28 Mayıs 2017 Pazar

İFTAR YAPARKEN AÇLARI mı, TOKLARI mı anlarsınız?

Dini konular en az siyasi konular kadar ilgimi çekiyor. Zaten o yüzden bloğumdaki konu başlıklarımdan biri de "din".  E, Ramazan da gelince, bu konuda düşüncelerimi yazmadan edemedim. Baştan söyleyeyim, bu yazı "Oruç tutmayın" ya da oruç tutanları küçümsemek yazısı değildir. Tutanlara kolay gelsin.

Öncelikle, başlıktaki soru çok ilginç geldi ve dikkatimi çekti. Soruyu soran ben değilim. Sayın Dücane Cündioğlu' sormuş, kendisinin  twitter sayfasından alıntıdır. Sorusu tam olarak şöyle.



Tweetin orijinal kaynağına tıklarsanız bu soruya gelen okur yorumlarını da okuyabilirsiniz.

Malum, oruç ibadetinin maksadının zenginlerin yoksulların halinden anlamasını sağlamak olduğu söylenir.


Tabii nefsi tutmak, nefsine hakim olmak da başka bir amacı. Yani, buzdolabının içi yiyecek olduğu halde bakalım nefsine hakim olabilecek misin? Yemeden durabilecek misin? Otuz gün bunu başarabilirsen bir tür "nefsine hakim olma kursu" bitirmiş, sertifika almış gibi hissedeceksin.

Şimdi bu ikinci daha anlaşılır yani pekçok dinde nefsine hakim olma öğretisi vardır. Pekçok Budist rahip vejeteryandır, isteseler yiyebilecekleri halde diğer canlılara saygı ve sevgilerinden et yemezler.  Hristiyanlık ve Yahudi dininde de oruç vardır.  Hristiyanlar "Büyük perhiz" de yemezler, içmezler, cinsi münasebette bulunmazlar. Yahudiler "Yom Kippur" / Büyük Kefaret gününde yemez, içmez, deri giymez, cinsi münasebette bulunmaz, vücutlarına yağ ve krem sürmezler.

Yalnız burada şöyle bir soru ve sorun akla geliyor. Yılda bir kez nefsine hakim olma deneyimi yaşadın ve başarıyla bitirdin (30 gün) sonunda sertifikanı aldın. Peki bunun insana faydası ne? Yani "İstersem yemek yemeden saatlerce kalabilirim. İstersem saatlerce karıma /kocama yaklaşmayabilirim." tamam da. Toplumsal olarak bunun bir faydasını görüyor muyuz? Yani tecavüzler azalıyor mu? Hayır. Kadınlara, kız ve oğlan çocuklara hatta yetişkin erkeklere ve maalesef toplumun en korumasız canlıları olan hayvanlara tecavüzler dünyanın her ülkesinde de, özellikle Müslüman ülkelerde her yıl katlanarak artıyor. Müslüman ülkelerde tecavüz, hırsızlık, kötülük yok mu? Tam tersine bolbol var. Demek ki, oruç bir ülkeyi ya da bir toplu nefsine hakim olarak eğitmekte başarılı değil. Bir işe yaramıyor. Sadece tutan kişi "Ben bir şey başardım." diyerek kendini tatmin ediyor. "Allah da bana mükafat verecek" diye seviniyor da. Bu ikinci bir tür 'pazarlık' da oluyor. Sevgili arkadaşım Handan'ın  şurada yazdığı gibi.

Sanki tanrı insana "Sen beni seviyor musun? Beni ne kadar seviyorsun? Benim için 30 gün aç durabilir misin? O zaman beni sevdiğine inanırım." diyor. :) Allah gibi büyük bir varlığa yakıştıramıyorum ben. Kaldı ki, tüm dinlerde Allah'ın hoşuna gidecek bir 'kul' olmanın şartları hırsızlık yapmamak, ahlaksızlık yapmamak, adam öldürmemek, hayvanlara kötü davranmamak, anaya babaya kötü davranmamak, of bile dememek, (aklımda kaldığıyla yazıyorum), faiz almamak, faiz vermemek, adil olmak, kul hakkı yememek, dürüst olmak, kırmızı pul bibere kiremit tozu katmamak gibi şeylerdir. Yani kısaca iyi insan olmaktır. Sen iyi insan olursan, tanrı seni zaten sever. Niye üstüne bir de "Benim iç aç kal" gibi bir pazarlık yapsın?

Şimdi esas yukarıdaki soruya gelelim:

"İftar yaparken açların ve yoksulların halini mi, tokların ve zenginlerin halini mi daha iyi anlarsınız?"

Şu fotoğrafa bakınca, tokların ve zenginlerin halini daha iyi anlarız diye düşünüyorum.

İlgili resim

Bence insanlar iftar yaparken bol paralı ve zengin olma hırsına daha çok kapılırlar.
"Vay be yoksulların hali ne kötü" diye değil,  "Zengin olmak, parası olmak ne iyi" diye düşünürler. Ramazan sonunda fabrikasının patronluğundan istifa edip tüm işçileri fabrikaya ortak eden patron duydunuz mu? (Filmlerde olabilir o hariç.)Ya da Ramazan boyunca sokağa çıkıp maaşının bir kısmını  gecekondudaki insanlara dağıtanlar gördünüz mü? Onlardan geçtim, kaç Müslüman kapısının önüne kedi, köpek için muntazaman yılın 365 günü bir kap su koyuyor?  Ben oturduğum apartmanda hep Müslüman olduğunu iddia edenlerle (istisna komşular hariç) kavga ettim. Kedilerin su kabını ençok döken adam, giriş katta oturan (şimdi taşındı), bebek yaşta kızlarını türbana sokan adamdı.
4 ay tedavi gören, kisti, piresi, biti olmayan doktordan yeni gelmiş, sokakta yaşaması mümkün olmayan kediciği geçici bir süre için - minik yarası iyileşip, yeniden bahçeye/sokağa alışacak kadar cesaretini toplayana, depresyonu atlatana kadar bile evine almak istemeyen ve onca emeğin, fedakarlığın heba olup, kedinin - büyük ihtimalle ölmesine sebep olan komşum, başını da örten, her yıl orucunu da tutan, namazını da kılan komşumdu. (Ayrıntılarını Lokum'un Öyküsü adlı yazımda anlattım. Ana sayfada sağda duruyor.)


rich man throwing money to people cartoon ile ilgili görsel sonucu
İftar açınca 'aydınlandım';
"Alınnnn bütün param sizin olsun."
diyen birini gördünüz mü?

Ya da  "Yahu aç kalmak ne zormuş her gün bir yoksulun evine bir tencere yemek götüreyim." diyen gördünüz mü? 

Bence iftarda hissedilen duygu "Oh nihayet yemek!"

"İyi ki, yoksul değilim."

duygusu ve  "Şimdi cennete gideceğim. "ya da "Dinin gereğini yerine getirmiş" olmanın rahatlığı ve tatmin olma hissi. Bunlar da insanın kendisi için yararlı şeyler yoksa ben deistim, Allah'ın Ayşe'nin, Fatma'nın otuz gün boyunca şu kadar saat aç ve susuz kalmasıyla onları daha çok seveceğini sanmıyorum.  Ya da Ali'nin, Veli'nin aç kalmasıyla ilgileneceğine ya da koskoca yaratıcının Ayşe, Fatma kocasından bilmem kaç saat uzak durmuş, durmamış umurunda olacağına inanmıyorum. Kaldı ki, bu insanlar bu kadar seks manyağı mı? Zaten karı-kocaların çoğu ( evli değilim bu konuda ahkam kesmek ne kadar doğru olur bilmesem de) anam,babam hayattayken yani biliyorum, odaları bile ayrıydı, hatta anneannem, dedemin de odaları ayrıydı, vatandaş Netflix'teki Hollywood dizileri gibi gündüz çoluk çocuk evdeyken öpüşüp, koklaşmıyor, zaten akşama kadar bekler yani çoluk çocuk yatana kadar - mantık yürütüyorum) Yani tanrının hiç işi gücü kalmadı da bunla mı ilgilenecek?

Pekçok insanın iftarda kendi kendini 'ya ben kediye bir kap su koymuyorum, mama filan almıyorum, kediye, köpeğe bakana kızıyorum, onlara para harcayanlara daha da kızıyorum, dedikodu yapıyorum, sınav sorularını verdiler hiç ses etmedim oh canıma minnet dedim hak etmediğim halde filan bölümü kazandım yani birçok halt yedim ama bari 30 gün oruç tutayım da, kendimi iftar açarken 'iyi insan' hissedeyim diye düşündüğüne inanıyorum. Tabii bilinçaltı yoksa bu yazdığım şekilde düşünmüyor. İyi insan olmak kolay değil, oruç tutmaktan daha zor bir şey, kolay mı mesela üşenmeyip her gün ORMANA gidip köpekleri doyurmak? Bunu yapan insan var. Evinde o köpekler için koca bir tencere yemek pişiriyor ayrıca. Battaniye filan götürüyor üşümesinler diye kutulardan ev yapıyor. 25 - 30 köpek az da değil. Şimdi herkes bunu yapamaz, yapamıyor ve 'oruç' gibi aslında hiç de zor olmayan bir eylemi, iyilik yapmanın yerine geçiriyor. 'Substitute ilaç" gibi bir nev'i. Kendini de tatmin ediyor. 30 gün oruç tuttum. Açların halinden anladım. Anlasa, gidip ormandaki köpekleri doyuracak ama doyurmuyor. Bence hiç de anlamamış.

Ya da adam siyasetçi, 'milletin a.... koyana madalya takmış, mühürsüz oyları mühürlü saymış, hile yapmış, yolsuzluğun alasını yapmış, hırsızlığın alasını yapmış, oruç tutup, iftar açınca kendini "temiz, pak, ak" hissedecek.  Tanrı yerse...


Ya da


insanlar hep AKP'li, hem dinci. Bunlar oruç tutuyorsa, ben oruç tutmanın faydasını anlamıyorum.



Bir de şu var:

Aklın Gözü isimli twitter hesabındaki şu ilginç soru da dikkatimi çekti:


"Oruç sadece Mekke ve civarı için düşünülmüştür. Hz. Muhammed'in dünyanın küreselliği hakkında bilgisi yoktur."

 
     

Bu durumda, parası olan gidip Yeni Zelanda'da  10 saat oruç tutar.  Norveç'te yaşayan biri ise 20 saat oruç tutar. Şimdi bu durumda bir adaletsizlik, bir haksızlık yok mu? Ha, şimdi bakmışlar ki, ortada böyle bir haksızlık var, oruç süresini kısaltacak yeni fetvalar verilmiş. Peki, koskoca  peygamber bu hatayı nasıl yapmış? Dumura uğradım yani. Çünkü peygamberler de Allah'ın elçisi. Yani  "Oruç ibadetini kutuplarda şöyle, Rusya'nın yirmi saat güneş batmayan bölgelerinde şu şekilde tutacaksınız." diye bir cümle yok. Neden yok?


Kaynak: Aklın Gözü twitter


Şimdi gelelim, oruç tutulan ülkelerindeki durumlara:



Theresa May with Saudi Arabia's King Salman bin Abdulaziz Al Saud

Birkaç gün önce Amerika'dan milyonlarca dolarlık silah aldılar. Trump öyle sevindi ki, dans etti. Bu fotoğrafta da İngiltere başbakanı ile yine silah alım satımı konusunda görüşüyorlar. Suudi Arabistan Amerika'dan ve İngiltere'den aldığı bu silahları (bombalar, füzeler, savaş uçakları vs.) ne yapıyor?  Müslüman ülkelerdeki farklı mezhepten oluşan isyancıların olduğu bölgeleri bombalıyor. Çoluk, çocuk, kadın, erkek, genç, yaşlı, hastane, okul demeden. Müslüman Libya'nın ve Müslüman Suriye'nin bombalanmasında da yaptıkları gibi.

İngilizcesi olanlar yukarıdaki fotoğrafın altındaki 'kaynak tıkla' yı tıklayarak - ayrı pencerede açılır- okursa, Suudi Arabistan'ın yüzünden Yemen'de AÇLIK / KITLIK (starvation)olduğunu ve Suudilerin ülkedeki su kuyularını, sığır çiftliklerini, gıda fabrika, market ve yiyecek getiren uçak ve gemilerin limanlarını bombaladığını da görecek. Bu konuda daha önce yazı yazmıştım. 


Peki bu Suudi Arabistan Müslüman mı? Müslüman. 
Oruç tutuyorlar mı? Tutuyorlar. (Hatta tutmayanları görürlerse kırbaçlıyorlar filan)
Namaz kılıyorlar mı? Kılıyorlar.
Eeee?
Ne anladım bu Suud ailesinin  namazından, niyazından, orucundan, iftarından?

Sadece askeri, siyasi anlamda değil, bu Suudi Arabistan petrol zengi bir ülke ya. Buraya yoksul ülkelerden özellikle, kadınlar, genç kızlar hizmetçilik, aşçılık, hasta bakıcılığı, çocuk bakmak için 'yatılı hizmetçi' olmaya geliyorlar. Amaçları birkaç yıl çalışıp, para biriktirip ülkelerine dönmek. Ancak orada 'köle' olarak kullanılıyorlar. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar gibi ülkelere ayak bastığında önce bunları bir 'acenta'  karşılıyor, pasaportlarına el koyuyor. Bu sisteme 'kafala' diyorlar. Google'de 'kafala' yazın araştırın. Bu dil bilmeyen zavallıları zengin malikanelerine götürüyorlar, sonrası kabus:

Her tür işkence, eziyet başlıyor. Evin seks kölesi olmak, üzerine kızgın ütü bastırmak, vücuduna çivi çakmak, dişlerini sökmek, küfretmek, hakaret etmek, yemek yerine sofra artıklarıyla doyurmak, yatacak yer vermemek, para vermemek, merdiven sahanlığında ya da havasız, penceresiz yerlerde yatırmak, saatlerce çalıştırmak, dayak atmak.

Kaçabilen kaçıyor ve ülkesinin konsolosluğuna sığınıyor. Kaçamayan deliriyor veya ölüyor. Sonunda olaylar o kadar büyüyor ki, dünya çapında yankı yapıyor.

Kafala sistemi mağdurları hakkında alttaki kaynakları okuyabilirsiniz:

Türkçe kaynak

Bu da İngilizce bir kaynak: Suudi karı - koca, 49 yaşındaki üç çocuk annesi Sri Lanka'lı hizmetçi ağır çalışma koşullarından şikayet edince vücuduna 24 kızgın çivi çakmışlar. Fotoğraflar, röntgen resimleri ve yazının orijinali altta.


The mother of three has her hands checked by a nurse as a police officer takes a statement from her in a hospital 100 miles south of Colombo


Vile: An X-ray shows nails embedded into Ariyawathi's body
Zavallı kadının röntgen filmi



Körfez ülkelerinde ve özellikle Suudi Arabistan'da 1.4 milyon kadın hizmetçilik yapıyor. Suudi Arabistan, 400.000 ile en çok yoksul kadın alan ülke. Yukarıdaki 'çivili işkence' olayından sonra iki ülke arasında diplomatik bir  tartışma başladığını yazıyor haber. 

Suudi Arabistan'daki pekçok ülke büyükelçiliğine her yıl yüzlerce şikayet geliyormuş. 

Ayrıca yine o haberin en son paragrafında, 2008 yılında, Endonezyalı yatılı hizmetçi, Keni Binti Carda'nın şikayetinde 'yakılmak' ve 'dişlerini sökmek' gibi işkenceler gördüğünü yazıyor.


Belgien Das Hotel Conrad (Getty Images/AFP/H. Vergult)


Petrol şımarığı Birleşik Arap Emirliği prensesleri, Belçika'ya tatile gitmişler, oradaki en lüks otelde - Conrad'da kalmışlar. Giderken 20 hizmetçi de götürmüşler. Bu hizmetçilerin başlarına gelenleri Türkçe olarak, resmin altındaki linke tıklayarak okuyabilirsiniz. 


