Atatürk'ü sevmeyen gelmesin buraya

Atatürk'ü sevmeyen gelmesin buraya

23 Temmuz 2014 Çarşamba

ÜÇKAĞIDA GELDİM; KAHROLDUM:(

Bu yazımı sabredip ya da sıkılmadan sonuna kadar okuyanların, "Müjde ne kadar saftirikmiş (salağın kibarcası)" diyeceklerini bilerek yazıyorum. Zaten ben kendime daha beter şeyler söylüyorum.

Olanlar üçkağıtçı, sahtekar bir taksici, ben bir de sevgili komşum arasında geçti ve üç hafta kadar oluyor.

Şimdi çok sevgili komşum ve ben tam karşı apartmanda doğup büyüyen 4 yavru kedi ile annelerinin her gün sabah-akşam- Allah ne verdiyse süt, yoğurt, ucuzundan whiskas yani kedi maması, komşum otobur değil tavuk vs. et yemeği artıkları- karınlarını doyuruyoruz. Bahçede suları her dem mevcut o benim işim. Bittikçe aşağı inip su doldururum.

Yine bir sabah ikimiz birlikte aşağı indik yavruları ve annelerini doyuracağız. Bir de ne görelim? Bir yavruya ne olmuşsa bir ayağını sürüye sürüye, kaldırımın kenarına yapışır gibi geliyor:(

 
resim temsilidir, netten alıntıdır.


Hemen eve gidip, Bücürük'ün taşıma sepetini aldım, acı içindeki kediyi veterinerlik fakültesine götürdüm. Acil serviste baktılar, röntgen çektiler. "ayağı kırık ama kendi kendine kaynar, 10 - 15 gün kafeste istirahat etmeli." dediler. Parası neyse oraya bırakmak istedim ama öyle bir hizmetleri yokmuş. 

Bana Kurtuluş'da belediyenin veteriner kliniğini tavsiye ettiler. Telefon ettim, sekretere durumu anlattım, alır mısınız dedim. "getirin" dedi. Ama gidince oradaki veteriner gençkız "çok küçük, burada kalırsa enfeksiyon kapar, hep böyle oluyor, ölüyorlar, ölsün istemezsiniz değil mi?" demez mi? Ölür deyince oradan da kös kös geri gittim. :(

Hava kızgın sıcak, öğle güneşi tepemde, kedicik - gazetelerde okuyoruz- sıcaktan minik taşıma sepetinde dolmuşta ölür korkusuyla, daha fazla dolmuş bekleyemedim, bir taksiye bindim. Eve geri dönüp, bahçeye annesinin yanına bırakırım artık diye düşünüyordum. Bu arada taksiden olanları merak eden komşumu cepten aradım. 

Taksici tabii konuştuklarımı duydu.

Önce"keşke benim tanıdığım bir veterinere götürseydik, Bahçelievler'de.. bana rastlasaydınız keşke...ben sizi oraya götürürdüm " vs. dedi. Götürsem mi, götürmesem mi, ya ay sonu parasız kalırsam, ne yapsam, günde 25 lira alıyormuş 10 gün 250 lira eder..bu minval konuşuyoruz, Hay Allah ne yapsam yahu diye..emekliyim malum..üç aydan üç aya maaş alıyorum. Böyle çaresiz bir halde ne yapacağımı düşünüyorum...

Taksici yol boyunca ne kadar kedi, köpek, hayvansever olduğuna dair şeyler anlattı. "benim üç kedim, bir köpeğim var, evimiz bahçeli, onlar için tahtalardan kendi ellerimle ev yaptım" gibi ve daha pekçok şey.

Sonunda "siz bunu bahçeye bırakmayın, ben evime götüreyim ona 10 gün bakarım, 10 gün sonra isterseniz geri getiririm, istemezseniz bende kalabilir" dedi. Ben de madem öyle, 10 gün için bir miktar para da veririm size dedim. O arada eve geldik. Yalnız benim içim rahat değildi taksi parası için eve gittim, o arada cepten komşumu arayıp durumu anlattım, önce "vermeyelim abla, bizim balkonda bakarız" dedi. Komşum balkona çıktı, ben aşağıda taksinin yanında, komşum balkonda konuşuyoruz, taksici de bizi dinliyor. Hatta komşumun küçük oğlu acele kedi için bir kutu bulmaya gitti.

Taksiciye "tamam komşum alıyor çok teşekkürler" dedim. Kediyi komşumun aparmanına doğru götürürken, taksici "ama onun ayağını sarmanız lazım, mutlaka sarın" filan dedi. 

Bunu duyan komşum balkondan "sepete koyarken bile tırmıklıyordu (komşunun elini kan içinde bırakmıştı gerçekten) nasıl sararız abla, gel verelim bari" deyince, ben de kediyi taksiciye verdim. Yüz lira para üstünü de almadım ona bıraktım on gün bakacak diye. Adam bize bir de cep telefonu verdi. 

Ertesi gün arıyoruz ama numara çıkmıyor. 'telesekreter meşgul' filan bir şey diyor. "eyvah ne oluyor kandırdı mı bizi? Kediyi ne yaptı?" derken. Ertesi sabah adam kapıya geldi. Nasıl sevindim anlatamam. Demek üçkağıtçı değilmiş diye!!! "O numara arızalıymış, Umre'ye gidecekmiş, o arada kediye kimse bakamaz diye Bahçelievler'deki kliniğe bırakmış, 200 lira masraf yaptığını filan söyledi, kedi çok iyiymiş, vet. onu bir güzel temizlemiş filan...". Komşum da balkona çıktı, o da enaz benim kadar sevindi. Adam bizi kandırmadı geri geldi, kedi de iyiymiş diye seviniyoruz.

Ben "tamam, ben 200 liranızı öderim size bugün ama bir kliniğe gideyim kediyi göreyim" dedim. Bir kağıda Bahçelievler, 3. cadde. Tuna veterinerlik diye yazdı verdi. Kendi adı soyadı da Mustafa Özkan. Bir de - bu sefer gerçek- cep nosu. 

O gün kızkardeşim de bizdeydi. Onun arabasına bindik ve kağıtta yazan adrese gittik. O numarada bir inşaat var. Yanında pizzacı. Kimseler tanımıyor. Verdiği numaradan adamı aradım. "Abla, siz gittikten sonra veteriner beni aradı, tüm hayvanları Gölbaşı'na barınağa götürmüşler!" 

Allah Allah bir veteriner 200 lira para aldığı kediyi niye barınağa göndersin? Verdiği adreste veteriner klinik yok deyince numarayı şaşırdığını 3. değil 6. cadde olduğunu söyledi. 

Oraya da gittik orada da veteriner kliniği, tabela vs. yok. Bildiğimiz üç katlı bir ev, balkonda yaşlı bir kadıncağız oturuyor. Tekrar telefon! Bu sefer "o binanın üst katında oturuyor, orası kayıt kabul yeri sadece" ! Gibi abuksabukluklar! Sanki ömrümde hiç veteriner klinik görmemişim!!!

O an artık dolandırıldığımızı anladım, yüzüne vurdum ve kediyi getirmesini başka bir şey istemediğimi söyledim. Yeminler ederek dolandırmadığını aynı hikayeyi söyledi. Sonra "tamam kediyi 2 saat sonra getireceğim" dedi. 

O arada gizli numaradan arandım. Normalde gizli/bilinmeyen numaraları açmam ama kediyle ilgilidir diye açtım. Tahmin ettiğim gibi bu sefer kendi gibi üçkağıtçı birisi veteriner Osman'ım diyerek bizi yine kandırmaya çalıştı. Arkadaşı üçkağıtçı durumuna düştüğü için çok üzgünmüş, ama acemilikten arkadaşından sözederken Mustafa değil gerçek adını ağzından kaçırdı. Orhan ! diyerek!. 

"Hani adı Mustafa'ydı? "

"Şey Orhan kem - küm..ben Osman..."

"Söylediği adreste klinik bile yok"

"Bahçelievler 7. caddede!" 

3. cadde, 6. cadde derken 7. cadde olmuştu!

Kahrolmuştum, "lütfen söyleyin sadece kediyi geri getirsin, başka şey istemiyoruz. Kediyi geri getirsin, aldığı yeri biliyor, bahçeye geri bıraksın." dedim.

Maalesef üçkağıtçı adam ne geldi, ne kediyi geri getirdi. Olanları komşuma anlatınca o da çok üzüldü. Bu arada komşum "abla artık daha fazla telefon etme, senin de, benim de evlerimizi öğrendi, bu kadar yalancı, dolandırıcı birisi, düşmanlık yapar " dedi. Arkadaşımın eşi de "sakın bir daha aramayın o üçkağıtçıyı, üzerine düşmeyin,daha başka şeyler yapmaya kalkar" filan demiş. "abla pencerene taş atsa canın sıkılır, Allah'a havale et" gibisinden telkin etti.

Ben karakola filan gideyim (para için değil)sırf kediyi nereye bıraktıysa söylesin, gidip arayayım diye düşündüm ama komşumun da evini, (balkondan gördü ya)biliyor, iki çocuk annesi kadıncağız da benim yüzümden söylediği gibi bir düşmanlığa maruz kalır diye gitmedim. Kadıncağız 'abla fazla üzerine gitme, minik bir şey büyür büyür sonra içinden çıkamaz hal alır' dedi. Kendimi bıraktım kadıncağızın da başına iş açmayayım dedim :(

Sonuçta zavallı kediye iyilik edeyim derken, başına ne geldiğini bilmiyorum :( belki de biraz gittikten sonra bir yerlere attı kediyi. Epey aradım, boş arsalar, bahçeler, apt. bahçeleri, gördüğüm herkese ama herkese sordum. Sonuç yok:( 

Kediyi anasından ayırmasına sebep oldum:( ayağı kırık halde ne yapıyor? Nerede? Ne halde? Bilmiyorum? Yaşıyor mu? Öldü mü? :( Bütün bu yalanları mübarek Ramazan gününde söyleyen, Umre'ye gideceğini söyleyen, komşum tesettürlüdür, öyle allı yeşilli, güllü göstermelik tesettür değil, muhafazakar tarz başörtüsü takar, yerlere kadar cübbe gibi koyu renk giyinir, balkondan onu gördü o Umre yalanını belki o yüzden söyledi diyor:(

İşte böyle arkadaşlar:( o günden beri "ben nasıl bu hatayı yaptım?" "Ben nasıl böyle yaptım?" "Ben ne yaptım?" diye kendimi yiyip bitiriyorum. O kadar kötü oldum ki, üçkağıtçılığının ortaya çıktığı gün 24 saat beynime sürekli bıçaklar saplandı. Ölseydim keşke de böyle bir hataya düşmeseydim diyorum.


21 Temmuz 2014 Pazartesi

BEŞ YAŞINDAKİ ÇOCUĞA ANLATIR GİBİ


Hani karmaşık bir konuyu laf ebeliği yapmadan, beş yaşındaki bir çocuğun anlayabileceği şekilde anlatmak gerekir ya, işte bugün bunu yapacağım. Çünkü ekmek aldığım fırındaki orta yaşlı, bir çocuk annesi kadıncağızın bile "ama Esad da kaşınıyor" diyerek ondan bundan duyduğu yalanyanlış şeylerle kandırıldığına tanık oldum. Vatandaşın yalanlara değil gerçeklere ihtiyacı var. Gerçekleri de en basit şekliyle anlatmak en iyisidir. Beş yaşındaki çocuğa anlatır gibi. Hala akp'ye oy atanların anlaması için bu şart. :)




Amerika, İngiltere, Fransa ve İtalya'nın
ortadoğu petrollerinde hep gözü vardı.
Resimlerdeki Amerikalı ve İngiliz'in sevimli çizildiğine bakmayın
yaptıkları şeyler hiç sevimli değil okuyunca anlayacaksınız.

 Çok uzun yıllar önce de böyleydi.
Hatta İtalya Libya'ya saldırmış işgal etmiş uzun yıllar Libya'da kalmıştı.
Fransa Cezayir'de aynısını yapmıştı
İngilizler de Mısır'da.  

 
Bu ülkelerin başındaki adamlar o zamandan beri hep
"Müslümanların petrollerini ellerinden nasıl alsak? diye düşünürler.

Ayrıca Amerika, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin tek düşüncesi vardır GÜÇ ve PARA. Ne kadar çok para, o kadar çok güç. Silah satmak, tank, füze, insansız hava aracı gibi savaş gereçleri satmak, savaşta yıkılan binaları tekrar inşaa etmek çok karlı bir iştir! Mesela Amerikalı bir şirket Irak'ta inşaat işleri için 39.5 milyon dolar kazandı! Bu şirketin başında kim vardı dersiniz? Dick Cheney! Yani Irak'a girelim diyen ve Irak'ı işgal etmek isteyen adam!

Ne diyorduk? Bunlar hep Ortadoğuyu nasıl ele geçirsek diye düşünürler.

 

BULDUM!



Evet bulmuşlardı.
Müslüman ülkelere dost gibi yaklaşacaklardı.




Resimde olduğu gibi.
Suudi Arabistan kralı ve Amerikan başkanı Bush


Aynı kral başkan Obama ile

Sonra aralarında sünni-şii-(Alevi) kavgası çıkartacak,
birbirine düşürecek, iki tarafa da silah satacaklardı.


 
Şiiler kafirdir öldür cennete git, bol para silah bizden


Hayır, Müslüman Kardeşler yazan bu post üstünde kalacak.
Müslüman ülkelerde isimleri Müslüman, İslam vs. olan kukla örgütler yaratacaklardı.

Müslüman Müslüman'ı şii - sünni diye boğazlayacak, Amerika
ve bölgedeki dostu israil zil takıp oynayacaktı.



Bu çok bilinen bir orman yasasıydı:
Şöyle ki, zebralar bir aradayken aslanlar yaklaşamaz



Ama sürüyü bölüp, dağıtırlarsa bir zebrayı
kaparlar. Yani: Böl ve yönet.
oyunun kuralı buydu.

Çizgi film Voltran'ı hatırlayın:

 

Resimdeki bu beş arslan bir araya gelip
güçlerini birleştirip Voltran gücü oluşturunca onu kimse yenemiyordu




Beş arslanın tek gövdede birleşmiş hali:
Voltran gücü

Ülkeler de böyledir


Birlikte, elele, ulus devlet halinde güçlüdürler


Bölünürlerse güçsüzleşirler ve başka ülkelere
kolayca yem olurlar


Eski çağlardan beri böyledir.

Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya o yüzden ortadoğu
ülkelerini bölmek istiyor. Hem yönetecek, hem savaştan
kar edecek, hem petrollerine, doğal kaynaklarına konacak, hem
de Rusya'ya karşı dünyanın hakimi olacaklar.


     a
Evet, Amerika planını yapmıştı:
"önce ülkeleri karıştırır, iç savaş çıkartır, 
 sonra da size demokrasi ve özgürlük getirelim" deriz. 
diye gülüyorlardı.

Sinsi planlarını uygulamaya koyuldular.
1. sırada Müslüman Irak vardı.

Saddam zalim, Saddam kimyasal silah kullanıyor dediler
Irak'ı işgal ettiler. Saddam'ı öldürdüler. Petrolüne kondular. 

2. sırada Müslüman Libya, sünni Müslüman Kaddafi vardı.
Kaddafi zalim, kimyasal silah kullanıyor dediler.
Libya'yı bombaladılar, Kaddafi'yi öldürdüler.
petrolüne kondular.



Amerika Irak'a kendi askerleriyle saldırmıştı.
Amerikalı askerler ölünce Amerikan halkının hoşuna gitmedi.
O yüzden daha kurnaz bir yol buldular.
Farklı ülkelerden terörist,
para için savaşacak paralı askerleri
Libya üzerine saldırttılar.



 

3. sırada Müslüman Suriye ve lideri Müslüman Esat vardı.
 Esat zalim, kimyasal silah kullanıyor dediler.
Ama millet akıllanmıştı. Suriye halkı Esat'ı seviyordu
ve destekliyordu. Bu destekle 3 yıldır direniyorlar.
Amerika, 80 farklı ülkeden binlerce paralı teröristi
Suriye'ye saldırtıyor. Şimdi sormak gerekir:
zalim olan Amerika mı, Esat mı?
Muhalif denilenler Suriyeli bile değil!

   
Buraya kadar olanları hala anlamadıysanız
Kırmızı Şapkalı Kız
masalından bir benzetme yapalım:



Hatırlayın büyükanne kılığına giren kurda kırmızı şapkalı kız şöyle soruyordu:

- Burnun niye kocaman?
-Gözlerin niye büyük?
-Kulakların niye dev gibi?
-Dişlerin niye uzun?

Kurt da cevap veriyordu:
Seni daha iyi görebilmek,
Seni daha iyi duyabilmek için
Daha iyi koku alabilmek için
gibi cevaplar veriyordu.

