

Feridun, vakit kaybetmeden çıktı. Elini çabuk tutmalıydı. Nereye baş vuracağını biliyordu. Terörle mücadele ve Özel Kuvvetler'de sağlam tanıdıklarının olması çok işine yarayacaktı. Zeki de bu işi olsa olsa Feridun halleder diye düşünmüştü. O arada adamlar sahte rapor sayesinde rahatlayacaklar ve dedektif zaman kazanacaktı.

Zeki, raporu ilgili bölüme verdikten sonra evi aradı. Karısı, adamların gittiğini söyledi. İkisi de iyilerdi ama çok korkmuşlardı. "Ü" yerine "u", "ç" yerine "c" diyen sevimli aksanıyla eşi; 

" İyiyiz iyiyiz ama cok korktuk Zeki, uc adam geldi, maskeli uc adam! N'olur eve gel cabuk."

'Korkma hayatım. Kapıyı, bacayı kilitle, benden başkasına açma. Geliyorum."

Zeki, arabasına binmiş giderken, Svetlana, kapıları kilitledi, pencereleri kapattı, küçük kızına sarıldı.

"Gecti bebeğim...baban geliyor...gecti....gel, sana piyano çalayım azıcık ha?"


diyerek küçük kızı sakinleştirmek için konsol piyanosunun başına geçti ve bir Rus çocuk şarkısı çalmaya başladı. İşe yaramıştı, minik kız ellerini çırparak

 "Antoşka, Antoşka patates toplayalım, Antoşka, Antoşka akordeon çalalım...." 

diyerek; şarkıya eşlik etmeye başladı.

Anne, kız müzik sayesinde yaşadıkları şoku atlatmaya çalışırken,  özel polis ellerinde "Koç başı" Çetin'in adamlarının saklandığı çiftliğin kapısına gelmişlerdi bile. Kaçmaya çalışanlar derdest edildi. Bir tanesi ayağından vuruldu. Ve hepsi ekip otosuna konuldular. Az sonra sorguda bülbül gibi öttüler.

Bu işi Zerrin Haznedaroğlu için yaptıklarını söylediler. Kız bol para, mücevher vermişti. Feridun, Zeki'yi aradı, tüm çete çökertildiği için korkmasına gerek kalmamıştı. Sahte rapor iptal edildi ve gerçek ölüm raporu işleme konuldu. Hemşire de yakalandı ve salya sümük her şeyi itiraf etti. Kaderin cilvesiyle, Binnur, bilmeden aylar önce düğün günü kendisine kumpas kuran kızın başını yakmıştı. Karma diye bir şey gerçekten vardı. 

Zerrin artık Yeşim'i kaçırtmak, canına kastetmekten başka; bahçıvan cinayetinin de zanlısıydı ve tamamen yalnız kalmıştı. Yurt dışına kaçan Çetin'in umurunda bile olmayacağını biliyordu. Tek avantajı şimdilik gizlendiği ev ve tipini değiştirmesiydi.

35. Bölümün Sonu

Yazan: Müjde Dural
Bu hikayedeki karakterler ve olaylar hayal ürünüdür. Gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur.

10 Aralık 2025 Çarşamba

BİR BİLDİKLERİ YOK

Merhaba, blog ahalisi 😊

Hani dün "Vardır Bir Bildiği" isimli video paylaşmıştım ya; şimdi ona ithafen, ben de "Bir Bildikleri Yok" diyorum.

Diyeceksiniz ki, "Sen milletvekili misin? Değilsin. Onlar koskoca milletvekilleri, bakanlar, koskoca partilerin başkanları...sen kimsin?" Şimdi onları gözümüzde büyütüyoruz. Milletvekili olmak zor değil; ilkokul bitiren her Türk vatandaşı seçilirse, milletvekili olabiliyor. Ayrıca, onlar vekilse, ben de seçmenim.

Ha ne diyordum? Bir bildikleri yok. Amerika ne emrederse, Almanya ne derse onu yapıyorlardı; şimdi hapisteki idam mahkumu ne derse onu da yapmaya başladılar! 😠😠😡😡😠😠  Başımızdakilerin tek bildiği ise şu: "Oturduğumuz koltuktan kalkmamak için ülkeyi ateşe at deseler atmalıyız".  Çünkü bu soygun düzenine, bu şatafatlı hayata çok alıştılar ve en önemlisi yaptıklarını biliyorlar, suçlarını (geçen tek tek saydım) biliyorlar ve yargılanmaktan ödleri kopuyor. (İnşallah da yargılanacaklar.)

Böyle bir ülkenin çökmesi kaçınılmazdır. Yani ortada bir problem var.

Önce o problemin adını koyalım: Hükümet

Yani, AKP / MHP

Problem varsa, o problemi çözmek gerekir. Peki çözüm nedir? Vaktiyle bir yerde okumuştum ama kimin söylediğini hatırlamıyorum.

Çözüm: Problemi ortadan kaldıran yanıttır.

O halde bu ülkenin problemi olan hükümeti seçim sandığı ile ortadan kaldırmak gerekiyor.

O zaman diğer problemlere sıra gelecektir.

