22 Ocak 2026 Perşembe

YEŞİM (ROMAN) 39. Bölüm


Kapıdaki güvenlik harıl harıl nişanlı çifti arayan Aydan Hanım'ın merakını giderdi.

"Yeşim hanımla, Serdar bey aceleyle arabaya binip gittiler. efendim."

"Ne? Gittiler mi? Aa! Ayol nişan güne nereye gider bu çocuklar? "

Fatma ve Aydan öyle şaşkın, birbirlerine bakakaldılar.

Onlar konuşurken, Serdar ve Yeşim yoldaydı.

"Senin arkadaşın da tam telefonunu kaybedecek zamanı bulmuş! "

" Yazık yaa, öyle deme."

" Hah! İşte! Kardeşler Market yazıyor!"

Marketin önünde Zerrin elinde beyaz bir saksı orkide ile bekliyordu. Yanında ise siyah bir minibüs park etmişti.

"Hah! Büşra orada! Ay canım ya, orkide almış öğrenci haliyle. Kıyamam...."

Serdar, cipi sağa, yolun kenarına park ederken. Siyah minibüsten iki adam indi. Serdar'a seslendiler.

"Kardeş, bir el atıver, yokuşta kaldık. İtersek biraz...bakkala rica ettim ama fıtığı varmış...."

"Tamam....ceketimi çıkartayım. Terlemek istemem."

Çocuğun papyonunu gören adam sormadan edemedi:

"Ya kusura bakma kardeş, düğüne filan mı gidiyordunuz?"

Serdar gülümsedi.

"Birazdan nişanımız var..."

"Nişan ha? Tebrikler. O zaman hemen ş'apalım, geciktirmeyelim seni, di mi Ali?"

diyen adam, yanındakine göz kırptı ama göz kırptığını Serdar fark etmedi.

Serdar ceketini bırakıp, aşağı indi. Yeşim, Zerrin'le öpüşürken, tabancanın horozunun sesini fark etmediler. İki kişi, silahlarını gençlere uzatmışlardı.

"Binin arabaya!"

" Bir dakika! Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?"

Yeşim, "Serdar!"

diye haykırdı. Adamlardan biri kızın kolundan tutmuş zorla minibüse sokmaya çalışıyordu. Marketteki adam ağzı koli bandlı ve elleri bağlı olduğundan bir şey yapamıyor, polisi arayamıyordu. Serdar, koşarak adamın çenesine bir yumruk indirdi ve yere yıktı. Ancak  Yeşim'in kafasına dayalı tabancayı görünce olduğu yerde kaldı.


" Şakam yok! Nişanlının kafasına sıkarım!"

"İstediğiniz paraysa vereyim bizi bırakın."

"Para değil binin arabaya. Ali! "

Silahı tutan, arkadaşının bir yumrukta devrilmesine sinir olmuştu. Ali, eli çenesinde zorlukla kalktı. Ve adamlar iki genci ite, kaka minibüse bindirdiler. Zerrin de elindeki orkideyi yere atıp, minibüse bindi ve araç hızla gitmeye başladı.

"Nereye götürüyorsunuz bizi? Ne istiyorsunuz? Para mı? Fidye mi isteyeceksiniz?"

Zerrin gözlüklerini çıkarttı.

"Fidye mi? Yok artık. Daha neler! Serdarcığım, aşkım! Beni tanımadın mı? Benim Zerrin."

"NE?"

Zerrin ismini duyan Yeşim'in yüzü kağıt gibi bembeyaz oldu. Şaşkın şaşkın kıza bakıyordu.

Araç hızla yol alıyordu sonunda Boğaz'a bakan ağaçlıklı, in cinin top oynadığı bir yamaçta durdular. Hava kararmıştı. Hepsi minibüsten indiler. Yeşil çimenlerin üzerinde birkaç adım attılar ve durdular. Silahları hâlâ Serdar ve Yeşim'e çevriliydi.

Zerrin, Serdar'a döndü:

" İşte geldik Serdarcığım. Madem bana ihanet ettin, beni bırakıp bu köylü güzeliyle nişanlanmaya kalktın, intikam almayı hak ediyorum. Ama ikinize son bir iyilik yapacağım. Ölüme birlikte gideceksiniz. Hiç ayrılmayacaksınız. Ne güzel değil mi?"

