Atatürk'ü sevmeyen sayfama gelmesin

Atatürk'ü sevmeyen sayfama gelmesin
BEYBİSİ BÜCÜRÜK:)

21 Temmuz 2015 Salı

TÜRKİYE EKTİĞİNİ BİÇİYOR

"yaşasın askeri vesayet bitti" diye seviniyordunuz.

Andımız kaldırılır, ulusal bayramlara biber gazı sıkılırken alkışlıyordunuz.

Ordusu bitirilen bir ülkede yaşamak nasıl oluyormuş görün şimdi.

Bu daha başlangıç.....

Suriye'ye, Libya'ya, Irak'a döndüğümüzde "ordu göreve" diye ağlaşacaksınız ama sesinizi duyan bir ordunuz olmayacak.

Meclise Osman Pamukoğlu'nu değil ama 70 küsur narkoterör örgütü hamisini getiren bir ülkenin de sonunun zaten Norveç'e benzemesini beklemek salaklık olurdu.






19 Temmuz 2015 Pazar

ÇİN USULÜ TAVUKLU MISIR ÇORBASI

Yemek bloğu olan ve işin uzmanı arkadaşlarım kadar asla marifetli olmasam da, arada sırada Bücürük'le yaptığımız ve pişi vs. gibi herkesin kolayca yaptığı şeyleri sayfamda paylaştığım olurdu.

Normalde yemek yapmaya üşeniyorum ve yapmıyorum. Aç mı yaşıyorsun derseniz,  kahvaltı çay en sevdiğim yemek:)))ne yapayım arkadaşlar yemek yaparsam bulaşık çıkıyor, bulaşık yıkamak zorunda kalıyorum e makine de yok hoş zaten olsa da ne o öyle hepsini tek tek temizle koy makineye, o arada ben o bulaşıkları zaten elde de yıkarım:)))

Ama kuzularım eve gelirse onlar için tembelliği bir kenara bırakırım, ne severlerse pişirmeye çalışırım. Kuzum Kore'de savaşa gidip 'ne bulursak yedik' diyen dedesine çekmiş. Çin yemeği filan ıyyy benim ağzıma sürmeyeceğim şeylere bayılıyor:)

"Teyze tavuklu mısır çorbası yap" deyince "tamam madem seviyorsun yapacağım kuzum" dedim. Meğer Çin çorbasıymış!:)))

Neyse uzun lafın kısası teyze-yeğen, uğraştık, ettik, benim 2 metre kare mutfakta Çin çorbası yaptık:) beğendin mi dedim? Beğendim teyze Quick China'dakine benzemiş dedi hatta. Eh, artık  "Müjde'nin Çin Yemekleri   diye bir yer açabilirim:))bir, iki Çin feneri, ejderha resmi de filan:)))

Merak edenlere tarifi:

Malzemeler:
Tavuk suyu (1.5 lt. kadar)
Tavuk göğsü (1, 2 tane, büyüklüğüne göre haşlanmış, minicik didiklenmiş)
Dört kutu mısır (150 gr. lık haşlanmış konserve mısır)
Mısır unu (1 yemek kaşığı)
Soya (2 yemek kaşığı)
2 yumurta
Yeşil soğan (servis yaparken üzerine koymak için)
3 yemek kaşığı tereyağ
3 yemek kaşığı un
2 bardak süt
1 yemek kaşığı toz şeker
Tuz, kara biber (tuzu çok koymaya gerek yok, mısır ve soya sosu tuzlu)

Ön hazırlık:
1) Kremalı mısır:
Bir küçük tencereye tereyağını eritip, buğday unuyla iyice karıştırın. Azar azar sütü katın. Koyulaşana kadar orta kısık ateşte pişirin.  Koyulaşınca ateşi kapatın. Şeker, tuz, kara biber ve mısırın sadece 2 konservesini (300 gramı) suyunu süzerek katın.

2) Soya sosu:
Küçük bir kasede soya sosu ile mısır ununu iyice karıştırın.

3) Ayrı bir kapta 2 yumurtayı çırpın.

4) Tavuğu minicik didikleyin.

Pişirme:
Tavuk suyu süzülüp, kaynatıldıktan sonra 10 dakika bekletilecek. Kremalı mısırlar ve diğer mısırlar bu tavuk suyuna katılacak. Kısık ateşte tekrar kaynatılacak. Kaynamaya başlayınca mısır unlu soya sosu karışımı dökülecek. Hafif koyulaşana kadar karıştırılacak. (1 dakika kadar) Sonra ocağa kapatın. Didiklenmiş tavukları ekleyin. En sonra yumurtalara sıcak çorbadan az az ekleyip, tencereye yavaş yavaş ve sürekli karıştırarak katın.

Servis:
Çorbayı kaselere doldurduktan sonra servis yapmadan önce üzerine yıkanmış, incecik doğranmış yeşil soğan serpin. Bu da tadını tamamlıyormuş.

Afiyet olsun:)

16 Temmuz 2015 Perşembe

30 YILLIK SOKAĞIMIZ


Dile kolay 30 yıl pencerelerimizden gördüğüm manzara buydu. Üsküdar, Çiçekçi ve Şerif Bey Çeşme sokağı. (Resmi kim çekmişse eline sağlık.) Biz otururken yol böyle yuvarlak taşlarla döşeli değildi. Bildiğimiz asfalttı. Gördüğünüz çeşmeyi bir yaz günü üşenmeyip şakır şukur yıkamıştık:) fikir benden çıkmıştı:) sağdaki üç katlı evin duvarındaki hanımellerinin kokusu üst katlara kadar gelirdi. Aşağı doğru inerseniz ta Harem'e, denize kadar inersiniz.

Çeşmenin bitişik olduğu apartmanın üst katında yaşlı bir teyze, hep bir şeyler çırptığı için ismi 'çırpıcı' olan sevimli bir başka komşu, biz dahil üç dört komşuyu ziyaret eden bizim Tonton, başka komşunun Kelyıt dediği sevimli üç renkli bir kedi de vardı. Kedisi de, kedicisi de boldu.

Buradan görülmüyor ama çeşmenin arkası Bakkal Ahmet. "Ahmeeet! Şeref!" der sepetleri sarkıtırdı komşular. (Ben ve rahmetli annem de)

Solda bir komşunun kocaman, antika, hatta müzelik siyah bir arabası vardı. İstanbullular hatırlar eskiden dolmuşların çoğu öyleydi.

eski istanbul dolmuşları ile ilgili görsel sonucu
Komşularımızın çoğu rahmetlik olmuşlar :(Apartmanda tanıdığımız kala kala sadece üç komşumuz kalmış. Bakkal Ahmet da hala duruyormuş. Bir de Mehmet bakkalımız vardı. Şeker gibi bir insandı. Beni veya kızkardeşimi okuldan gelirken görünce "Hey çıktı kızlar!" derdi. (haftalık bir dergiydi) O zamanlar daha lise son filanız. Mehmet bakkal amca emekli olmuş kendini kedilere adamış:) 

Üsküdar Çiçekçi güzel insanlarla, kedi sever insanlarla dolu, kedisi bol, sakin, huzurlu, dizilerdeki gibi bir yerdi. Hala da öyleymiş diye duydum. Başka semtler kara çarşaflılar, işid üyesi gibi kara sakallı sert sert bakan adamlarla dolarken Çiçekçi hala direniyormuş. Diren Çiçekçi, diren benim güzel mahallem. 

1 Temmuz 2015 Çarşamba

AKP TÜRKİYE'si

Başı açık diye tedavi edilmeyen kadın hastalar!
http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/tedavi-olmaya-gitti-din-dersi-aldi-874234/

Hayat pahalılığı yüzünden her gün çöplükte, tarlada, hastane tuvaletinde ölüme terkedilen bebekler!
http://www.sozcu.com.tr/2015/gunun-icinden/bir-haftalik-bebegi-tarlaya-attilar-873935/

http://www.sozcu.com.tr/2015/gunun-icinden/vicdansiz-anne-yakandi-874590/

Kevgire dönen sınırlar! Kapımıza dayanan İŞİD gibi kafa kesici manyak terör örgütleri! 

Atatürk'ün yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinin tam tersine dost ve Müslüman komşumuz Suriye'nni ABD istediği için mahvına sebep olmak, yangınına körükle gitmek! 

Kendi ordusuna tuzak kurmak. Kendi ordusuna düşmanlık etmek. Kendi ordusuna hainlik etmek.

Açılım diyerek Güneydoğuyu pkk'ya terketmek.

Tüm ailesi uyuşturucu işine bulamış TERÖRİST hamilerini TBMM'ye sokmak.

Ve her gün örtülü ödenekten cumhurbaşkanlığına ödenen 100 milyon lira!

Yolsuzluklara, hırsızlara, rüşvetçilere ödül verilmesi!

Andımız'ın kaldırılmalsı, ulusal bayramlara biber gazı sıkılması. 

Kocaları Amerikalı, cia ajanı, vatan hainlerinin ve aylık 100.000 dolar maaşlı YALAKALARIN köşe yazarı olması,  Tayyip ve akp'ye YANDAŞ yazılar yazma şartıyla Boğaz'da yalılarda oturan gazeteciler pardon hükümet yalakaları.

Her gün Tayyip'e ve / veya  HDP li kravatlı teröristlere yalakalık yapan yazılar donatması. 

Kafasını örtmüş seksi türbanlıların ortaya çıkması. O nedir diye sorarsanız daha birkaç saat önce bankmatikte işim vardı rastladım. 

Böyle üzerinde vücudunu sımsıkı saran bir 'body', tahta göğüslü olsa tamam ama öyle de değil, aynı bak= alt resimdeki gibi! Kafayı kapatmış ama Allah için:) Yanımda makinem olsaydı resmini çekecektim ama yoktu iyi ki, yoktu. Aile faciasına filan sebep olurum ya da dava eder çekmemek daha iyi:)


miss sweater ile ilgili görsel sonucu
Şimdi "oh olsun siz türban yasağı yaptınız, mağdur olduk şimdi biz de intikam alıyoruz başı açıkları tedavi etmeyeceğiz hatta zamanla okullara almayacağız, zamanla başı açık sokağa çıkamayacaksınız, çıkarsanız kafanızı keseceğiz" diyorsunuz seviniyorsunuz biliyorum. 

Ama işte IQ 60 olunca böyle dersin, tamam zamanla senin dediğin gibi olacak belki de, o zaman sen ve çocukların çok mu mutlu olacaksın? Afganistan'a bak, Irak'a bak, Yemen'e, Moritanya'ya, Suudi Arabistan'a bak...işid'in elinden kaçan geri zekalı kızlara bak. Hepsi de "ah, keşke laik bir ülkede yaşasaydık" diye ağlaşıyorlar. Afganistan'da hastaneler şeriat yüzünden her gün gazla kendini yakan kadınlarla dolu. Tamam intikamını alırsın ama sonu ikinci Afganistan olmaktır ve olduktan sonra da son pişmanlık fayda etmez. Küfürler ettiğiniz Atatürk için "ah ne halt etmişiz, keşke gelse de yine kurtarsa' dersiniz. Ve diyeceksiniz de. Çünkü cumhuriyeti yıkınca sizler de altında kalacaksınız. Merve Kavakçı, Nazlı Ilıcak, cia ajanı kocası olan, yalılarda oturan, ayda 100.000 dolar maaşlı AKP yalakası köşe yazarı ya da Sibel Can değilseniz elbet. Ha onlar Miami'ye yazlıklarına, New York'a kışlıklarına kaçarlar. Onlara bir şeycik olmaz. New York'ta 68.. kattaki dairelerinde denizi seyredip, "türban, mağduruz deyip  sonunda cumhuriyeti yıktık, küpümüzü de doldurduk, bakara-maka, hahaha" diyerek ülkenin şerefine viski içip kadeh kaldırırlar.

21 Haziran 2015 Pazar

BABALAR GÜNÜNDE BABAMI YAZDIM



Annesiz anneler günü nasıl olmazsa, babasız da babalar günü olmuyor:(  Babalar gününde size babamı anlatmak istedim. Babam hani Hababam  Sınıfı'nda Münir Özkul'un hayat verdiği  Mahmut hoca gibi karakterler vardır ya. Bilirsiniz, cumhuriyet nesli babalardır onlar, cumhuriyet nesli kadınlardır, böyle yürekleri mangal gibi, hak yemez, ne kendi, ne çocuklarının ağzından haram lokma geçirtmez .Yoksulluktan geberse harama el uzatmak aklından geçmez.  Babam da onlardan biriydi. O nesil, ülkenin nasıl kurulduğunu bilen,  Atatürk'ü seven, hem Müslüman, hem laik, hem dürüst nesildi. Sadece babam değil  tüm o nesil  öyleydi. Mahmut Hoca nesli diyorum ben onlara.

Yıllar önce Bağdat caddesinde bir mobilya mağazasında çalışıyorum. İçeri şöyle fötr şapkalı, nasıl derler böyle karizmatik bir bey girdi yanında da iki  hanımefendi. Konuşkan bir bey...mağazada ayakta laflıyoruz.... laf lafı açtı patronlarım da oradalar (iki kardeşti patronlarım) derken o beyefendi emekli asker olduğunu söyledi. Patronlarımdan bir tanesi de "a Müjde hanımın da babası asker" deyince adam bana dönerek sordu:

"Öyle mi? Kaçlı?"
"42'li"

(Bilmeyenlere Harp okulu giriş yılından bahsediyoruz)

"İsmi neydi?"
"Hayrettin Dural"

Adam "Aa sen Hayrettin'in kızı mısın?"  diye şaşırarak sordu.  Ve ben evet deyince, patronlarıma dönerek " Var ya bunun babasına bir bavul para verin, bir yıl sonra gelip alacağım deyin, 20 yıl gelmeyin, 20 yıl sonra  gelin o parayı koyduğunuz yerde bulursunuz bunun babası öyle dürüst bir adamdır"  dedi.

(Bu anıyı babalar günü için daha önce de anlatmıştım çoğunuz için ikinci baskı olacak bir de çok uzun oldu biraz kısaltmaya çalıştım....)

İş bitirici Özal' cılar, örtülü ödenek fareleri, yolsuzluğu ayyuka çıkmış akpgiller, Tayyipgiller  babam gibi cumhuriyet nesli insanları ANLAYAMAZLAR. Mahmut Hoca gibi tiplelre alay eder gülerler.

Çok cesurdu kimseden korkmazdı, e milyonluk Çin ordusundan korkmamış ta Kore'ye savaşa gitmiş değil mi ya? yağcılık, yalakalık, övülmek (şimdi bana da kızacak onu övdüm diye) torpil sevmezdi. Köy çocuğu olmaktan asla utanmazdı, kendini yetiştirmişti, burnu havada değildi ve burnu havada insanları hiç sevmezdi. Köylü olmak ayıp mı? derdi. Çok cesurdu dedim ya, ömrü yetse eminim GEZİ protestolarında 80 yaşında bile olsa, benimle birlikte Atatürk'lü bayrak alıp sokağa çıkardı. Eminim yapardı...

Temizlik takıntım yüzünden babamın kalbini kırdığım bir an var ki. çok ama çok  pişmanım. Bir de keşke yıllar önce annemle boşanmalarına mani olabilseydim. Tam tersine belki boşanırsalar evde hırgür olmaz tüm aile huzurlu olur diye düşünmüştüm. Ama yanlış düşünmüşüm sonradan anladım tabii iş işten geçti. Gerçi babam ikinci hanımıyla mutlu olduğunu söylerdi. Ama ilk aşkı annemdi.

Fener'liydi, sigara ağzına koymazdı, içki keza ama orduevinde emekli arkadaşlarıyla buluştuğunda bira içerdi. Tabii küfelik olana kadar değil:) bir de dayımlar gelince onunla birlikte kadeh tokuştururdu.

Emekli albaydı ama hep sıkıntı çektik dersem şaşırmayın. Kimi emekli albay iş hayatına atılıyor, milyarder oluyor babam öyle biri değildi. Ticarete kafası çalışmazdı, elinde file pazardan alışveriş yapan askerlerdendi o. Ve ta albay olana kadar bir evleri ve mobilyaları olmamıştı. Hep tayin edildiklerinden portatif, üç beş koltukla, buzdolapsız oradan oraya giderlermiş. Ben ilkokuldayken nihayet artık tayin olmayacağı kesinleşince, OYAK'a borçlanıp, vosvosunu satıp yıllarca kira öder gibi borç ödeyerek ilk kez üç oda salon bir evi oldu. Ve ölene kadar bir daha hiç arabası olmadı. Dolmuş, otobüs neyimize yetmiyor derdi. Boşanma da olunca aynı anda iki ev geçindirmek, tahsilde üç çocukla hep sıkıntı içinde yaşadığımızı hatırlıyorum. 

Akrabalık ve komşuluk ilişkilerine çok önem verirdi, hayatımda hiçbir akrabası, komşusu için kötü konuştuğunu duymadık. Komşu çocukları hep 'dede dede' diye evinden çıkmazlardı. Eline İngiliz anahtarını alır komşularının musluğunu filan tamir ederdi.

Çok okurdu, eli ayağı tutmayana kadar onu kitapsız görmedim. Bazılarınız biliyor Esperanto Türkçe sözlük yazdı yıllarca ona adadı kendini. Yabancı dillere çok meraklıydı, Çocukken sofrada oturunca ençok  KORE anılarını dinlemeyi severdik. "Kore'yi anlat baba" derdik.  Askerlere 'dinsiz' diyen hain iftiracılar körolsun babam namaz da kılardı, oruç da tutardı, Kuran da okurdu. Evde onun gazetelerden kuponla aldığı bir sürü Kuran duruyor. Kore yolunda da gemiye yanaşan satıcılardan aldığı seccade hala durur ismi Kore seccadesi kalmıştı.

Çocukken İyi, Kötü ve Çirkin'e iki kez gitmiştik. Kovboy filmlerini severdi, Louis de Funes filmlerini de çok severdi. 007'yi de. Televizyon yoktu sıksık sinemaya giderdik ençok da orduevi sinemasına. Beni ilkokulda mandolin kursuna yazdırmıştı ve mandolin almıştı. Nota biliyorsam ve klavyede bile istediğim şarkıyı en azından notasız motasız bana yetecek kadar tıngırdatabiliyorsam babamın sayesindedir. Mütevazi, dürüst, şerefli bir Türk askeri, iyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir komşu, iyi bir insandı babam. Nur içinde yatsı. Mekanı cennet olsun.