Amerika'ya da sorarsanız

- Irak'ı niye bombaladın?
Irak lideri zalimdi
- Libya'yı niye bombaladın?
-Libya lideri diktatördü.
-Suriye'yi niye bombalıyorsun?
-Suriye lideri zorba.

gibi cevaplar veriyor.
Gerçek zalim, gerçek diktatör, gerçek zorba ise
kurt yani Amerika. Bunu görmemek için kör olmak lazım.



Bugün birçok insan kör gibi bu gerçekleri görmüyor ama Libya lideri Kaddafi ta 1982'de bugünleri görmüş ve bakın ne demişti:

Yukarıda Voltran gibi birleşince, ulus olunca, güçlü olunur, kimse bölemez demiştik ya, işte bu yüzden bölünme yanlıları ulus devlete
ulusalcılığa yani milliyetçiliğe karşıdır









Peki çocuklar diyeceksiniz ki, niye ülkeyi yönetenler
ülkesinin bölünmesini istesin?

Cevap: Kişisel çıkar (eski dilde menfaat)
yani para ve güç)

Bazı insanlar para ve güç için her şeyi yaparlar.
Banka soymak, uyuşturucu kaçakçılığı yapmak,
silah ticareti yapmak gibi. Bunun da ondan farkı yoktur.
Ülkesinin menfaatini değil kendi menfaatini düşünürler.
Ülke yanmış, yıkılmış, bölünmüş umurlarında olmaz.


Bazıları da geri zekalılıktan bunları destekler. Bunların algıları bozulmuştur, kimisi botoks yaptırmaktan beyni zehirlenmiştir. Doğru düşünemezler. İyiyi kötüden ayıramazlar. Mesela eli kanlı teröristlere acırlar. Stockholm sendromü (celladına aşık olmak)hastalığına yakalanmışlardır. Kimisi "sana Nobel ödülü verelim, sen bölücüleri destekleyen roman yaz' gibi cazip tekliflere kanar. Böylece bölmek isteyenleri yani Amerika'yı destekleyen yazarlar, şarkıcılar, tv kanalları ortaya çıkar.

"ay pkk'lılar kendi devletlerini kursunlar yazıkkk"




Ve bir de Amerika'nın parası, silahı, eğitimi ile Müslüman ülkelere saldıran güya İslamcı savaşçı, cihadcı gruplar var. Bunlar niye Gazze'deki Müslümanları bombalayan İsrail'e saldırmıyorlar?

Saldıramazlar çünkü bunlar Müslümanları öldürerek Amerika, İngiltere ve diğer emperyalist (başka ülkeleri bölüp,yönetip,kaynaklarını sömüren)ülkelere hizmet ediyorlar. Efendileri Amerika, İngiltere o yüzden İsrail'e saldıramazlar. Gazze olayı ile bunların maskeleri düştü.

Müslüman Suriye'ye saldıranlar önde teröristler
onların yuları Suudi Arabistan, Katar gibi Müslüman ülkeLer!
Arabanın içindeki Amerika.


Yine Amerika, Müslüman Suudi Arabistan, Müslüman Katar,
Müslüman Türkiye ve Yahudi İsrail ile Suriye'ye bombalıyor
Bahane aynı Suriye lideri zalim! Suriye halkı Esat'ı istemiyor.
( Gerçek: Esat'ı istemeyen Suriye halkı değil, ABD, İsrail)


Peki son bir soru:
Amerika Libya, Irak'a girdikten sonra o ülkelere
demokrasi ve özgürlük geldi mi?

Bu sorunun cevabını altta bulabilirsiniz:

Saddam sonrası Irak-tıkla

Libya Kaddafi'yi mumla arıyor - tıkla


Amerika sadece Ortadoğuyu karıştırmıyor. Sadece ortadoğuya saldırmıyor. Müslüman bir ülke olan Afganistan'dan da yıllardır çıkmıyor. Afganistan'da petrol yok. Niye orada? Çünkü en büyük rakibi Rusya'nın burnunun dibi ve petrol kadar para getiren esrar tarlaları var. Amerikan askerleri bizzat tarlaları koruyorlar ve Amerika buradan trilyonlar kar ediyor. Uyuşturucu ticaretiyle!

Afgan esrar tarlalarını koruyan Amerikan askerleri



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...