"Zerrin, lütfen, tamam beni öldür ama Yeşim'i bırak. N'olur. Onca yıllık dostluğumuzun hatırına. Seninle ta çocukluktan beri arkadaşız. Lütfen, bırak Yeşim'i gitsin."

"Aaaa! Olmaaaaz! İki aşığı birbirinden ayıramaaaaam. "

Kız, adamlara işaret verince, bir tanesi arabadan ip alıp geldi. Yeşim ve Serdar'ın ellerini sımsıkı birbirine bağladı.

"Sıkı sıkı bağla. Bu sizin nişan kurdelanız. Hahahaha! Silahla öldüreceğim sandınız değil mi? Yok, öyle çok çabuk olurdu. Bana ihanet ettin Serdar halbuki daha dün Paris'e gideceğiz diyordun."

"Paris mi?"

"Evet! Dün evime geldin. Beraber komşunun getirdiği aşureden yedik. Sonra gitar çaldın ve Paris'e gitme planları yaptık ya?"

" Aşur me? Paris mi? Hastasın sen. Halüsinasyon görüyorsun. Dün bütün gün evdeydim. Yol boyunca anlattığın her şey kuruntu. Hayal. Artık ne kullanıyorsan..."

Zerrin bağırdı.

"Hiç de değil! Yalancı!"

"Yok artık! Daha neler?"

Zerrin adamlara baktı


"Tamam. Vakit geldi! Yeşimciğim, Serdar'ımı elimden almanın bedelini ödeyeceksin. Sen de Serdar, bana ihanet etmenin bedelini ödeyeceksin. "

Adamlar ikisini itekleyerek uçurumun tam kıyısına getirdiler. Ay ışığı, suyun üzerinde ışıl ışıl parlıyor, beyaz köpüklü dalgalar gürleyerek kayalıklara çarpıyor, ıslık çalan, uğultulu, soğuk rüzgar Yeşim'in buklelerini, şifon nişan elbisesinin eteklerini uçuşturuyordu. Soğuktan kızın tüyleri diken diken olmuştu. Birbirlerinin gözlerinin içine baktılar.

"Çok özür dilerim aşkım. Hepsi benim yüzümden..."

"Hayır. Benim yüzümden. Büşra'dan hiç şüphelenmedim. Seninle birlikteyken hiçbir şeyden korkmuyorum. Sadece soğuktan ve rüzgardan üşüyorum."

"Seni çok seviyorum."

"Ben de seni."

Ve adamlar ikisini de Boğaz'ın serin sularına iteklediler. Serdar ve Yeşim'in çığlığı karanlık gecede ıssız uçurum kıyısında dalgaların sesine karışırken. Zerrin kahkaha attı.







Elleri birbirine bağlı olarak iki genç, kendilerini suyun içinde buldular. Yaz olmasına rağmen soğuk suyla iliklerine kadar ürperdiler. Yavaş yavaş batmaya başladılar. Ayaklarıyla yüzmeye çabalasalar da bir işe yaramıyordu. Yaz günü olması tek şanslarıydı. Yoksa buz gibi suda birkaç dakika içinde hipotermiyle hayatlarını kaybederlerdi ama bağlı ellerle suyun içinde sağ kalma şansları da yoktu.

Zerrin, aşağıya baktı. Kayalara çarpan dalgalardan ve beyaz köpüklerden başka bir şey gözükmüyordu.

"Ateşiniz bol olsun." dedi ve adamlara döndü.

Ali,

"Paranın geri kalanını iş bitince veririm demiştin?"

diye sordu.

"Şimdi doğru hava alanına. Arabam yok, önce beni havaalanına bırakacaksınız. Ben, Çetin'in yanına kaçıyorum. Uçak biletim her şeyim hazır. Paranızın geri kalanını orada vereceğim. Merak etmeyin. Sizi dolandıracak değilim."

İki adam birbirine baktı.

"Bize uyar."

Üçü de koşarak minibüse binip son hızla oradan uzaklaştılar.

39. BÖLÜMÜN SONU

Yazan ve çizen: Müjde Dural

Not: Bu hikayedeki kişiler, olaylar kurgudur. Gerçek kişilerle ilgisi yoktur. İsim benzerliğidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder