22 Şubat 2017 Çarşamba

HAFTANIN MELODİSİ: SEN YOKSAN, BEN NİYE OLAYIM ?



 "Haftanın Melodisi" nde bugün lise sona gittiğim yıllardan kalma Fransızca bir şarkı var. O zamanlar çok sevilmişti. Umarım beğenirsiniz. Et Si Tu N'Existais Pas

Söyleyen: Joe Dassin,  "Eğer sen yoksan, sensiz bu dünyada ben niye olayım?" diyor. 1980 yılında,  42 yaşında, kalp krizi sonucu hayata veda etmiş. Mekanı cennet olsun. :(


20 Şubat 2017 Pazartesi

KAYAK PİSTİNDEKİ SAKALLILAR


"Türkiye, İran olacak" derken "Hahaha, siz paranoyaksınız." diyerek bizle alay ediyorlardı. 


Olimpik Kış Festivali'ndeki sporcular İslam'a davet edilmiş. 15 yıl önce ülkede yılbaşı kutlayanlara karışılmıyor, kış festivalini sakallılar basmıyordu. Benim bildiğim İslam'da önce tebliğ edilir, tebliğ işe yaramazsa, dayak, o da işe yaramazsa ne yapılıyor bilemiyorum.  Sakallıların kadınlara bakışına takıldım. Kadınlar "Bunlar da kim? Ne istiyorlar bizden? " rahatsızlığı içindeler. İsmailağa cemaati imiş. Hayır acaba "Kadın sporcuları tedirgin edelim, tepki göstersinler, gördünüz mü bunlar Kuran'a karşı, İslam'a karşı" diye yaygara kopartalım, mağdur rolü oynayalım"  diye mi düşündüler? Ancak işe yaramamış. Kimseyi kışkırtamamışlar. Güvenlik engel olmuş. (14 Şubat 2017)

Haberin aslı ve diğer fotoğrafları:



EVET / HAYIR KONUSUNDA İYİ BİR YAZI


Referanduma sunulan tasarının bu ülkenin insanlarına söylediği tek söz şudur: "Bana güven, gerisini merak etme sen!"

Yukarıdaki cümle, bugünkü DİKEN haber sitesi/gazetesi yazarı Bülent Somay'ın "Tane, tane" isimli yazısından alıntıdır. Yazının tamamını  şuradan okuyabilirsiniz. 

Yazıyı beğendim, iyi anlatmış.  Umarım sizler de beğenirsiniz. Okur olarak şunu eklemek istedim: 

Bu anayasa tasarısı şöyle diyor: "Beni yargılayabilirsiniz, ancak yargılayacakları ben seçeceğim: 

"Ahmet, Mehmet, Ali, Ayşe, Zehra, Hasan, Büşra, Merve, Selim sizleri seçtim. Beni sizler yargılayacaksınız." 

Komedi:))) Hele hele sürekli "Kandırıldım" diyen (aslında kandırılma filan yok, kandırılan bizleriz) birine güvenmek komedi değil traji komedi oluyor. 


19 Şubat 2017 Pazar

KÜÇÜK MELEĞİM :(

Resme tıklarsanız büyüyor

Hatırladınız belki.  Bir ay kadar önce bu güzelliklerin resimlerini koymuştum şurada

İki kardeştiler, Birbirleriyle oynamalarını seyretmeye doyamazdınız. "Minileeer" diye sesleniyordum. Soldaki, sarman olanı epeydir görmüyordum, meğer araba ezmiş:( Hep dua etmiştim "Allah'ım bunlar ezilirse ne olur görmeyeyim, gösterme bana" diye. Görmedim iyi ki:(  Görünce çok fena oluyorum, günlerce gözümün önünden gitmiyor:(  Bakıp bakıp da ezilen kaçıncı yavru kedim bilemiyorum:( Şimdi annesi ve kardeşi kaldı sadece. :( İkisi sarılıp uyurlardı minderde:( Bu yavrucukları ezilsin ağlayalım diye mi bakıyoruz biz? Alt kattaki komşum da bakıyor, hatta birkaç komşu birleşip 15 kilo kuru mama aldık bu güzeller için. Komşum "Çok ağladım, çok ağladım." dedi. E, komşucum, şimdi ağlamak onu geri getirir mi? Evine alsaydı bir tanesini tıpkı benim Bücürük'ü aldığım gibi, şimdi ağlamayacaktı o da, ben de. :(   Güzel, sarı miniğim neredesin şimdi sen? Arabalar altında kalıp, bir çöp gibi çöplere atılasın diye mi baktık aylarca sana? :(  Keşke dünyaya gelmeseydim ben...ne kötü bir yere gelmişim...