Demem o ki,  takke, tespih, türban, oruç hikaye, iyi insan olabiliyor musunuz? Mesele bu. 

Bu ülkenin askerini Balyoz diye tutuklat 'kandırıldım' de, pkk ile 'açılım' yap, akillere maaşlar ver, yine 'kandırıldım' de, 2013 yılına kadar Fetö ile sarmaş dolaş, kucak kucağa ol, ne isterse ver yine "kandırıldım" de. Kendinden başka herkesi Fetöcü ilan et, gerçek Fetöcüleri sal. Emniyet, yargı, medya her yeri akp'nin arpalığı yap, evet - hayır diye referandum düzenle, hayır diyeni 'terörist', 'darbeci' ilan et, mühürsüz/geçerli oylara geçerli kabul et, hırsızlık, yolsuzlukları inkar et, tivit atana, İzmir marşı söyleyen öğrenciye zulmet veya bunları yapanlara destek ol. Sonra iftar aç oldu canım.  

Sonuçta, tüm bunları düşününce, büyük çoğunluğun iftar açarken açların halini değil, tokların, zenginlerin halini anladıklarını sanıyorum. İftar yaparken "Yaşasın para, pul, Dolar, Euro, altın, yaşasın zenginlik, pis fakirler" diye düşünenlerin daha çok olduğuna inanıyorum. Birilerini ezecek, bombalayacaklar, adaletsizlik, haksızlık yapacaklar  ki, kendileri daha zengin olsun, daha güçlü olsun, daha zengin sofralarda iftar yapsınlar.


26 Mayıs 2017 Cuma

FETÖ'cüleri SALIYOR, SÖZCÜ' ye FETÖCÜ DİYORLAR

Ne kadar Fetö' den tutuklanan patron varsa bırakmışlar. Bank Asya yöneticisi dahil.

Cumhuriyet gazetesi liste yapmış, tek tek isimlerini  yazmış. Liste için


TOPBAŞ fetö  tahliye edildi ile ilgili görsel sonucu


Fethullah Gülen'in halasının torunu da serbest bırakılmış.
bu da kaynağı:


'bylock' kullandığı için Fetö'den gözaltına alınan AKP'li başkan serbest bırakılmış.



Fetö sanığı AKP'li bakana plaket veriyor!




Tabii bir de Fetö' ye geçmişte ne isterse veren, yıkama yağlama yapan, elini ayağını öpenler, Bank Asya'dan kredi alıp hükümet ve Fetö yalakalığı sayesinde yalıda oturanlar var ki, onlara  'dokunulmuyor'.  "kandırılmışlar" zaar.


hocaefendi'ye açık mektup ile ilgili görsel sonucu


Alayının kıçında Fettoş diye damga/mühür var. Şimdi bu damgayı, yıllarca AKP'liler 'Hocaefendi' derken "Fetoş" diyen ve Fettoş'un 30 dava açtığı Sözcü'ye,  Fettoş/ AKP'yle mücadele eden muhaliflere, Atatürkçülere atmaya çalışarak, kendilerini aklamaya çalışıyorlar.

Gökmen Ulu ve Mediha Olgun tutuklandı...




Galiba bunlar:
Emin Çölaşan - Bekir Çoşkun - Yılmaz Özdil - Uğur Dündar - Soner Yalçın



fetöcü akp liler ile ilgili görsel sonucu

Bunlar da 'kandırılmış'



fetöcü akp liler ile ilgili görsel sonucu

Bunlar da 'kandırılmış'


fetöcü akp liler ile ilgili görsel sonucu

Ama Sözcü 'Fetöcü"!!!



Bence, Sözcü'ye saldırının sebebi sadece AKP ve Fettoş'a muhalif olması,
Atatürkçü olması  değil,
 vatandaşın bilmediği şeyleri ortaya çıkartması:


[Haber görseli]

AKP'nin ÖĞRENCİLERE ve BİR ANNEYE ZULMÜ

Haberin orijinalini ve ayrıntılarını en altta eklediğim ODATV' nin linkine tıklayarak okuyabilirsiniz.