Sığınmacılar: Bu bir problem. Çözüm, problemi ortadan kaldıran yanıtsa. Çözüm sığınmacıları ülkeden kaldırmak; geldikleri ülkelere geri göndermektir. O zaman problem ortadan kalkar. 
Suriye, Irak, İran, Afganistan, Somali...hepsi otobüs otobüs, sınır dışı edilmelidir. Sığınmacılar giderse sığınmacı problemi ortadan kalkar yani problem ortadan kalkınca, problem çözülmüş olur. Sınırlarımıza 10 m. duvarlar inşaa edilir, silahlı askerlerin nöbet tuttuğu gözetleme kuleleri yapılır. Kevgire dönmüş sınır güvenliği sorunumuz çözülür.

Ekonomi: Ekonomiyi düzeltmek için, hazine boşaltılmışsa, hazineyi doldurmak çözümdür. Bunun için de hazineyi, örtülü ödeneği, devleti soyan  soygunculardan hesap sorulması ve çaldıklarının geri alınması çözümdür. 23 yıldır ülkeyi soyan kamusal zararlar veren, en tepedekinden, en altına yani kıytırık adliye zabıt katibinin çaldığı altınlara kadar hırsızların Türk adaletinde, mahkemelerinde yargılanması ve servetlerine el konulmasıdır. Çalınanlar (ki, müzelerden, saraylardan çalınan sanat eserleri bile var, isim isim belli) hazineye geri konunca, sığınmacılar da gidince, ekonomi düzelmeye başlar. O parayla dış borcumuz ödenir, 1 Dolar = 1 Türk Lirası yapılır ve 100 lira ile markete gidince tıpkı bir Amerikalı gibi koca arabayı doldurursunuz. Bu yargılanmayla daha önce yazdığım AKP'nin suçları (15 Temmuz, Balyoz kumpası, Ergenekon kumpası, Atatürkçü teğmenleri ihraç, teröristlerden medet ummak vs.)da yargılanacaktır. Vatana ihanet suçunu işlediğine karar verilenler yaşına bakılmadan ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Bir daha da kimse vatana ihanet edemez.

Terör: Komutanlarımız bana katılacaktır. En başta narko teröristi idam etmeyip, bugünlere saklayarak hata yaptılar. Zararın neresinden dönülse, kârdır denilerek; idam cezası tekrar konulur. Başta psikopat, narkoterörist apo 24 saat içinde idam edilsin, bakın terör nasıl ortadan kalkıyor. Sosyal medyada, TBMM'de, neredeyse "Kürdistan" isteyenler tespit edilip (zor değil) Kürtçe'nin resmi dil olduğu, Kuzey Irak Kürdistan bölgesine gönderilmelidir. Onlar da rahat; biz de rahat. Aynı şekilde sosyal medyada orada, burada "Şeriat istiyoruz" diyenleri de Afganistan'a veya Suudi Arabistan'a bırakıp gelinmelidir. Orada rahat rahat şeriat kanunları altında yaşasınlar. Oh! Mis!

Uyuşturucu: TBMM'de maailesi eroin kaçakçısı olan; hatta TBMM plakalı araçla eroin kaçıran vekilimiz var! Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir şey olmaz. Olamaz. Büyük skandal olur. O vekil derhal atılır. Bizde bir değil; birden fazla uyuşturucu işinde olan milletvekili varmış, bakan varmış. Bizzat bu işleri iyi bilen Sedat Peker isim isim söyledi. Bu kişiler derhal vekillikten ihraç edilip, yargılanıp; layık oldukları yere yani Silivri'ye atılıp, uyuştucudan kazandıkları servet ülkenin hazinesine aktarılmalıdır. Hazine boş olduğu için yoksuluz, hazine dolunca, hırsızlar gidince, yoksulluğumuz da bitecek. 

ABD'nin işlerimize burnunu sokmaması için, ikide bir "1919'dan beri tekerimize çomak sokuyorlar, bölge için en iyisi Monarşi (krallık/ padişahlık) diyen ABD büyükelçisi Barrack "persona non grata - istenmeyen kişi" ilan edilip, sınır dışı edilir. Büyükelçilerin, elçiliğini bilmesi, işimize karışmaması sağlanır. ABD üsleri de kapatılır. Biz bağımsız ülke değil miyiz? Ne işi var yabancı ülkenin üslerinin ülkemizde? Atatürk hayatta olsaydı, ülkede ABD üssü olur muydu? E, Trump savaş mı ilan edecek? Ne yani?

Bunlar ilk aklıma gelen çözümler. Velhasıl problem ortada. Çözüm de problemi ortadan kaldıran yanıtsa, bunlar yapılmalıdır. Sizin de aklınıza gelen çözümler varsa, yorumlarda yazarsanız sevinirim. Bir elin nesi var? İki elin sesi var.

Bu ülke ABD büyükelçisinin, Trump'ın, Alman şansölyesinin, Vatikan Papa'sının hele hele hapishanedeki suçlu teröristlerin aklıyla hareket edecek kadar zavallı ve sömürge bir ülke değildir.