18 Şubat 2017 Cumartesi

KINADIKLARININ TIPKISI OLDULAR


Mahallenin kedici teyzesi olarak blog yazıyorum ya, zaman zaman kendime "Yahu yazıyorum, çiziyorum ama kimsenin fikri değişmeyecek, boşuna yazıyorum." diyorum.

Ülkenin halini Saftirik Town 'da dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım. Ama anlamak istemeyen yine anlamamış. Görmek istemeyen yine görmemiş. Duymak istemeyen yine duymamış. Ne yazık ki, öyle. :(

Ülkemizde olanlarla ilgili beni ençok şaşırtan şey, bu "anlamak istememek" durumu. Şöyle ki, bu ülkede geçmişte mağdur olanlar, "demokrasi, özgürlük, insan hakları, kişisel haklar" diyorlardı. Haklıydılar da. Bir taraf haksızdı, bir taraf mağdurdu.  Aradan 15 yıl geçti, hiçbir şey değişmedi. Sadece taraflar değişti. Sanki bir yönetmen "Şimdi yeniden rol dağıtımı yapıyorum, senaryoyu da yeniden yazdım, şimdi siz onların rolüne bürüneceksiniz, kınadığınız her kimse, aynısı olacaksınız dedi.

Dün, haksız güçlüydü, bugün yine haksız güçlü. Dün bir kesim mağdurdu, bugün yine bir kesim mağdur. Dün mağdur olan kesim "Vaktiyle bize yapılanı şimdi biz onlara misliyle yapıyoruz" diyemediği için değişen hiçbir şey yok. Kısacası, vaktiyle eleştirdiklerinin,  vaktiyle kınadıklarının aynısı oldular. Dün, "özgürlük, kişisel haklar, insan hakları" diyenler, bugün yılbaşı kutlayanların ölümüne "Oh olsun, çok iyi olmuş, gebersinler, Müslüman yılbaşı kutlar mı?" demeye başladılar. Yani ülkede hiçbir şey değişmedi sadece roller değişti.

Hiçbir şey anlatamadıysam, şu ülkede yaşı 40'ın üzerinde olan anneler, babalar

"Hani bir yıldız kayar ya birden
Hani bir dilek diler ya insan
İşte öyle bir şey.
İşte öyle bir şey.."

diye yıllarca televizyonlarımızda güzel, romantik şarkılar söyleyen Erol Evgin'i bilir ve sever.

Erol Evgin, aynı zamanda bir mimar,  özel yaşamıyla bile hep örnek olmuş, bir skandalı, bir yamuğu, bir terbiyesizliğini görülmemiş, iyi bir aile babası. Böyle bir sanatçıya bile

"Sen kimsin yeaaa, sen sanatçı olsan ne olur yaaa!"

diye sataşılmasından da mı insanlar rahatsızlık duymaz? Ya Erol Evgin'den bu ülke ne kötülük görmüş? Gözleri bu kadar mı kör oldu? Sevdiğine toz kondurmak istememenin de bir sınırı var evlat olsa insan  "Ya bu ne diyor?" diye düşünür. Kimse beni eleştirmesin, kimse bana 'gık' demesin, herkes beni övsün, herkes beni pohpohlasın, herkes benden yana olsun. Bu normal bir düşünce değil. İngiltere kraliçesini de eleştiriyorlar, ABD başkanını da, onlar normal insanlar olduğu için "ay facebook'ta bana kim hakaret etmiş, kim gık demiş, kim benim aleyhime twit atmış tutuklayın" demiyorlar.

Ama beni endişelendiren bir başka husus bunca yanlışa, hataya, kötü yönetilmeye ses çıkartmayanların ileride çok daha vahim şeylere de ses çıkartmayacaklardır. Haksız güçlü olduğu için kendini haklı görmeye başlarsa, hep öyle gider.