Ben kısaca anlatıyorum:

Çocukların bir kısmı lise, bir kısmı üniversite öğrencisi.  Referandum akşamı 'evet' kutlaması yapan AKP'lilerle sözlü olarak birbirlerine laf atmışlar. Olabilir bunlar genç, o ona bir şey der, öteki ona der. Kimin kime ne dediği yazmıyor. Ortada bir video, kanıt filan da yok. (Büyük ihtimal kanıt AKP'lilerin sözleridir). AKP'liler ne yaptıysa, çocuklar tepki olarak İzmir Marşı'nı ve İstiklal Marşı'mızı okumuşlar.

Ama sonuçta, Tayyip Erdoğan'a hakaret ettikleri gerekçesiyle tutuklanmışlar. Bir mahkeme bırakmış, öteki mahkeme tekrar tutuklatmış. Tutuklayan hep aynı hakim.

Hepsi vizeleri, sınavları kaçırmış, derslerinden olmuş, enaz bir dönem kaybetmiş durumdalar ve kötü muamele görüyorlarmış, yerlere yatırmışlar, dahası öğrencilerden Zekiye Balık'ın annesi AKP'nin öğrencilere bu zulmü yüzünden, üzüntüden kalp krizi geçirip ölmüş ve çocuğun annesinin cenazesine katılmasına izin vermemişler. Çocuklar üç aydır tutuklular. :(

Haberin linki burada: 


23 Mayıs 2017 Salı

ÖRTÜLÜ ÖDENEKTEN 300 000 LİRA ÇIKMADI mı?

SMA hastası Eymen bebek ilaç parası bulunamadığı için ölmüş. :(

Bu minik melek için günlerdir ülkemizde ilaç parasını denkleştirmek için kampanyalar başlatılmıştı.

Kampanyaya rağmen demek ki, vatandaşlar denkleştirememiş.

Peki sarayda oturan,  bilmem kaç bin lira cumhurbaşkanlığı maaşı alan, oturduğu saray KİRA da olmadığından, kira, doğalgaz, elektrik, su vermeyen, yemek içmek de sanırım bedava olan  - mühürsüzlerle % 40 küsurun başkanı -  da mı veremedi ilaç parası?


eymen bebek ile ilgili görsel sonucu


Gazetelerin yazdığına göre, DEVLETİN ÖRTÜLÜ ÖDENEĞİNDEN  her yıl, rekor miktarda para alıyormuş. (maaşı yetmiyor herhalde!)  Nerelere harcıyorsa, kimlere gönderiyorsa, şu bebeğin ilacı için 300.000 lira çıkartamadı mı? ( oğlunun gemilerini, damadının tankerlerini, filan Gold, falan kuyumcu, Şiraz konaklarını,  uçakla Malezya'ya taşıdığı iddia edilen, miktarı bilinmeyen, kendine sorarsanız 'yalan' olan kişisel servetini hiç saymıyorum, Merak ediyorum cidden ya. Benden başka merak eden yok mu?

İlgili kaynaklar:

Eymen bebek ilaç parası eksikliğinden öldü

örtülü ödenek rekor kırdı


22 Mayıs 2017 Pazartesi

HAFTANIN MELODİSİ - BE ANYTHING BUT BE MINE



Koca bir hafta daha geride kaldı. Bu hafta çok sevdiğim beş, altı kez izlediğim DÜŞLERİN TERZİSİ (The DRESSMAKER) filminden bir şarkıyı seçtim. Çok, çok eski bir şarkı, romantik melodi severlere göre. Çok şarkıcı plağa okumuş, ben ençok bu yorumunu sevdim. Dilimize çevirirsek: "Ne olursan ol ama benim ol" diyor. :)

Herkese güzel bir yeni hafta diliyorum. Çalışanlar terfi alsın, öğrenciler sınavlarını geçsin, bebekleri olanlara kolay gelsin, evlilere eşleri kırmızı güller getirsin, bekarlar  hayatlarının aşkına rastlasın.